İlişki SorunlarıVideo: 0:49

“Ben Böyleyim” Dediğimizde: Gerçek ve Sahte Kendilik

Puanlar yükleniyor…

Bu videoyu değerlendirmek için bir yıldız seçin.

Bu videoda

Kişiliğimiz sandığımız davranışlarla kabul görmek için öğrendiğimiz tepkileri nasıl ayırabiliriz? Gerçek ve sahte kendilik kavramları üzerinden uyum sağlama, ihtiyaçlarımızı fark etme ve ilişkilerde kendimize yer açma sorularını ele alıyoruz.

Videonun yazısını oku ↓

Yorumlar

Yorumlar herkese açıktır.

Hesabınız kontrol ediliyor…

Yorumlar yükleniyor…

Videonun yazısı

Metin Karaahmetli adlı uzmanın videosundaki ana fikirden yola çıkarak hazırlanmıştır.

Bazen “ben böyleyim” deriz

“Ben pek bir şey istemem.” “İnsanları kırmayı sevmem.” “Ben her şeyi kendim hallederim.” Bazen kendimizi böyle anlatırız. Peki gerçekten böyle miyiz? Yoksa yıllar içinde böyle davranmayı mı öğrendik? Bu soruyu sormak, kendimizle ilgili bildiğimiz her şeyi geçersiz saymak değildir. Biraz durup, çok tanıdık gelen davranışlarımıza yeniden bakmaktır.

Psikolojide kendilik kavramı, kendimizi nasıl tanımladığımızı ve değerlendirdiğimizi de kapsar. Özelliklerimiz, becerilerimiz ve üstlendiğimiz roller bu tanımın parçalarıdır. Dolayısıyla “Ben kimim?” sorusuna verdiğimiz yanıt, yalnızca yaptıklarımızı değil, yaptıklarımıza yüklediğimiz anlamı da içerir. (İlgili sayfa)

Örneğin arkadaş grubunda bütün planları başkalarına bıraktığımızı düşünelim. Bunu “Ben uyumlu biriyim” diye açıklayabiliriz. Gerçekten farklı seçeneklerden benzer ölçüde hoşlanıyor olabiliriz. Ama bir başka ihtimal de vardır: Kendi tercihimiz kabul edilmezse incinmekten çekindiğimiz için hiç tercih söylemiyor olabiliriz. Dışarıdan aynı görünen davranış, bu iki örnekte farklı anlamlar taşır.

Burada kendimize yöneltebileceğimiz soru şudur: “Bunu istediğim için mi yapıyorum, yoksa başka türlü davranırsam bir şey kaybetmekten mi korkuyorum?” Hemen kesin bir yanıt bulmamız gerekmez. Üstelik yanıt her ortamda aynı olmayabilir. İşte rahatça konuşurken aile içinde susuyor, arkadaşlarımızdan yardım isterken partnerimizden isteyemiyor olabiliriz. Önce bu farklılıkları fark etmeyi deneyebiliriz.

Gerçek ve sahte kendilik ne demek?

Winnicott’un kuramsal yaklaşımında gerçek kendilik, kişinin kendiliğinden gelen yaşantılarıyla, canlılık ve kendisi olma hissiyle ilişkilidir. Sahte kendilik ise çevrenin beklentilerine uyum sağlayan, kimi zaman kişinin iç dünyasını koruyan bir yapılanma olarak ele alınır. Burada herkesin içinde birbirinden tamamen ayrı iki kişilik bulunduğundan söz edilmiyor. Bir kuramın, kendimizle ve çevremizle ilişkimizi anlamlandırmak için sunduğu ayrımdan söz ediliyor. (İlgili sayfa)

“Sahte” sözcüğü burada yalancı, kötü niyetli veya insanları kandıran kişi anlamına gelmez. Kavramı ahlaki bir suçlama gibi okumak yerine, dış beklentilere uyum sağlamanın koruyucu işlevi üzerinden düşünmek gerekir. Bu yaklaşımda mesele yalnızca dışarıya ne gösterdiğimiz değil, bunu yaparken kendi yaşantımıza ne kadar yer kalabildiğidir. (İlgili sayfa)

Örneğin üzgün olduğumuz bir gün “İyiyim” dediğimizi düşünelim. Bunu, o anda konuşmak istemediğimiz için söylemiş olabiliriz. Bu durumda mahremiyetimizi seçiyoruzdur. Başka bir durumda ise üzgün görünürsek kimsenin bizimle kalmayacağına inanıyor olabiliriz. Aynı kelimeyi kullanmış olsak da kendimize soracağımız sorular farklılaşır.

Bu nedenle kavramı “Bende hangisi var?” diye uygulanan bir teste çevirmeyelim. Daha açık bir soru sorabiliriz: “İçimde olanla dışarıya gösterebildiğim arasında nasıl bir ilişki var?” Amacımız üzerimize yeni bir etiket yapıştırmak değil. Kendi deneyimimizdeki ayrıntıları, çelişkileri ve seçimleri daha dikkatli görebilmek.

“Böyle olursam beni severler” düşüncesi

Videonun merkezindeki ihtimal şu: Çocukken sevilmek, kabul edilmek veya terk edilmemek için bazı parçalarımızı kendi içimize çekmiş olabiliriz. Sonra büyür, bu davranışları kişiliğimizin değişmez özellikleri sanabiliriz. Bu, her davranışımızın açıklaması değildir. Geçmişimizi düşünürken üzerinde durabileceğimiz olası bir anlamdır.

Çocuklukta aileden, arkadaşlardan ve öğretmenlerden alınan mesajlar, kişinin kendisini değerlendirme biçimini etkileyebilir. Bununla birlikte kendimize bakışımızda kişisel özellikler ve sonraki yaşam olayları da rol oynayabilir; açıklamayı yalnızca çocukluğa indirmemek gerekir. (nhs.uk)

Örneğin itiraz ettiğinde sürekli “Ne kadar zor bir çocuksun” denilen, sessiz kaldığında ise övülen bir çocuk düşünelim. Bu varsayımsal örnekte çocuk, “İstemediğimi söylersem sorun çıkarırım” şeklinde bir anlam kurmuş olabilir. Yetişkin olduğunda da itiraz etmemesini “Ben zaten kolay anlaşılır biriyim” diye anlatabilir. Ama bu örnek, bugün sessiz kalan herkesin böyle bir geçmişi olduğu anlamına gelmez.

Buradaki düşünme sorusu, geçmişten suçlu çıkarmak değil, öğrenilmiş olabilecek kuralı görünür kılmaktır: “Kabul görmek için ne yapmam gerektiğini düşünüyordum?” Belki başarılı olmak, belki kimseye ihtiyaç duymamak, belki de hep neşeli görünmek. Ardından bugüne dönebiliriz: “Bu kuralı hâlâ her ilişkide uygulamak istiyor muyum?” Çocukken anlamlı bulmuş olabileceğimiz bir davranışı bugün yeniden değerlendirmek, o zamanki halimizi küçümsemek değildir. Bugünkü seçeneklerimizi ayrıca düşünmektir.

Kişilik özelliği mi, belirli bir durumda verdiğimiz tepki mi?

“Ben çekingenim” cümlesiyle “Kalabalık toplantılarda söz almakta zorlanıyorum” cümlesi aynı kapsamda değildir. İlkinde kendimizi bütünüyle tanımlarız. İkincisinde belirli bir durumu anlatırız. Kendilik tanımımızın özellikler ve roller içerdiğini düşündüğümüzde, bu ifadeleri birbirinden ayırmak için bir alan açılır. (İlgili sayfa)

Kendimizle ilgili kesin bir cümleyi ele alalım: “Ben yardım istemem.” Bu cümlenin yanına birkaç soru koyabiliriz:

  • Hiç mi yardım istemiyorum, yoksa belirli kişilerden mi istemiyorum?
  • Yardım istemek bana ne anlama geliyor?
  • Reddedilmekten mi, borçlu hissetmekten mi, beceriksiz görünmekten mi çekiniyorum?
  • Birisi yardımımı istediğinde onu da aynı biçimde mi değerlendiriyorum?

Bu soruların amacı, yardım istemeyen birinin mutlaka bir sorun yaşadığını söylemek değildir. Kendi başımıza yapmayı sevdiğimiz işler olabilir. Asıl araştırdığımız, bu davranışın bizim için bir tercih mi, yoksa ihlal edemeyeceğimizi düşündüğümüz bir kural mı olduğudur.

Örneğin bir işi tek başına yapmaktan keyif alan biriyle, yardıma ihtiyaç duyduğu halde “Bunu istersem değersiz görünürüm” diye düşünen birini hayal edelim. İkisi de dışarıdan bağımsız görünebilir. Ancak ikinci örnekte üzerinde durulabilecek şey bağımsızlık değil, yardım istemeye yüklenen anlamdır. Böyle bakınca “Ben böyleyim” cümlesi tamamen silinmez; yanına koşullar, istisnalar ve yeni sorular eklenir. Kendimizi daha ayrıntılı anlatmaya başlarız.

Uyum sağlamak kendimizden vazgeçmek midir?

Bu soruyu düşünmek için iki varsayımsal akşam planını karşılaştıralım. İlkinde arkadaşımızın sevdiği bir restorana gitmeyi kabul ediyoruz. Bizim başka bir tercihimiz var ama onun sevincine ortak olmak istiyoruz. Gerekirse başka bir öneri sunabileceğimizi de düşünüyoruz. Burada kendi isteğimizi biliyor ve o akşam farklı bir seçim yapıyoruz.

İkinci örnekte aynı restorana gitmeyi kabul ediyoruz, fakat kendi tercihimizi söylemek aklımızdan bile geçmiyor. Çünkü farklı bir şey istersek zor, bencil veya sevilmeyecek biri olacağımızı düşünüyoruz. Eve dönünce de “Yine hiç istemediğim bir şey yaptım” diyoruz. Bu iki durumu yalnızca “Uyum sağladı” diyerek aynı başlıkta toplamak, aralarındaki önemli farkı kaçırmak olur.

Ayırt etmeye çalıştığımız şey, her zaman kendi istediğimizi yapmak değil; kendi isteğimizin de seçenekler arasında bulunup bulunmadığıdır. Kendimizi ifade etmenin yanı sıra, zaman zaman beklemeyi, uzlaşmayı veya karşı tarafa öncelik vermeyi de seçebiliriz.

Burada bir düşünme denemesi yapabiliriz: “Aynı durumda hayır demem mümkün olsaydı, yine evet der miydim?” Yanıtımız evetse, davranışımızı hemen kendimizden vazgeçmek diye yorumlamayalım. Yanıtımız hayırsa da kendimizi suçlamayalım. Bir başka soruya geçelim: “Hayır demeyi benim için bu kadar zorlaştıran ne?” Bu soruya verilen yanıt, davranışın dış görünüşünden daha açıklayıcı olabilir.

Yakın ilişkilerde kendimize ne kadar yer bırakıyoruz?

Örneğin partnerimizle hafta sonunu nasıl geçireceğimizi konuştuğumuzu düşünelim. Biz dinlenmek istiyoruz, o arkadaşlarıyla kalabalık bir buluşma öneriyor. “Fark etmez” diyoruz. Sonra buluşma boyunca sessizleşiyor, eve dönünce de anlaşılmadığımızı düşünüyoruz. Bu varsayımsal örnekte hem dinlenme isteğimiz hem de o isteği söylememizin önündeki düşünce üzerinde durabiliriz.

Kendi ihtiyacımızı ifade etmeyi denemek, karşımızdaki kişinin davranışlarının sorumluluğunu üstlenmek değildir. Örneği iki ayrı soruyla inceleyebiliriz: “Ben ne istediğimi söyleyebiliyor muyum?” ve “Söylediğimde karşımdaki kişi bunu nasıl karşılıyor?” Bu sorulardan birini diğerinin yerine koymayalım. İlişkiyi yalnızca bir kişinin daha açık konuşması üzerinden değerlendirmeyelim.

Bu örnekte “Anlasaydı söylememe gerek kalmazdı” düşüncesini de ele alabiliriz. Karşımızdakinin dinlenmek istediğimizi tahmin etmesini bekliyor olabiliriz. Peki bunu açıkça söylediğimiz bir konuşma nasıl görünürdü? “Sizinle görüşmek istiyorum ama bu hafta çok yoruldum. Daha kısa kalmayı tercih ederim” cümlesi, hem yakınlık isteğine hem dinlenme ihtiyacına yer verebilir.

Burada amaç kusursuz bir iletişim cümlesi bulmak değildir. Örnek üzerinden kendimize şunu sorabiliriz: “İlişkide kalabilmek için kendimle ilgili hangi bilgileri saklıyorum?” Tercihlerimizi, kırgınlığımızı, yardım ihtiyacımızı veya farklı düşündüğümüz konuları mı? Bu listeyi bir suçlama dosyası gibi değil, konuşulabilecek konuları fark etmek için kullanabiliriz.

Duygu, düşünce ve ihtiyacı ayrı ayrı dinlemek

Kendimize dair otomatik değerlendirmeleri not etmek ve onları destekleyen ya da sorgulatan örneklere bakmak, kendimize bakışımızı incelemenin bir yoludur. (nhs.uk) Bunu gündelik bir durumda üç farklı soru üzerinden deneyebiliriz: Ne hissediyorum? Aklımdan ne geçiyor? Şu anda neye ihtiyaç duyuyorum?

Örneğin bir arkadaşımızın bizden son anda yardım istediğini düşünelim. O gün dinlenmek istiyoruz. İçimizde bir sıkışma var ve aklımızdan “Gitmezsem kötü bir arkadaşım” geçiyor. Bu örneği şöyle ayırabiliriz:

  • Duygu: Suçluluk, endişe veya isteksizlik hissediyorum.
  • Düşünce: Yardım etmezsem arkadaşlığımın değeri azalacak diye düşünüyorum.
  • İhtiyaç ya da tercih: Dinlenmeye ve planladığım zamanı korumaya ihtiyaç duyuyorum.

Bu ayrım, otomatik olarak “Gitmemeliyim” sonucuna götürmez. Arkadaşımızın durumunu öğrendikten sonra yardım etmeyi seçebiliriz. Başka bir destek yolu önerebiliriz. O gün gidemeyeceğimizi söyleyebiliriz. Önce kararın içinde nelerin bulunduğunu görmeye çalışıyoruz.

Kendimize “Böyle hissetmemeliyim” demek yerine, “Bu duyguyla birlikte ne düşünüyorum?” diye sorabiliriz. Örnekteki suçluluğu, kötü arkadaş olduğumuzun kesin kanıtı olarak kullanmak zorunda değiliz. Aynı şekilde dinlenme isteğimizi de tek başına kararın bütün gerekçesi yapmak zorunda değiliz. Hem kendimizi hem ilişkiyi dikkate alan bir yanıt arayabiliriz. Burada önemli olan, kendi deneyimimizi daha baştan tartışma dışı bırakmamaktır.

Büyük bir değişim yerine küçük bir gözlem

Kendimizle ilgili bir alışkanlığı fark ettiğimizde, hemen bütün ilişkilerimizi değiştirmek zorundaymışız gibi bir görev çıkarmayalım. Başlangıç için daha küçük bir soru seçebiliriz: “Bir sonraki benzer durumda neyi gözlemlemek istiyorum?” Kendimizle ilgili kesin yargılara karşı somut örnekleri not etme yaklaşımı, bu gözleme eşlik edebilir. (nhs.uk)

Örneğin her davete hemen evet dediğimizi düşünelim. Bir sonraki davette mutlaka hayır demek yerine, “Takvimime bakıp haber vereyim” demeyi deneyebiliriz. Sonrasında o kısa aralıkta ne düşündüğümüze bakabiliriz. Gerçekten gitmek istiyor muyuz? Bir başka planımız mı var? Karşı tarafı bekletmiş olmaktan mı rahatsız oluyoruz?

Bu gözlemi birkaç satırla kaydetmek istersek şu sırayı kullanabiliriz:

  1. Durum: Benden ne istendi?
  2. İlk tepki: Hemen ne söylemek istedim?
  3. Beklenti: Farklı yanıt verirsem ne olacağını düşündüm?
  4. Tercih: Koşulları değerlendirdiğimde ne istedim?
  5. Olan: Karşı taraf gerçekte nasıl karşılık verdi?

Bu, kendimize puan vereceğimiz bir çalışma değildir. Yine hemen evet demişsek, o anı başarısızlık diye adlandırmamız gerekmez. “Yanıt vermeden önce düşünmekte zorlandım” demek, daha somut bir gözlemdir. Bir başka gün farklı bir durum seçebiliriz. Örneğin yemek tercihimizi söylemek, bir konuda kararsız olduğumuzu kabul etmek veya küçük bir yardım istemek. Hedef, dışarıdan daha iddialı görünmek değil; kendi kararımızı biraz daha yakından tanımaktır.

Kendimiz olmak, her düşündüğümüzü söylemek değildir

Kendimizi ifade ederken hem kendi ihtiyaçlarımızı hem başkalarının ihtiyaçlarını dikkate alabiliriz. Atılgan iletişim, karşılıklı saygı çerçevesinde düşünülür; yalnızca kendi isteğimizi kabul ettirmek anlamına gelmez. (nhs.uk) Bu nedenle “Artık kendim olacağım” düşüncesini, aklımızdan geçen her şeyi hemen söyleme zorunluluğuna çevirmeyelim.

Örneğin bir konuşmadan incindiğimizi düşünelim. “Sen zaten hep böylesin” demekle, “Az önceki sözün beni incitti; bunu konuşmak istiyorum” demek farklı konuşma başlangıçlarıdır. İkinci cümlede de rahatsızlığımızı saklamıyoruz. Ancak karşımızdaki kişinin bütün kişiliğini tanımlamak yerine, konuşmak istediğimiz durumu belirtiyoruz.

Benzer biçimde bir sınır cümlesi, ilişkiyi bütünüyle reddetmek zorunda değildir. Varsayımsal olarak “Bugün uzun konuşamayacağım, yarın daha uygun olacağım” diyebiliriz. İlişkide kendimizi unutmadan sınır ifade etmek üzerine düşünürken, anlaşılmama hissi ve sınır koyma arasındaki ilişkiyi ele alan açıklama bu ayrımı derinleştirebilir.

Bununla birlikte her durumu doğru cümleyi bulma meselesine indirgemeyelim. Korkutma, tehdit veya şiddetin bulunduğu bir ilişkide, kendimizi daha iyi anlatmayı tek başımıza çözmemiz gereken bir ödev gibi görmeyelim; güvenliği ve uygun profesyonel desteği önceleyelim. Daha gündelik anlaşmazlıklarda ise şu soruyla başlayabiliriz: “Ne söylemek istiyorum ve bunu karşımdakini küçültmeden nasıl ifade edebilirim?” Kendimize yer açarken başkasının varlığını silmemiz gerekmez.

Geçmişi anlamak, bugüne kesin bir neden bulmak değildir

“Bunu çocukken öğrendim” cümlesini bir ihtimal olarak düşünmekle, kesin bir açıklama olarak kabul etmek arasında fark vardır. Videonun açtığı soruyu kendi hayatımıza taşırken bu farkı koruyalım. Bugünkü bir davranıştan yola çıkarak geçmişimizde mutlaka belirli bir olay yaşandığı sonucuna varmayalım. Hatırlamadığımız yerleri, bir kurama uyacak şekilde doldurmaya çalışmayalım.

Örneğin övgü aldığımızda rahatsız olduğumuzu düşünelim. Bunun anlamını araştırırken “Çocukken hiç takdir edilmedim” sonucuna hemen atlamak yerine, bugünkü deneyimi ayrıntılandırabiliriz. Övgüyü hak etmediğimizi mi düşünüyoruz? Sonrasında daha fazlasının bekleneceğinden mi çekiniyoruz? İlgi odağı olmak mı istemiyoruz? Bu sorular aynı davranışa farklı açılardan bakmamıza imkân verir.

Aynı dikkat, kendimizi yargılarken de gerekli. “Demek ki bugüne kadar sahteymişim” sonucuna varmak, yazının başındaki merakı başka bir sert etikete dönüştürür. Bunun yerine şöyle sorabiliriz: “Hangi davranışlarım bana hâlâ uygun geliyor, hangilerini yeniden düşünmek istiyorum?” Yardımseverliğimizi koruyup her isteği kabul etme zorunluluğumuzu sorgulayabiliriz. Sakinliğimizi sevebilir, ama kırıldığımızda konuşmayı da isteyebiliriz.

Böylece geçmişteki bütün tercihlerimizi iptal etmek zorunda kalmayız. Kendimize bir saflık sınavı uygulamayız: “Bu tamamen bana mı ait, tamamen başkasından mı öğrendim?” Daha kullanılabilir bir soruya geçeriz: “Bugün bu davranışı hangi koşullarda seçiyorum ve başka seçeneklere yer verebiliyor muyum?”

Bu soruları ne zaman bir uzmanla ele alabiliriz?

Kendimizle ilgili bu sorulara tek başımıza kesin yanıtlar bulmak zorunda değiliz. Kendilik değeriyle ilgili zorlanmalarda konuşmaya dayalı psikolojik destek yardımcı olabilir. (nhs.uk) Özellikle aynı ilişki durumunu tekrar tekrar anlamlandırmaya çalışıyor, fakat nereden başlayacağımızı bilemiyorsak, bunu bir görüşmenin konusu olarak getirebiliriz.

Örneğin ilk görüşmede “Gerçek kendiliğimi bulmak istiyorum” gibi kapsamlı bir açıklama yapmak yerine, somut bir olay anlatabiliriz: “Geçen hafta istemediğim bir şeyi kabul ettim. Hayır demeyi düşündüğümde çok gerildim. Bunun benim için ne anlama geldiğini anlamak istiyorum.” Böyle bir başlangıç, hazır bir tanımız veya eksiksiz bir hayat öykümüz olmasını gerektirmez.

Destek aramayı düşünürken psikoloğa başvurmayı değerlendirmeye yardımcı olan sorulara da bakabiliriz. Buradaki amaç, kendimizi yeterince kötü olduğumuza ikna etmek değil; hangi konuda konuşmaya ve düşünmeye ihtiyaç duyduğumuzu belirlemektir. Bir uzmana götürmek istediğimiz soruyu henüz tam kuramıyorsak, bunu da olduğu gibi söyleyebiliriz.

“Bu gerçekten ben miyim?” sorusunun yanıtını tek bir davranıştan çıkarmayalım. Bazen kendi isteğimizi fark edeceğiz, bazen kararsız kalacağız, bazen de ilişkimizi gözeterek farklı bir seçim yapacağız. Önemli olan, kendimizi değişmez bir cümleye kapatmak yerine deneyimimize bakabilmek. “Ben böyleyim” dediğimiz yerde, belki artık bir soru daha sorabiliriz: “Peki bugün nasıl davranmak istiyorum?”

🔑 Anahtar Noktalar

  • 1Gerçek ve sahte kendilik, kişiyi iyi veya kötü diye sınıflandırmak için değil, iç yaşantısıyla dış beklentiler arasındaki ilişkiyi düşünmek için kullanılan kuramsal kavramlardır.
  • 2Kişiliğimiz sandığımız bazı davranışları, kabul görmek için öğrenmiş olabileceğimiz tepkiler olarak da inceleyebiliriz.
  • 3Uyum sağlamayı değerlendirirken yalnızca davranışa değil, kendi tercihimize ve farklı davranma seçeneğimize ne kadar yer kaldığına bakabiliriz.
  • 4Duygu, düşünce ve ihtiyacı ayrı ayrı ele almak, belirli bir durumda ne yaşadığımızı daha açık anlatmamıza yardımcı olabilir.
  • 5Küçük gündelik durumları gözlemlemek, kendimize kesin etiketler koymadan davranışlarımızı sorgulamanın bir yoludur.
  • 6Geçmişi anlamaya çalışmak, bugünkü davranışlardan kesin çocukluk öyküleri çıkarmak veya kendimizi sahte olmakla suçlamak değildir.

❓ Sık Sorulan Sorular

Uyumlu davranıyorsam kendimden vazgeçiyor muyum?
Yalnızca uyumlu davranmanızdan bu sonuç çıkarılamaz. Yazıdaki ayrım, kendi tercihinizi bilerek uzlaşmanızla, farklı bir tercih belirtmeyi mümkün görmemeniz arasındadır. “Başka bir yanıt verebilseydim yine bunu seçer miydim?” sorusunu düşünebilirsiniz.
“Ben böyleyim” dediğim bir davranışı nasıl sorgulayabilirim?
Genel tanımı belirli bir olaya çevirebilirsiniz. “Ben yardım istemem” yerine, en son ne zaman yardım istemediğinize, kimden istemekte zorlandığınıza ve isteseydiniz ne olacağını düşündüğünüze bakabilirsiniz.
Geçmişimi tam hatırlamadan bu konu üzerine düşünebilir miyim?
Bugünkü somut bir durumdan başlayabilirsiniz: Ne oldu, ne düşündünüz, ne istediniz ve nasıl karşılık verdiniz? Geçmişe ilişkin boşlukları tahminle doldurmanız veya davranışınıza hemen tek bir neden bulmanız gerekmez.
Kendim olmak için her isteğimi dile getirmem mi gerekiyor?
Yazıda önerilen şey, her isteği hemen söylemek değil, karar verirken kendi isteğinizi de hesaba katmaktır. Bir tercihi ifade etmek, ertelemek, paylaşmamak veya uzlaşmak arasındaki seçimin sizin için ne anlama geldiğini inceleyebilirsiniz.