Tek bir davranıştan kim olduğunuzu çıkarabilir misiniz?
Bir mesajı tekrar tekrar kontrol ettiniz. Bir tartışmada sustunuz. Yakınlaşmak istediğiniz biriyle aranıza mesafe koydunuz. Hemen ardından aklınızdan şu soru geçtiğini düşünelim: “Ben nasıl biriyim ki böyle davranıyorum?” Belki de cevap ararken kendinizi bir bağlanma stilinin içinde buldunuz. Ama o davranışı anlamakla, bütün kişiliğinizi o davranış üzerinden tanımlamak aynı şey mi?
Burada durup bakabileceğiniz önemli bir ayrım var: Bir ilişkide yaptığınız şey, her ilişkide aynı şeyi yapacağınız anlamına gelmez. O davranış sizinle ilgilidir; fakat yalnızca sizin kim olduğunuzla açıklanmak zorunda değildir. Kiminle olduğunuz, aranızda neler yaşandığı ve o sırada neye ihtiyaç duyduğunuz da incelemeye değer.
“Kişiye özgü” ifadesi tam burada bir alan açıyor. Kendinizi tek bir tanıma sığdırmak yerine, yaşadığınız deneyimin ayrıntılarına bakma alanı. “Ben zaten böyleyim” demeden önce, “Bu kişiyle, bu durumda neden böyle oldum?” diye sorabilirsiniz.
Bu, kendinizle ilgili hiçbir şey bilemeyeceğiniz anlamına gelmiyor. Benzer tepkileriniz, alışkanlıklarınız, zorlandığınız yerler olabilir. Yalnızca bunları anlamak için tek bir anı bütün hayatınızın özeti yapmanız gerekmiyor.
Örneğin, bir konuşmada ihtiyacınızı söyleyemediğinizi düşünelim. Buradan “Ben kendini ifade edemeyen biriyim” sonucuna geçmek yerine, o konuşmada neyin zor geldiğine bakabilirsiniz. Karşınızdakinin tepkisinden mi çekindiniz? Ne istediğinizi henüz bilmiyor muydunuz? Yoksa konuşmak için uygun bir zaman mı değildi? Aynı davranışın içinde farklı sorular bulunabilir.
Kişiye özgü olmak ne demek?
Parmak izleri gibi düşünebilirsiniz. Birbirimize benziyoruz; ama aynı değiliz. Bakışımız, gülüşümüz, düşüncemiz, bir şeyi söyleme biçimimiz… Benzer davranışlar sergilesek bile küçük bir nüans bulunabiliyor. İlişkileri anlamaya çalışırken bu nüansları silmemek önemli.
Bu benzetmenin işe yaradığı yer, herkesin birbirinden tamamen ayrı kurallarla yaşadığını söylemek değil. Ortak kavramların içinde kişisel ayrıntılara yer bırakmak. İki kişi de tartışmada susabilir. Ama birinin susması düşüncelerini toparlama ihtiyacından, diğerinin susması konuşmanın sonuçlarından çekinmesinden kaynaklanıyor olabilir.
Örneğin, partnerinizle bir anlaşmazlık yaşadığınızı ve o gün konuşmayı ertelediğinizi düşünelim. Yoğun bir gün geçirmiş, söylenenleri anlamak için zamana ihtiyaç duymuş olabilirsiniz. Başka bir durumda ise konuşmayı ertelemek, zor bir konudan uzaklaşmanın yolu olabilir. Dışarıdan görünen davranış aynı; inceleyeceğiniz ayrıntılar farklı.
Gündelik koşullar da bu resmin içinde. NHS’nin ilişkiler ve ruhsal iyi oluş hakkındaki açıklaması, yaşamın zorlayıcı dönemlerinde insanların daha kolay gerilebileceğini veya içe çekilebileceğini belirtiyor. Bu nedenle ilişki davranışını değerlendirirken o sırada yaşananları da hesaba katmak anlamlıdır. (nhs.uk)
“Kişiye özgü” derken üç şeyi birlikte düşünebilirsiniz: Siz, karşınızdaki kişi ve içinde bulunduğunuz durum. Yalnızca birine bakarsanız diğer ayrıntılar görünmez kalabilir. Sorunuz “Bu davranışın adı ne?” olmaktan çıkıp “Bu davranış burada nasıl ortaya çıktı?” olduğunda, inceleyebileceğiniz daha somut bir alan oluşur.
Bağlanma stilleri açıklama mı, etiket mi?
Bağlanma kavramları, yakın ilişkilerde güveni, yakınlığı ve karşılıklı dayanmayı nasıl yaşadığımızı düşünmek için kullanılabilir. Örneğin, birinin uzaklaşmasından ne kadar kaygılandığımız veya yakınlık arttığında ne kadar rahat hissettiğimiz gibi sorularla ilgilidir. Ancak bu kavramları bir insanın bütün özelliklerini anlatan kısa bir kimlik kartı gibi kullanmak başka bir şeydir.
Amerikan Psikoloji Derneğinin bağlanma üzerine açıklaması, yetişkin bağlanmasını yalnızca ayrı kategorilerle değil, bağlanma kaygısı ve yakınlıktan kaçınma boyutlarıyla da ele alıyor. Buradaki önemli ayrım şu: Bir çerçeve, deneyiminizi anlamaya yardımcı olabilir; deneyiminizin bütün ayrıntılarını tek başına açıklamak zorunda değildir. (İlgili sayfa)
Örneğin, “Bazen yakın olduğum kişiyi kaybetmekten korkuyorum” cümlesi bir deneyimi tarif eder. “Ben kaygılı bağlanan biriyim, dolayısıyla bütün ilişkilerim böyle olacak” cümlesi ise bugünkü deneyimden geleceğiniz hakkında kesin bir sonuç çıkarır. İkinci cümlede kendinizi tanımaktan çok, kendinize bir sınır çizmiş olabilirsiniz.
Bir kavramı kullanırken kendinize şunu sorabilirsiniz: “Bu adlandırma bana yeni bir soru mu kazandırıyor, yoksa sorularımı bitiriyor mu?” İhtiyaçlarınızı ve tepkilerinizi daha açık görmenizi sağlıyorsa yararlı olabilir. Her davranışı aynı açıklamaya bağlamanıza yol açıyorsa biraz geri çekilip ayrıntılara bakabilirsiniz.
Yani mesele bağlanma stillerini tamamen reddetmek değil. Kavramla kişi arasındaki farkı korumak. Bir açıklama aracı, değişmez bir kimlik hükmüne dönüşmek zorunda değil. Bir kavramı öğrenmiş olmanız, kendinizin ya da partnerinizin bütün davranışlarını o kavrama yerleştirmeniz gerektiği anlamına gelmez.
Farklı ilişkilerde farklı olmak tutarsızlık mı?
Bir arkadaşınızın yanında rahatça konuşuyor, başka birinin yanında kelimelerinizi tartıyor olabilirsiniz. Bir ilişkide daha fazla yakınlık isterken başka bir ilişkide mesafe ihtiyacı duyabilirsiniz. Bunları hemen “Ben hangisiyim?” sorusuna çevirmek yerine, ilişkilerin birbirinden nasıl ayrıldığını inceleyebilirsiniz.
Bağlanma açısından da kişilerin bütün ilişkilerinde aynı düzeyde güven veya kaygı yaşaması beklenmez. APA’nın açıklamasında, geçmiş ilişki deneyimlerinin yanında mevcut ilişkinin de kişinin yakınlık ve güven deneyiminde önem taşıdığı vurgulanıyor. Dolayısıyla bazı genel eğilimlerinizin bulunması, her kişiyle aynı tepkiyi vermeniz gerektiği anlamına gelmez. (İlgili sayfa)
Örneğin, bir arkadaşınızla anlaşmazlık yaşadığınızda sonradan konuşabileceğinizi bildiğinizi düşünelim. Başka bir arkadaşınızın ise itiraz ettiğinizde günlerce iletişimi kestiğini varsayalım. İkinci ilişkide daha temkinli davranmanız mümkün. Burada yalnızca sizin konuşma alışkanlığınıza değil, itirazın o ilişkide nasıl karşılandığına da bakmanız gerekir.
Ama bunun karşı ucuna gitmek de gerekmiyor. “Her şey karşımdaki kişiye bağlı” demek, kendi katkınızı incelemenizi zorlaştırabilir. Sizden gelen beklentiler, öğrendiğiniz davranışlar ve seçimler de ilişkinin içinde. Aynı zamanda diğer kişinin davranışları da var.
Kullanışlı soru belki şu: “Bu ilişkide benden gelen ne, aramızda oluşan ne?” Bu iki alanı kusursuzca ayırmanız mümkün olmayabilir. Yine de her şeyi kendi karakterinize yüklemekten daha ayrıntılı bir bakış sağlar. Ayrıca farklı biriyle daha rahat olmanız, önceki ilişkinizde yaşadığınız güçlüğün hayal ürünü olduğunu da göstermez. İki deneyim de kendi koşulları içinde incelenebilir.
İlişkiyi düşünmek ne zaman aynı soruda dönmeye dönüşür?
İlişkinizi anlamaya çalışmanızla aynı soruyu tekrar tekrar sormanız arasında bir fark var. Birinde yeni bir ayrıntı fark edebilir, ihtiyacınızı belirleyebilir veya konuşmak istediğiniz konuyu netleştirebilirsiniz. Diğerinde ise düşünce çok hareketli görünür ama aynı yere dönersiniz: “Neden böyle yaptım? Bu benim hakkımda ne söylüyor?”
Örneğin, gönderdiğiniz bir mesajı tekrar okuyup her kelimesinden kişiliğiniz hakkında bir sonuç çıkarmaya çalıştığınızı düşünelim. Mesajın uygun olup olmadığını değerlendirmek başka, bir cümleden “Ben ilişkilerde hep sorun çıkarıyorum” sonucunu üretmek başka. Burada olayın kendisiyle ona yüklediğiniz anlamı ayırabilirsiniz.
NHS’nin düşünceleri yeniden değerlendirmeye ilişkin açıklaması, düşüncenin dayandığı kanıtları incelemeyi ve başka açıklamalara yer açmayı öneriyor. Amaç her şeyi olumlu görmek değil; daha esnek ve gerçekçi düşünmek. Bir düşünceyi mutlaka değiştirebilmeniz de gerekmiyor. (nhs.uk)
Kendinize şu ayrımı sorabilirsiniz: “Şu an bir durumu mu anlamaya çalışıyorum, yoksa kendim hakkında kesin bir hüküm mü bulmaya çalışıyorum?” Kesin hüküm arayışında her ayrıntı yeni bir kanıt gibi görünebilir. Oysa bazı sorular, henüz yeterli bilgi olmadığı için açık kalabilir.
“Bilmiyorum” demek burada kullanılabilir bir cevap. Partnerinizin ne düşündüğünü yalnızca mesajın uzunluğundan bilemeyebilirsiniz. Kendi tepkinizin bütün nedenlerini de tek seferde çözemeyebilirsiniz. Düşünmeyi, bugün yanıtlayabileceğiniz bir soruya yönlendirmeyi deneyebilirsiniz: “Bu konuşmada ne söylemek istiyorum?” veya “Açıklığa kavuşması gereken hangi konu var?” Böylece bütün kişiliğinizi çözmek yerine mevcut durumla ilgilenirsiniz.
Tekrarlayan örüntüyü görmek ile genellemek arasındaki fark
“Kişiye özgü” düşüncesi rahatlatıcı olabilir. Fakat rahatlamak için bütün tekrarları görmezden gelmek gerekmiyor. Birbirinden farklı ilişkilerde benzer yerlerde zorlanıyorsanız, bunu merak etmek anlamlıdır. Önemli olan tekrarın ne olduğunu mümkün olduğunca açık tarif etmek.
“Hep aynı ilişkileri yaşıyorum” geniş bir cümle. “Bir ihtiyacımı söyleyeceğim zaman geri çekiliyorum” ise daha somut. İlkinde bütün ilişkiler aynı torbaya giriyor. İkincisinde hangi anı inceleyeceğiniz belli oluyor. “Hep” kelimesinin yerine gerçekten gözlediğiniz davranışı koymayı deneyebilirsiniz.
Örneğin, farklı ilişkilerde planlar değiştiğinde rahatsız olduğunuzu düşünelim. Burada ortak olan şey terk edilme korkusu mu, belirsizlikten hoşlanmamak mı, yoksa zamanınıza saygı gösterilmediğini düşünmek mi? Bunlar birbirine benzeyebilir ama aynı soruyu gerektirmez. Hangisinin size daha yakın olduğunu anlamak için somut olaylara bakmanız gerekir.
Metin Karaahmetli’nin tekrar eden ilişki döngülerini ele alan yazısı, benzerliğin ilişkinin başlangıcında mı, yakınlık arttığında mı, sorun konuşulurken mi ortaya çıktığını ayırmaya yardımcı oluyor. Böyle bir ayrım, “Ben zaten böyleyim” cümlesinden daha araştırılabilir sorular çıkarabilir.
Bir de farklı olan örneklere bakabilirsiniz. Her anlaşmazlıkta sustunuz mu? Konuşabildiğiniz bir ilişki veya durum oldu mu? Olduysa orada ne farklıydı? Karşınızdaki kişi mi, zamanlama mı, konunun önemi mi? Farklı örnekleri aramak, yaşadığınız güçlüğü küçümsemek değildir. Örüntünün nerede başladığını ve nerede değiştiğini daha doğru tarif etmenin bir yoludur. Böylece hem ortak tarafları hem de kişiye özgü nüansları korursunuz.
Bir olayı etiketlemeden nasıl inceleyebilirsiniz?
Kendinizi anlamak için bütün ilişkinizi aynı anda çözmeniz gerekmiyor. Tek bir olayı seçip ayrıntılandırabilirsiniz. Örneğin, partnerinizin bir planı iptal ettiğini ve sizin de kısa bir cevap verdiğinizi düşünelim. “Ben neden soğuğum?” yerine, o anı birkaç parçaya ayırabilirsiniz.
- Ne oldu? Yorum eklemeden, gözleyebildiğiniz olayı tarif edin: Plan iptal edildi ve kısa bir cevap yazdınız.
- Aklınızdan ne geçti? “Benimle görüşmek istemiyor” gibi bir düşünce ortaya çıkmış olabilir.
- Ne hissettiniz? Kırgınlık, kızgınlık, hayal kırıklığı veya başka bir duygu olabilir. Birden fazla duyguya da yer var.
- Neye ihtiyaç duydunuz? Açıklama, yeni bir plan veya önemsendiğinizi duymak istemiş olabilirsiniz.
- Ne yaptınız ve ardından ne oldu? Kısa cevap iletişimi kapattı mı, yoksa konuşma devam etti mi?
Ardından bildiğiniz şeyle tahmin ettiğiniz şeyi ayırabilirsiniz. Planın iptal edildiğini biliyorsunuz. Bunun sizden uzaklaşmak anlamına geldiğini ise henüz bilmiyor olabilirsiniz. Düşüncenizi destekleyen ve desteklemeyen ayrıntılara bakmak, alternatif bir açıklamayı değerlendirmek için kullanılabilir. Bu yaklaşım, NHS’nin düşüncelerin kanıtlarını inceleme önerisiyle de uyumludur. (nhs.uk)
Burada amaç kendinizi mahkemeye çıkarmak değil. Davranışı anlaşılır parçalara ayırmak. Bu yüzden notlarınızı “Doğru davrandım mı?” sorusuyla sınırlamayın. “Ne anlatmaya çalışıyordum?” ve “Bunu başka nasıl ifade edebilirdim?” soruları da bir şey kazandırabilir.
Sonunda kesin bir bağlanma adı bulamayabilirsiniz. Ama kırıldığınızı, açıklama istediğinizi ve bunu doğrudan söylemediğinizi fark edebilirsiniz. Bu, ilişki içinde konuşabileceğiniz somut bir bilgidir. Her olayı uzun uzun incelemek zorunda da değilsiniz; sizi düşündüren bir anı seçmeniz yeterli bir başlangıç olabilir.
Kendinizi anlatırken karşı tarafa etiket koymamak
Kendinizi tek bir tanımla açıklamamak, karşınızdaki kişiye de aynı alanı bırakmayı gerektirir. “Ben kaygılıyım, o kaçınan” demek kısa bir açıklama sunabilir. Fakat bu açıklama, aranızda ne yaşandığını konuşmanın yerine geçerse önemli ayrıntılar kaybolabilir.
Örneğin, partnerinizin bir tartışmadan sonra konuşmayı ertelediğini düşünelim. “Sen zaten yakınlıktan kaçıyorsun” demek yerine, “Konuşmaya ara verdiğimizde ne zaman devam edeceğimizi bilmek istiyorum” diyebilirsiniz. İlk cümlede kişinin nasıl biri olduğunu söylüyorsunuz. İkincisinde ise sizin için önemli olan durumu anlatıyorsunuz.
İletişimde açıklık kadar dinlemek de önemlidir. NHS’nin ilişkilere ilişkin açıklaması, karşıdakinin söylediklerini kendi cümlelerinizle geri ifade etmenin veya anlaşılmayan noktaları sormanın anlamayı destekleyebileceğini belirtiyor. Örneğin, “Şu an konuşmak istemediğinizi anladım; bu konuyu sonra ele almak istiyor musunuz?” gibi bir soru, niyet tahmin etmek yerine açıklık arar. (nhs.uk)
Böyle bir konuşmanın her zaman istediğiniz gibi ilerleyeceği garanti değil. Karşınızdaki kişi konuşmak istemeyebilir, farklı bir ihtiyacı olabilir veya söyledikleriniz üzerinde anlaşamayabilirsiniz. Yine de yaşadığınız durumu tarif etmek, hangi konuda ayrıştığınızı görmeniz için bir fırsat sunar.
Kullanabileceğiniz dilin kusursuz olması gerekmiyor. “Bu olduğunda ben böyle hissediyorum” ve “Şunu konuşabilmek istiyorum” gibi sade cümleler yeterli olabilir. Buradaki amaç doğru psikoloji terimini kullanmak değil; sizin deneyiminizi görünür kılmak ve karşı tarafın deneyimini de duyabilmek. Etiketler yerine olayları konuştuğunuzda, anlaşmazlığın nerede olduğunu daha açık değerlendirebilirsiniz.
Kişiye özgü olmak sorumluluğu ortadan kaldırmaz
Bir davranışın koşullarını anlamakla o davranışı haklı bulmak aynı şey değil. “Bu ilişkide zorlandığım için böyle yaptım” demek bir açıklama olabilir. Ancak davranışınızın diğer kişi üzerinde yarattığı etkiyi ortadan kaldırmaz. Aynı ayrım karşınızdaki kişinin davranışları için de geçerlidir.
Örneğin, kırıldığınız için günlerce cevap vermediğinizi düşünelim. Kırgınlığınızın anlaşılır olması, iletişimi kapatmanın etkilerini konuşamayacağınız anlamına gelmez. Kendinize “Ben kötü biriyim” demeden de “Bunu yaptım, karşımdaki kişiyi etkiledi ve başka bir yol düşünmek istiyorum” diyebilirsiniz.
Kendinizi etiketlememek, davranışınızın sorumluluğunu almamak değildir. Hatta kişiliğinizin tamamı hakkında hüküm vermek yerine belirli davranışla ilgilenmek, neyi değiştirmek istediğinizi daha açık tarif etmenizi sağlayabilir. “Ben buyum” kapalı bir cümledir. “Tartışmada cevap vermeyi kesiyorum” ise üzerinde konuşulabilecek bir durumdur.
Karşınızdaki kişinin davranışını değerlendirirken de bağlama bakmakla sınırlarınızı korumak arasında seçim yapmanız gerekmiyor. Şevval Atalay’ın ilişki için çabalamak ile kendini sürekli zorlamak arasındaki ayrımı ele alan yazısı, geçici iletişim azalmasıyla bir sorun söylediğinizde sürekli küçümsenmeniz arasındaki farkı somutlaştırıyor. Benzer görünen durumlar aynı ilişki deneyimi olmayabilir.
Tehdit, şiddet veya baskı söz konusuysa bunu yalnızca karakter farkı ya da bağlanma stiliyle açıklamakla yetinmeyin. Güvenliğiniz ve destek ihtiyaçlarınız önceliklidir. NHS’nin ilişki açıklaması da istismar yaşanan ilişkilerde destek alınabileceğini belirtiyor. İlişkinin kişiye özgü olması, zarar veren davranışlara katlanmanız gerektiği anlamına gelmez. (nhs.uk)
Kendinizi anlamak için kesin bir ad bulmanız şart mı?
Bazen bir ad bulmak rahatlatır. Yaşadığınız şeye bir çerçeve kazandırır. Bazen de adlandırma yeni bir baskıya dönüşür: “Madem böyleyim, neden başka türlü davrandım?” Oysa kendinizi tanımak, bütün davranışlarınızın aynı tanıma uymasını sağlamak değildir. Benzerlikleri de farklılıkları da görebilmektir.
Kendinize ilişkin daha açık bir cümle kurabilirsiniz: “Belirsizlik olduğunda zorlanıyorum; ama her ilişkide aynı şekilde tepki vermiyorum.” Bu cümlede hem bir eğilim var hem de ayrıntılara yer var. Ne kendinizi bütünüyle reddediyorsunuz ne de tek bir davranışa indiriyorsunuz.
Örneğin, daha önce söyleyemediğiniz bir ihtiyacınızı bir ilişkide rahatça söyleyebildiğinizi düşünelim. Bunu “Demek ki aslında hiçbir sorunum yokmuş” diye yorumlamak zorunda değilsiniz. “Burada konuşmak daha kolay oldu; neyin yardımcı olduğuna bakabilirim” diyebilirsiniz. Aynı şekilde zorlandığınız bir an da bütün ilerlemenizin yok olduğu anlamına gelmek zorunda değil.
Bu düşünmeler uyku, dikkat, iş veya gündelik ilişkilerinizi belirgin biçimde zorlaştırıyorsa bir ruh sağlığı uzmanıyla görüşmeyi değerlendirebilirsiniz. Görüşmeye başlamak için kendinize bir bağlanma adı koymanız gerekmez. Somut bir olay, tekrar eden bir soru veya “İlişkilerde kendimi anlamakta zorlanıyorum” cümlesi konuşmanın başlangıcı olabilir.
Sonunda mesele, “Ben hangi tür insanım?” sorusuna tek ve değişmez bir cevap bulmak olmayabilir. “Bu ilişkide ne yaşıyorum, neye ihtiyaç duyuyorum ve nasıl davranmak istiyorum?” soruları daha fazla alan açabilir. Parmak izi benzetmesindeki küçük nüanslar da burada anlam kazanır: Kendinizi anlamak için benzerliklerinizi görmek, ayrıntılarınızı silmenizi gerektirmez.
