Çocukluk TravmasıVideo: 1:00

Sevilmek İçin Kendinden Vazgeçmek: Uyumun Sınırı Nerede?

Puanlar yükleniyor…

Bu videoyu değerlendirmek için bir yıldız seçin.

Bu videoda

Anlayışlı olmakla kendini susturmak nasıl ayrılır? Sevgiyi kaybetme korkusunun, öğrenilmiş ilişki rollerinin ve “sahte kendilik” kavramının anlamını; ihtiyaçlarını ve sınırlarını fark etmeye yarayan gündelik örneklerle ele alıyoruz.

Videonun yazısını oku ↓

Yorumlar

Yorumlar herkese açıktır.

Hesabınız kontrol ediliyor…

Yorumlar yükleniyor…

Videonun yazısı

Metin Karaahmetli adlı uzmanın videosundaki ana fikirden yola çıkarak hazırlanmıştır.

Sevilmek mi, sevgiyi kaybetmemek mi?

Birine hayır demek istiyorsun. Fakat ağzından yine “Olur” çıkıyor. Kırılmışsın ama “Sorun değil” diyorsun. Sonra kendine soruyorsun: Ben gerçekten böyle anlayışlı biri miyim, yoksa başka türlü davranırsam sevilmeyeceğimden mi korkuyorum?

Sevilmek istemekle, sevilmek için kendinden vazgeçmek aynı şey değil. Birinde ilişkiye kendi duygularınla, isteklerinle ve sınırlarınla katılıyorsun. Diğerinde ise bunların bir kısmını ilişkinin dışında bırakman gerektiğini düşünüyorsun. Sanki kabul görmek için önce daha az isteyen, daha az kırılan, daha az itiraz eden biri olmalısın.

Videonun merkezindeki soru tam da burada anlam kazanıyor: Bugün olduğun kişi misin, yoksa sevilmek için öğrendiğin kişi misin? Bu soruyu, içinde bir “gerçek sen” ve bir de bütünüyle “yanlış sen” varmış gibi okumamak gerekiyor. Daha kullanışlı olan, belirli anlara bakmak: Hangi durumda söylemek istediğinle söylediğin birbirinden uzaklaşıyor?

Örneğin bir arkadaşının isteğini kabul ettiğini düşünelim. Bunu onun yanında olmak istediğin için de yapabilirsin, reddedersen seni hayatından çıkaracağından korktuğun için de. Dışarıdan aynı davranış görünür. Fakat senin o davranışın içinde ne kadar yerin olduğu değişir. Burada araştırılacak şey, iyi biri olup olmadığın değil; seçim yaparken kendi sesini de duyup duymadığındır.

Uyum sağlamakla kendinden vazgeçmek aynı şey değil

Bir ilişkide her zaman kendi istediğinin olması mümkün değil. Bazen planını değiştirirsin, bazen beklersin, bazen de karşındaki kişinin ihtiyacına öncelik verirsin. Bunların hepsini kendinden vazgeçmek olarak adlandırırsan, yakınlık kurmakla kendi alanını korumak arasında gereksiz bir seçim yapmak zorunda kalırsın.

Asıl ayrım, uyum gösterip göstermediğin değil; uyum gösterirken farklı bir tercih belirtme hakkını kendinde görüp görmediğindir. NHS’nin özsaygı açıklamasında da kendini ortaya koyabilmek, başkasının ihtiyaçlarına saygı duyarken kendi ihtiyaçların için aynı saygıyı beklemek üzerinden anlatılır. (nhs.uk)

Örneğin partnerinin sevdiği bir filme gitmeyi kabul ettiğini düşünelim. Filmi özellikle istemesen de birlikte zaman geçirmek senin için anlamlı olabilir. Fakat başka bir film önerdiğinde küçümseneceğini düşünüyor, bu yüzden kendi tercihini hiç söylemiyorsan başka bir soruyla karşılaşırsın: Burada bir seçim mi yapıyorum, yoksa seçeneklerimden birini baştan mı siliyorum?

Bu ayrımı, Simge Saygili’nin ilişkide sevilmek için rol yapmak üzerine yazısındaki kanepe örneği de başka bir açıdan düşündürüyor: Yapabildiğin bir şeyi, daha çok beğenilmek için yapamıyormuş gibi göstermek zorunda mısın?

Kendin olmak, karşındaki kişiye hiç alan bırakmamak demek değil. İlişkinin içinde sana da bir yer ayrılması demek. Fedakârlığın değerini azaltan şey, her zaman karşılığını alamamak değil; fedakârlık dışında hiçbir seçeneğinin olmadığını düşünmek olabilir.

“Böyle olursam sevilirim” düşüncesi nereden geliyor?

Sevilmek için hangi özelliklerinin görünür olması, hangilerinin saklanması gerektiğini nereden öğrendin? Bu sorunun cevabını yalnızca bugünkü ilişkinde aramak zorunda değilsin. NHS, kişinin kendisi hakkındaki olumsuz değerlendirmelerinin oluşmasında çocuklukta ailesinden, öğretmenlerinden ve arkadaşlarından aldığı mesajların da rol oynayabileceğini belirtir. Ancak tek açıklama çocukluk değildir. (nhs.uk)

Örneğin yalnızca sessiz kaldığında ve itiraz etmediğinde övülen bir çocuk olduğunu düşünelim. Üzüntüsünü gösterdiğinde ise konuşma hemen kapatılıyor olsun. Bu varsayımsal çocuk, “Benimle ilgilenmeleri için sorun çıkarmamalıyım” gibi bir anlam kurabilir. Burada önemli olan, yetişkinlerin ne söylemek istediği kadar çocuğun yaşananlardan ne anladığını da merak etmektir.

Fakat bu örneği kendi geçmişinin kanıtı gibi kullanma. Hayır demekte zorlanman, mutlaka çocukluk travması yaşadığın anlamına gelmez. Tek bir davranıştan geçmişin hakkında kesin bir sonuç çıkaramayız. Aynı şekilde, bir ilişkinin bütün güçlüklerini tek bir kişiye ya da tek bir olaya bağlamak da bu yazının amacı değil.

Kendine daha açık sorular yöneltebilirsin: Evde kızgınlık nasıl karşılanırdı? Bir isteğim olmadığında bunu söyleyebilir miydim? Sevilmek için özellikle hangi yanımı göstermem gerektiğini düşünürdüm? Cevap bulamadığın yerleri tahminle doldurman gerekmiyor. Hatırladıkların kadar, bugün gerçekten yaşadığın durumlar da üzerinde düşünmeye değer.

Sahte kendilik, sahte bir insan olmak demek değil

Videoda Winnicott’un “sahte kendilik” kavramına başvuruluyor. Bu ifade ilk duyulduğunda ağır gelebilir. Sanki bütün davranışların yapmacıkmış ya da başkalarını kandırıyormuşsun gibi anlaşılabilir. Burada söz konusu olan, ahlaki bir yargı değil; kişinin kendiliğinden gelen yönleriyle çevrenin beklentilerine verdiği yanıt arasındaki ilişkiyi açıklamaya çalışan kuramsal bir kavramdır.

APA’nın Winnicott’un yaklaşımını açıklayan sözlük maddesinde, çocuğun kendi eğilimlerini keşfetmek yerine çevreden gelen zorlayıcı etkilere tepki vererek gelişmesiyle sahte kendilik arasında kuramsal bir bağ kurulur. Bu, her uyumlu davranışın hastalık sayılması ya da kısa bir yazıyla birine tanı konması anlamına gelmez. (İlgili sayfa)

Gündelik bir örnek düşünelim. Arkadaş grubunda her zaman ortamı neşelendiren kişi sensin. Bir gün üzgünsün. Fakat “Ben keyifsiz olursam kimse benimle vakit geçirmek istemez” diye düşünüp yine herkesi eğlendirmeye çalışıyorsun. Buradaki soru, neşeli tarafının gerçek olup olmadığı değil. Üzgün tarafına da yer olup olmadığı.

Dolayısıyla mesele, sevilen özelliklerini söküp atmak değil. Anlayışlılığını, yardımseverliğini ya da mizahını kaybetmen gerekmiyor. Bunları tek seçeneğin olmaktan çıkarıp başka duygularınla birlikte taşıyıp taşıyamadığını merak edebilirsin. “Ben hep güçlüyüm” cümlesinin yanına “Bazen desteğe ihtiyacım var” cümlesi de gelebiliyor mu? Kendine yönelteceğin soru, hangi tarafının sahte olduğu değil; hangi tarafına hiç söz verilmediği olabilir.

Hayır dememek nasıl bir döngüye dönüşür?

Örneğin yoğun bir günün sonunda senden bir iş daha istendiğini düşünelim. Zamanın olmadığını biliyorsun. Yine de kabul ediyorsun. Bu varsayımsal durumda yaşananları adım adım ayırabiliriz:

  1. Bir istekle karşılaşıyorsun.
  2. “Reddedersem benden uzaklaşır” düşüncesi geliyor.
  3. Kendi durumunu açıklamak yerine evet diyorsun.
  4. O anki gerilim sona eriyor.
  5. Daha sonra yorgunluk ve kırgınlık hissediyorsun.

Bu örnekte evet demek, isteği karşılamanın yanında korkulan konuşmadan kaçınmaya da hizmet ediyor. NHS, zorlayıcı durumlardan kaçınmanın kısa süreli güven hissi verebilse de zaman içinde mevcut korkuları pekiştirebileceğini açıklar. (nhs.uk)

Peki bu sahnede hiç sınanmayan düşünce hangisi? “Hayır dersem mutlaka uzaklaşır.” Belki karşındaki kişi gerçekten olumsuz karşılık verecek. Belki de durumunu anlayacak. Fakat her defasında kendi yanıtını sakladığında, bu iki ihtimal arasındaki farkı görme fırsatın olmuyor.

Buradan çıkarılacak sonuç, artık her isteğe hayır demen gerektiği değil. Bir sonraki benzer durumda şu ayrımı inceleyebilirsin: Bunu yapmak istiyor muyum, yapabilecek durumda mıyım, yoksa yalnızca olası tepkiyi önlemeye mi çalışıyorum? Cevabın bazen karışık olabilir. Hem yardım etmek isteyebilir hem de reddedilmekten korkabilirsin. Kendini anlamak için bütün davranışlarını tek bir nedene indirgemek zorunda değilsin.

Anlayışlı olmak, kırgınlığını yok saymak değildir

“Onun da zor bir günü vardı.” Bu cümle bazen karşındaki kişiyi anlamana yardımcı olur. Fakat devamına hiç “Ben de kırıldım” ekleyemiyorsan, kendi yaşadığını konuşmanın dışında bırakıyor olabilir misin?

Örneğin bir arkadaşının buluşmanızı son anda iptal ettiğini düşünelim. Zor bir dönemden geçtiğini biliyorsun. Ona anlayış göstermek istiyorsun. Aynı zamanda bütün gününü bu buluşmaya göre düzenlediğin için üzülmüşsün. Bu örnekte iki cümle birlikte doğru olabilir: “Neden gelemediğini anlayabiliyorum” ve “Son anda haber almak beni zorladı.”

Birini anlamak, davranışının sende bıraktığı etkiyi önemsiz saymanı gerektirmez. Kendi kırgınlığını ifade etmek de karşındaki kişinin açıklamasını otomatik olarak reddetmek değildir. Burada bir haklılık yarışından çok, iki ayrı yaşantıyı aynı konuşmaya sığdırmayı deneyebilirsin.

Bunun için suçlama içermeyen bir cümle taslağı düşünebilirsin: “Gelememe nedenini anlıyorum. Ben de planım son anda değişince üzüldüm. Bir dahaki sefere daha erken haberleşebilir miyiz?” Bu, her konuşmayı çözecek bir formül değil; söylemek istediğini somutlaştıran bir örnek.

Şu soruyu da kendine sorabilirsin: Karşımdaki kişinin kırgınlığını dinlemeye hazırken, kendi kırgınlığımı neden baştan geçersiz sayıyorum? İlişkide gösterdiğin anlayışın yönü hep dışarıya mı dönük? Kendi duygunu kabul etmek için önce diğer kişinin bütünüyle haksız olduğunu kanıtlaman gerekiyor mu?

“Ben ne istiyorum?” sorusuna yer açmak

Başkalarının ne isteyeceğini hızla tahmin edebilirsin. Fakat konu sana geldiğinde “Bilmiyorum” diyebilirsin. Böyle bir anda kendine hemen kesin bir cevap verme görevi yüklemek yerine, soruyu küçültmeyi deneyebilirsin. Hayatından bütünüyle ne istediğini değil, şu anki durum içinde neyi tercih ettiğini araştırmak gibi.

Örneğin hafta sonu için bir plan yapıldığını düşünelim. İlk sorun “Onlar ne yapmak istiyor?” olabilir. Bunun yanına başka sorular ekle:

  • Ben bu plana gerçekten katılmak istiyor muyum?
  • İsteğimle zamanım ve enerjim birbirine uyuyor mu?
  • Başka bir seçenek önerebilir miyim?
  • Tercihimi söylersem olacağından korktuğum şey ne?
  • Bu korkuyla ilgili şu an elimde hangi bilgi var?

Burada amaç, her isteğini gerçekleştirmek değil. Önce bir isteğin olduğunu fark etmek. “Gitmek istiyorum ama bugün buna zaman ayıramam” demekle “Gitmek istemiyorum ama ayıp olmasın diye gideceğim” demek aynı karar sürecini anlatmıyor.

Küçük bir gözlem notu da tutabilirsin: Ne oldu, ben ne istedim, ne söyledim? Bu bir test ya da tanı aracı değil. Yalnızca aradaki farkı görünür kılmak için kullanılabilecek bir düşünme yolu.

Cevabın “Bilmiyorum” olduğunda da durabilirsin. Bilmediğini söylemek, başkasının isteğini hemen kendi isteğin kabul etmekten farklıdır. Kendi tercihini henüz seçememiş olman, o tercihi araştırma hakkının olmadığı anlamına gelmez.

Sınır koymak, karşı tarafı yönetmek değildir

Bir isteğe hemen cevap vermek zorunda olduğunu düşündüğünde, seçeneklerini değerlendirmeye zaman kalmayabilir. APA’nın hayır diyebilme üzerine söyleşisinde de yanıt vermeden önce durmanın, kişinin kararını kendi değerleri açısından değerlendirmesine alan açabileceği anlatılır. (İlgili sayfa)

Bu duraklama, gündelik dilde oldukça sade olabilir: “Buna bakıp sana döneyim.” Bu cümle ne bir ret ne de bir kabul. Henüz karar vermediğini ifade ediyor. Örneğin senden hafta sonu yardım istendiğinde, önce mevcut planlarına bakmak isteyebilirsin. Yardım etmeyi önemsemen, takvimini kontrol etmeden söz vermeni gerektirmiyor.

Sınırını anlatırken kendi yapabileceklerine odaklanan cümleler düşünebilirsin:

  • “Bu akşam gelemeyeceğim.”
  • “Bu konuyu konuşmak istiyorum ama şimdi uygun değilim.”
  • “Buna katılmıyorum; yine de seni dinleyebilirim.”
  • “Bu kısmına yardımcı olabilirim, tamamını üstlenemem.”

Bunlar karşı tarafın ne hissetmesi gerektiğini söylemiyor. Senin neyi kabul ettiğini, neye zaman ayırabildiğini ya da neyi yapamayacağını anlatıyor.

“Ben sınır koyarsam o da mutlaka anlayış gösterecek” diye bir garanti yok. Karşındaki kişi hayal kırıklığı yaşayabilir veya başka bir çözüm arayabilir. Bu yüzden sınır koymayı, tepkiyi kusursuz biçimde yönetme yöntemi olarak düşünme. Kendi durumunu dürüstçe belirtmenin bir yolu olarak düşün. Her açıklamayı karşı tarafı ikna edene kadar uzatmak yerine, ne söylemek istediğinin yeterince açık olup olmadığına bakabilirsin.

Suçluluk hissetmekle yanlış yapmak arasındaki fark

Diyelim ki bu kez istemediğin bir plana katılmadın. Sonrasında “Acaba bencil mi davrandım?” diye düşündün. Böyle bir örnekte duyguyla davranışı ayrı ayrı incelemek işe yarayan bir düşünme çerçevesi sunabilir: Şu an suçluluk hissediyorum. Peki gerçekten ne yaptım?

Birine verdiğin sözü mü tutmadın? Küçümseyici bir dil mi kullandın? Yoksa yalnızca onun istediği şeyi yapmadın mı? Bunlar aynı durum değil. Bir sözünü tutmadıysan bunu konuşabilir, özür dileyebilir veya telafi arayabilirsin. Fakat sırf bir isteği yerine getirmedin diye otomatik olarak aynı sonuca varman gerekmiyor.

Örneğin bir arkadaşının davetini dinlenmeye ihtiyacın olduğu için reddettiğini düşünelim. Arkadaşın üzülmüş olabilir. Bu üzüntüyü önemseyebilirsin. Yine de kendi ihtiyacını hemen iptal etmek yerine, “Başka bir gün görüşmek isterim” diyerek ilişkinin senin için değerini ifade etmeyi seçebilirsin.

Kendine nasıl konuştuğuna da bak. NHS’nin önerdiği yaklaşımlardan biri, kendini eleştirirken benzer durumdaki bir arkadaşına nasıl yaklaşacağını düşünmektir. (nhs.uk)

Arkadaşına “Bir akşam dinlenmek istediğin için kötü bir insansın” der miydin? Demeyeceksen, kendi kararını neden bu kadar ağır bir hükümle değerlendiriyorsun? Bu soru her kararını doğru ilan etmez. Yalnızca kararlarını değerlendirirken kendine de adil davranıp davranmadığını araştırır. Hata yapma ihtimalinle sürekli kendini suçlama zorunluluğunu birbirinden ayırabilirsin.

İlişkinin sana verdiği cevabı da dinlemek

Buraya kadar kendi düşüncelerine ve davranışlarına baktın. Fakat ilişki yalnızca senin içinde yaşanmıyor. Kendi ihtiyacını söylediğinde karşındaki kişinin ne yaptığı da önemli. Her güçlüğü “Ben geçmişim yüzünden böyle hissediyorum” diye açıklamak, bugünkü davranışları gözden kaçırmana neden olabilir mi?

Örneğin aynı talebi iki farklı arkadaşına söylediğini düşünelim: “Bu hafta görüşemem.” Biri üzülse de başka bir gün öneriyor. Diğeri seni aşağılıyor ve arkadaşlığınızı bitirmekle tehdit ediyor. Bu iki karşılığı aynı başlık altında değerlendirmek zorunda değilsin. Birinin hayal kırıklığı yaşamasıyla seni cezalandırmaya çalışması arasında düşünmeye değer bir fark var.

Kendine şu soruları yöneltebilirsin: Farklı bir görüş belirttiğimde dinleniyor muyum? Kararımı değiştirmem için üzerimde baskı kuruluyor mu? Bir anlaşmazlıktan sonra yeniden konuşabilmemize alan açılıyor mu? İlişkide yalnız benim mi esnemem bekleniyor?

Güvenlik söz konusu olduğunda ise “Daha cesur ol, hayır de” yaklaşımı yeterli değildir. APA’nın ilgili söyleşisi de karşı çıkmanın fiziksel, ekonomik veya duygusal sonuçlarını ve güvenliği değerlendirmeyi vurgular. (İlgili sayfa)

Tehdit veya şiddet ihtimali bulunan bir durumda kendini kanıtlamak için yüzleşmek zorunda değilsin. Güvendiğin bir kişiden ya da uygun bir destek hizmetinden yardım aramayı önceliklendirebilirsin. Bu yazıdaki gündelik iletişim örneklerini, güvenli olmayan bir ilişkide uygulanması gereken görevler gibi görme.

Kendine yer açmak, başka birine dönüşmek değil

Bütün bunları okuduktan sonra kendine yeni bir görev verebilirsin: “Artık hiç onay aramayacağım, her zaman sınır koyacağım.” Fakat bu da yerine getirmen gereken yeni bir kusursuzluk beklentisine dönüşmesin. Amaç, bu kez de sürekli güçlü ve bağımsız görünmek değil. Ne yaşadığını daha açık görebilmek.

Kendinden vazgeçtiğini düşündüğün tek bir durumu seçebilirsin. O anda ne istediğini, ne söylediğini ve aradaki farkı yazabilirsin. Sonra şu soruyu ekleyebilirsin: Aynı durumda kendime biraz daha yer veren nasıl bir cümle kurabilirdim? Bu cümleyi hemen birine söylemek zorunda değilsin. Önce kendin için netleştirebilirsin.

Bu konu ilişkilerini veya gündelik yaşamını belirgin biçimde zorluyorsa profesyonel destek aramayı düşünebilirsin. NHS, özsaygıyla ilgili güçlüklerde psikolojik danışmanlık ve bilişsel davranışçı terapi gibi konuşmaya dayalı yaklaşımların yardımcı olabileceğini belirtir. Bu, belirli bir yöntemin herkes için aynı sonucu vereceği anlamına gelmez. (nhs.uk)

Görüşmeye ne anlatacağını bilmiyorsan, “İstemediğim şeylere evet diyorum ve nedenini anlamak istiyorum” cümlesi kendi deneyimini tarif etmek için yeterince somut bir başlangıç olabilir. Kendine önceden bir etiket bulman gerekmiyor.

“Seni kim böyle yaptı?” sorusu geçmişe bakmanı sağlayabilir. Bugün için yanına başka bir soru koyabilirsin: “Bu ilişkide bana da yer var mı?” Sevgiye ihtiyaç duyan tarafınla sınırları olan tarafını birbirine düşman etmeden, ikisinin de aynı ilişkide bulunup bulunamadığını araştırabilirsin.

🔑 Anahtar Noktalar

  • 1Uyum sağlamakla kendinden vazgeçmek arasındaki temel ayrım, kendi tercihini ifade etmeyi mümkün görüp görmediğindir.
  • 2Sevilmek için öğrenilmiş roller araştırılabilir; ancak tek bir davranıştan çocukluk travması sonucu çıkarılamaz.
  • 3Sahte kendilik, kişiyi sahtekâr olarak niteleyen bir yargı değil, videoda başvurulan kuramsal bir kavramdır.
  • 4Anlayış göstermek, kendi kırgınlığını ve ihtiyaçlarını konuşmanın dışında bırakmanı gerektirmez.
  • 5Sınır koymak, karşı tarafın tepkisini kontrol etmek değil, kendi kabulünü ve yapabileceklerini açıklamaktır.
  • 6Kendi korkuların kadar ilişkinin güncel koşullarını ve güvenliğini de değerlendirmek önemlidir.

❓ Sık Sorulan Sorular

Sevilmek istemek, kendimden vazgeçtiğim anlamına gelir mi?
Hayır. Buradaki ayrım, sevgi istemen değil; kabul görmek için kendi duygularını, tercihlerini ve sınırlarını sürekli saklamak zorunda hissedip hissetmemen. Birine önem vermekle kendi ihtiyacını ifade etmek birbirini dışlamak zorunda değil.
Her fedakârlık kendinden vazgeçmek midir?
Hayır. Birine destek olmayı isteyerek seçebilirsin. Düşünmeye değer olan, farklı bir tercih belirtme hakkını kendinde görüp görmediğin ve ilişkinin içinde senin ihtiyaçlarının da konuşulup konuşulamadığıdır.
Hayır diyemiyorsam mutlaka çocukluk travması mı yaşamışımdır?
Yalnızca hayır demekte zorlanmandan böyle bir sonuç çıkarılamaz. Geçmişte öğrendiğin mesajları araştırabilirsin; fakat bugünkü ilişkinin koşullarını da değerlendirmek ve bilmediğin yerleri varsayımlarla doldurmamak önemlidir.
Kendi isteğimi bilmiyorsam nereden başlayabilirim?
Büyük kararlar yerine yakın zamanda yaşadığın tek bir duruma bakabilirsin: Ne oldu, ne istedin, ne söyledin? Cevabın hemen netleşmek zorunda değil. Karar vermeden önce düşünmek istediğini söylemek de bir seçenek.
Sınır koyduğumda karşımdaki kişi üzülürse ne yapmalıyım?
Onun üzüntüsünü önemsemekle kendi kararını hemen geri almak aynı şey değil. Kullandığın dili, varsa verdiğin sözü ve kendi ihtiyacını ayrı ayrı değerlendirebilirsin. Tehdit veya şiddet ihtimali varsa yüzleşmek yerine güvenliği ve destek aramayı önceliklendirmek gerekir.