Farklı insanlar, benzer bir son
Hiç düşündünüz mü, hayatınıza giren insanlar birbirinden farklı olduğu halde neden ilişkilerinizde benzer bir yerde buluyorsunuz kendinizi? Birinin hayatı, diğerinin karakteri, bir başkasının sizinle tanışma biçimi farklıdır. Ama sonunda yine bekleyen, anlaşılmaya çalışan ya da kendini kanıtlamak zorunda hisseden kişi siz olabilirsiniz.
Burada yalnızca “Neden hep aynı insanları seçiyorum?” sorusuna bakmak yetmeyebilir. Bir başka soru daha vardır: “Bu ilişkilerde ben nasıl bir konuma yerleşiyorum?” Çünkü tekrar eden şey bazen insanların özelliklerinden çok, ilişkinin içinde yaşadığınız deneyimdir. Ulaşılması zor birine yaklaşmaya çalışmak, yeterince görülmediğinizi hissetmek, karşı tarafın ilgisini kazanmak için kendinizden uzaklaşmak.
Bu ihtimali düşünmek, yaşadıklarınızın sorumluluğunu bütünüyle size yüklemek değildir. Bir başkasının ilgisizliği, küçümsemesi veya zarar verici davranışı sizin kusurunuz olmaz. Ama kendi beklentilerinizi, yorumlarınızı ve sınırlarınızı incelemek, hangi noktada seçim yapabildiğinizi daha açık görmenize yardımcı olabilir.
İlk adım, bütün ilişkilerinizi tek bir açıklamaya sığdırmak değil, benzerliğin nerede olduğunu bulmaktır. Başlangıçta mı? Yakınlık arttığında mı? Bir sorun söylediğinizde mi? Yoksa ilişki sona ererken mi? “Hep aynı şey oluyor” cümlesini biraz açtığınızda, üzerine düşünebileceğiniz daha somut bir durum ortaya çıkar.
Geçmişin etkisi var, ama tek açıklama travma değil
Geçmişi düşünürken yalnız yaşanan olaylara değil, o olaylardan çıkardığınız sonuçlara da bakabilirsiniz. Örneğin, yakınlık kurduğunuzda sık sık geri çevrildiğinizi düşünelim. Bugünkü bir ilişkide mesafe gördüğünüzde, “Biraz daha çabalarsam beni kabul eder” diye düşünüyor olabilirsiniz. Bu, araştırılabilecek bir bağlantıdır; herkes için geçerli bir açıklama değildir.
Tekrarlayan bir ilişki deneyimi, tek başına travma yaşadığınızın veya bir ruhsal bozukluğun kanıtı değildir. “Travma tekrar eder” ifadesi dikkat çekici olsa da bütün ilişki seçimlerini açıklayan kesin bir kural gibi ele alınmamalıdır. Travmatik yaşantı ile travma sonrası stres bozukluğu da aynı şey değildir. NIMH’nin travmatik olaylar ve travma sonrası stres hakkındaki açıklaması, travmatik bir olaydan sonra herkesin bu bozukluğu geliştirmediğini; değerlendirmede belirtilerin sürekliliği ve günlük yaşama etkisinin önem taşıdığını belirtir. (nimh.nih.gov)
Bu nedenle geçmişe bakarken kendinize bir tanı koymak yerine, “İlişkiler hakkında ne öğrendim?” diye sorabilirsiniz. Sevilmek için uyum sağlamak gerektiğini mi? İhtiyaç söylediğinizde karşı tarafın uzaklaşacağını mı? Birinin ilgisini kazanmanın sizin göreviniz olduğunu mu?
Zeynep Sude Bacacı’nın geçmişin bugünkü ilişkiler ve seçimler üzerindeki etkisini ele alan yazısı, yaşananlardan kendimiz ve ilişkiler hakkında hangi sonuçları çıkardığımıza bakmayı derinleştiriyor. Amaç geçmişte bir suçlu bulmak değil, bugün hâlâ geçerli saydığınız kabulleri fark etmektir. Bir zamanlar anlamlı görünen bir kabulün, bugünkü ilişkinizi değerlendirmek için yeterli olup olmadığını sorabilirsiniz.
Tanıdık olanla iyi geleni ayırmak
Bir ilişki biçimini tanıyor olmanız, onun size iyi geldiği anlamına gelmez. Burada “tanıdık” sözcüğü önemlidir. Karşı tarafın davranışlarını önceden kestirebildiğinizi düşünüyor, ne zaman susmanız ya da daha çok çabalamanız gerektiğini bildiğinizi hissediyor olabilirsiniz. Fakat bu tanışıklığın içinde ne kadar rahat olduğunuz ayrı bir sorudur.
Örneğin, ilginin zaman zaman verildiği, sonra geri çekildiği ilişkiler yaşadığınızı düşünelim. Yeni tanıştığınız biri de bazen çok yakın, bazen çok uzak davranıyor olsun. Bu değişkenlik size yoğun bir merak yaşatabilir. Böyle bir örnekte, “Bu kişiyi gerçekten tanımak mı istiyorum, yoksa ilgisinin yeniden gelmesini mi bekliyorum?” diye sorabilirsiniz.
Buna karşılık, size açık ve tutarlı davranan birini ilk anda yeterince heyecan verici bulmadığınızı varsayalım. Bu durum o kişinin sizin için doğru olduğu anlamına gelmez. Kendinizi birine ilgi duymaya zorlamak gerekmez. Ama sakinliği otomatik olarak ilgisizlik, belirsizliği de otomatik olarak güçlü bir bağ sayıp saymadığınızı inceleyebilirsiniz.
Buradaki ayrım, heyecan ile huzur arasında zorunlu bir seçim yapmak değildir. “Ne hissediyorum?” sorusunun yanına “Bu ilişki içinde ne yaşıyorum?” sorusunu koymaktır. Merakınızın yanında rahatlık var mı? İsteğinizin yanında karşılıklılık var mı? Yakınlaşırken kendiniz olarak kalabiliyor musunuz? Tanıdıklığı bir ölçüt olarak kullanıyorsanız, onu başka ölçütlerle birlikte değerlendirebilirsiniz.
Ulaşılması zor olmak nasıl bir davranışta görülüyor?
“Ulaşılması zor insan” dediğimizde tam olarak neyi kastediyoruz? Mesajlara geç cevap veren birini mi? Duygularını ifade etmekte zorlanan birini mi? İlişki istemediğini açıkça söyleyen birini mi? Yoksa yakınlık kurup ardından hiçbir açıklama yapmadan geri çekilen birini mi?
Bu durumları birbirinden ayırmak önemlidir. Birinin yoğun olması, sizden farklı bir iletişim alışkanlığı bulunması ve ihtiyaçlarınızı sürekli yok sayması aynı şey değildir. Bir kişiye tek bir davranışından hareketle etiket koymak yerine, gözlemleyebildiğiniz örüntüyü tarif etmeyi deneyebilirsiniz.
Örneğin, görüştüğünüz kişinin bir süre daha az iletişim kurduğunu düşünelim. Bunu konuştuğunuzda sizi dinlediğini, durumunu açıkladığını ve sizinle ortak bir düzen aradığını varsayalım. Şimdi başka bir ihtimali düşünün: Konuyu her açtığınızda küçümseniyor, sorunuz yanıtsız kalıyor ve bütün uyumu sizin sağlamanız bekleniyor. İki örnekte de mesafe vardır; ama ilişkinin bu mesafeyi ele alış biçimi farklıdır.
Kendinize şu soruları sorabilirsiniz:
- Ne yaşandığını somut olarak tarif edebiliyor muyum?
- Bu durum tek seferlik mi, tekrar eden bir davranış mı?
- İhtiyacımı söylediğimde nasıl karşılanıyorum?
- Karşı tarafın söylediğiyle yaptığı arasında nasıl bir ilişki var?
Amaç karşı tarafın zihnini okumak değildir. “Aslında beni seviyor ama gösteremiyor” ihtimalini kesin bilgi saymadan, bugün erişebildiğiniz davranışlara bakmaktır. Bilmediğiniz niyetlerle bildiğiniz deneyimi birbirinden ayırabilirsiniz.
Birini istemekle onun sizi seçmesini istemek
Bir kişiye duyduğunuz ilgiyle, onun sizi istemesine duyduğunuz ihtiyaç iç içe geçmiş olabilir. Birlikte vakit geçirmekten, düşüncelerini öğrenmekten ve yakınlık kurmaktan hoşlanabilirsiniz. Aynı zamanda onun ilgisini, kendi değeriniz hakkında bir yanıt gibi bekliyor da olabilirsiniz.
“Onunla birlikte olmak istiyorum” ile “Beni seçerse değerli olduğumu hissedeceğim” aynı cümle değildir. Bazen asıl uğraş, bir ilişki kurmaktan çok seçilmeyi sağlamaya dönüşür. Karşı tarafın kim olduğu, size nasıl davrandığı ve birlikte ne yaşayabildiğiniz geri planda kalabilir. Öne çıkan soru, “Beni istiyor mu?” olur.
Örneğin, birinin ilgisini kazanmak için sürekli daha anlayışlı, daha eğlenceli ya da daha kusursuz olmaya çalıştığınızı düşünelim. Onunla geçirdiğiniz zamanın size iyi gelip gelmediğini sormuyorsunuz. Daha çok, nasıl davranırsanız sizden uzaklaşmayacağını hesaplıyorsunuz. Böyle bir örnekte ilişkinin merkezinde karşılıklı tanışma mı vardır, yoksa kendinizi kabul ettirme çabası mı?
Bunu incelemek için şu soruyu kullanabilirsiniz: “Bu kişi beni açıkça istediğini söylese, yine de onunla aynı ilişkiyi kurmak ister miydim?” Bu, kesin bir karar testi değildir. Yalnızca seçilme arzusunu, o kişiye ve birlikte yaşadığınız ilişkiye yönelik isteğinizden ayırmaya yarayan bir düşünme sorusudur.
Birinin sizi istemesi önemlidir. Ama sizin de o ilişkiyi istemeniz önemlidir. Değerlendirmede iki tarafın isteğine yer açabilirsiniz.
Döngüyü olay, yorum ve davranış olarak görmek
“Hep aynı yere geliyorum” dediğinizde, o yere nasıl geldiğinizi incelemek yararlı bir başlangıç olabilir. Düşünceler, duygular ve davranışlar birbirini etkileyebilir. Bir olay hakkında yaptığınız yorum, sonrasında ne hissettiğiniz ve nasıl davrandığınızla bağlantılı olabilir. NHS’nin yararsız düşünceleri yeniden değerlendirme açıklaması, bu bağlantıyı fark etmeyi ve yorumları mevcut kanıtlarla incelemeyi önerir. (nhs.uk)
Örneğin, görüştüğünüz kişinin bir buluşmayı ertelediğini düşünelim. Zihninizden hemen “Yeterince ilgi çekici değilim” düşüncesi geçsin. Ardından kaygılanıyor ve karşı tarafı memnun etmek için kendi planlarınızı iptal ediyorsunuz. Bu varsayımsal örneği parçalara ayırabilirsiniz:
- Olay: Buluşma ertelendi.
- Yorum: Benden uzaklaşıyor, çünkü yeterli değilim.
- Duygu: Kaygı, üzüntü veya değersizlik hissi.
- Davranış: Daha çok çabalamak, ihtiyaçları geri çekmek.
- Ortaya çıkan durum: Kendi beklentilerinizin konuşulmadığı bir ilişki düzeni.
Burada olayla yorumu ayırmak önemlidir. Buluşmanın ertelenmesiyle sizin yetersiz olduğunuz sonucu aynı bilgi değildir. Yorumu incelemek, olayın başka açıklamalarını da değerlendirmeye alan açabilir; yaşanan ilişki sorununu tek başına ortadan kaldırmaz. (nhs.uk)
Ayrıca bu inceleme, karşı tarafın davranışını haklı çıkarmak için yapılmaz. Sürekli ertelenen buluşmalar ve tutulmayan sözler varsa bunlar da değerlendirilir. Soru, yalnızca “Yanlış mı düşünüyorum?” değildir. “Ne biliyorum, ne varsayıyorum ve bu durumda neye ihtiyacım var?” soruları birlikte düşünülür.
Yakınlık ihtiyacıyla kendinden vazgeçmek arasındaki fark
Sevilmek, önemsenmek ve yakınlık istemek başlı başına bir sorun değildir. Bir ilişkinin sizin için önemli olması da tek başına bağımlı bir ilişki yaşadığınız anlamına gelmez. Burada yakınlık isteğinizin varlığından çok, ilişkiyi sürdürmek için nelerden vazgeçtiğinize bakabilirsiniz.
“Bağımlı ilişki” ifadesini kendinize yapıştırılacak bir etiket olarak değil, şu sorulara açılan bir kapı olarak kullanabilirsiniz: İlişkiyi kaybetmemek için kendi düşüncelerimi saklıyor muyum? Hayatımın diğer alanlarını sürekli erteliyor muyum? Karşı tarafın istemediği bir şeyi söylemek benim için mümkün mü? Ayrı zaman geçirdiğimizde kendi hayatıma dönebiliyor muyum?
Örneğin, partnerinizle daha çok vakit geçirmek istediğinizi düşünelim. Bunun için bazen programınızı değiştirmek başka, arkadaşlarınızla görüşmeyi ve sizin için önemli bütün etkinlikleri sürekli bırakmak başkadır. Birincisinde bir tercih yapıyor olabilirsiniz. İkincisinde ise ne istediğinizi yeniden değerlendirmeniz gerekebilir.
Tek bir soruya verdiğiniz yanıtla kendinizi tanımlamak zorunda değilsiniz. İlişkide hem isteyerek yaptığınız fedakârlıklar hem de korkuyla sürdürdüğünüz uyumlar bulunabilir. Bunları ayırmak için “Bunu gerçekten istediğim için mi yapıyorum, yoksa yapmazsam terk edileceğimi düşündüğüm için mi?” diye sorabilirsiniz.
Bu sorunun amacı fedakârlığı yasaklamak değildir. Tercihinizin içinde sizin isteğinize ne kadar yer kaldığını görmektir.
Emek vermek, ihtiyaç söylemek ve sınır koymak
Bir ilişki için çabalamakla sürekli kendinizi kanıtlamak arasında önemli bir fark vardır. Emek verirken iki kişinin ihtiyaçları, sorumlulukları ve birlikte ne yapabilecekleri konuşulur. Kendinizi kanıtlama uğraşında ise sevilebilir olmanız için hep biraz daha değişmeniz gerekiyormuş gibi hissedebilirsiniz.
İhtiyacınızı söylemek, karşı tarafı yönetmekle aynı şey değildir. Örneğin, “Plan değiştiğinde haber verilmesine ihtiyacım var” demek, bir ilişki beklentisini ifade eder. “Her zaman benim istediğim saatte cevap vermelisin” demek ise farklı bir taleptir. İhtiyaçlar konuşulabilir; her talebin karşılanacağı garanti edilemez.
NHS’nin sağlıklı ilişkiler hakkındaki açıklaması, karşılıklı saygıyı, açık iletişimi ve kişinin kendi sınırlarını korumasını öne çıkarır. Sınır koymak, destek verirken kendi kapasitenizi de hesaba katmayı içerir. (nhs.uk)
Bir sınırın amacı karşı tarafın duygularını zorla değiştirmek değildir. Neye katılabileceğinizi, neyi kabul edemeyeceğinizi ve kendi davranışınız konusunda hangi seçeneğe sahip olduğunuzu belirlemektir. Sınırınızı ifade ettikten sonra yalnızca kendi cümlenize değil, ilişkinin buna nasıl yanıt verdiğine de bakabilirsiniz.
Şevval Atalay’ın ilişkide çabalamakla vedalaşmak arasındaki ayrımı ele alan yazısı, konuşulabilen bir güçlükle sürekli küçümsenen bir ihtiyacın aynı olmadığını somut örnekler üzerinden açıklıyor. Böylece “Daha çok uğraşmalı mıyım?” sorusunun yanına “Bu uğraşa karşılık veren bir ilişki var mı?” sorusunu koyabilirsiniz.
Fark ettikten sonra farklı bir seçim için alan açmak
Bir örüntüyü fark etmek, artık ona hiç kapılmayacağınız anlamına gelmez. Bu yazıdaki soruları da kendinizi denetlemeniz gereken yeni kurallar gibi kullanmak zorunda değilsiniz. Amaç her duyguyu kontrol etmek değil, bir duygu geldiğinde hemen aynı davranışa geçmek zorunda olup olmadığınızı düşünmektir.
Örneğin, birinin uzaklaştığını düşündüğünüz anda daha çok mesaj atma ve bütün planlarınızı ona göre değiştirme isteği duyduğunuzu varsayalım. Böyle bir durumda önce ne olduğunu, ne hissettiğinizi ve ne yapmak istediğinizi ayrı ayrı tarif edebilirsiniz. Ardından “Bu davranış ihtiyacımı ifade ediyor mu, yoksa yalnızca seçilme ihtimalini artırmaya mı çalışıyor?” diye sorabilirsiniz.
Yeni bir ilişkiyi değerlendirirken yalnızca ilk çekime değil, zaman içinde gözlemlediğiniz ilişki biçimine de yer açabilirsiniz:
- Söylenenlerle yapılanlar ne kadar örtüşüyor?
- Yakınlaşmak iki tarafın da isteği mi?
- Anlaşmazlıkta konuşmayı sürdürebiliyor musunuz?
- İhtiyaçlarınızı saklamadan ilişkiye katılabiliyor musunuz?
- Bu kişiyi tanıyor musunuz, yoksa olmasını umduğunuz kişiye mi bağlanıyorsunuz?
Bunlar kusursuz bir partner bulma listesi değildir. İlk heyecanın yanına başka bilgiler koyma yoludur. Bir ilişkiyi yalnızca yoğunluğuyla değerlendirmemek, her sakin ilişkiyi sürdürmeniz gerektiği anlamına da gelmez.
Asena Türkay’ın ilişkilerde beklentilerin ve ilk dönem heyecanının değişmesini ele alan yazısı, sevginin karşı tarafın zihnini okumak yerine beklentileri açıkça konuşmakla nasıl ilişkilendirilebileceğini açıyor. Siz de “Beni gerçekten istese neye ihtiyacım olduğunu anlardı” düşüncesiyle, ihtiyacınızı ifade edip verilen yanıtı değerlendirmeyi birbirinden ayırabilirsiniz.
Destek almak ve kendi isteğinizi yeniden duymak
Benzer ilişkiler üzerinde düşünürken tek başınıza bir sonuca ulaşmak zorunda değilsiniz. Özellikle bu ilişkiler günlük hayatınızda çok yer kaplıyorsa veya ne istediğinizi ayırt etmekte zorlanıyorsanız, bir ruh sağlığı uzmanıyla görüşmeyi düşünebilirsiniz. Görüşmeye başlamak için bütün geçmişinizi açıklayan bir teori bulmanız gerekmez.
“Birinin beni seçmesini çok istiyorum ama onunla mutlu olup olmadığımı bilmiyorum” demek bir başlangıç olabilir. “İhtiyacımı söylediğimde suçlu hissediyorum” ya da “İlişkilerimde hep bekleyen kişi oluyorum” da konuşmaya getirilebilecek cümlelerdir. Bir uzmanla görüşürken bugünkü durumları, bunlara verdiğiniz anlamları ve farklı davranmanın önündeki güçlükleri ele alabilirsiniz.
İlişki dışındaki destekleri de düşünebilirsiniz. Güvendiğiniz biriyle konuşmak ve kendi ilgi alanlarınıza zaman ayırmak, NHS’nin ilişki içinde kişinin kendi iyilik hâlini gözetmek için önerdiği seçenekler arasındadır. (nhs.uk)
Tehdit, şiddet veya zorlayıcı kontrol söz konusuysa, bunu yalnızca kendinizi daha iyi anlatarak çözmeniz gereken bir iletişim meselesi gibi ele almayın. Önceliğinizi güvenliğinize ve uygun desteğe verin; acil tehlikede bulunduğunuz yerdeki acil yardım hizmetlerine başvurun.
Tekrarlayan ilişkileri anlamanın amacı, bundan sonra hiç yanılmamak değildir. Karşı tarafın sizi isteyip istemediğini düşünürken kendi isteğinizi de duyabilmektir. “Beni seçiyor mu?” sorusu önemli olabilir. Ama ilişkinin içinde size ait başka bir soru da vardır: “Ben bu kişiyi, bana sunduğu ilişkiyi ve bu ilişki içindeki hayatımı istiyor muyum?”