Değişmesini mi istiyorsunuz, başka biri olmasını mı?
Birinin değişmesini beklediğinizde aslında neyi bekliyorsunuz? Tartışırken sizi dinlemesini mi? Parasını sizin gibi harcamasını mı? Daha fazla konuşmasını, daha az öfkelenmesini, ailesiyle ilişkisini başka türlü kurmasını mı? Bunların hepsini aynı sorunun içine koyabiliyoruz: İnsan değişir mi?
Ama burada önce bir ayrım gerekiyor. Bir davranışın değişmesini istemekle karşınızdaki kişinin bütün özellikleriyle başka birine dönüşmesini beklemek aynı şey değil. Bir de insanın değişebilmesiyle sizin onu değiştirebilmeniz arasında fark var. Bu ayrımlar kaybolduğunda, sevgiyle ilgili bir sorunun içine beklenti, hayal kırıklığı ve sorumluluk da karışıyor.
Örneğin partnerinizin kalabalık ortamlarda daha rahat olmasını istediğinizi düşünelim. Onun sizinle bir arkadaş buluşmasına katılmasını mı istiyorsunuz, yoksa bütün gece herkesle konuşan, ilgiyi üzerine toplayan biri olmasını mı? İlkinde birlikte konuşulabilecek somut bir ihtiyaç var. İkincisinde ise sizin rahatlığınızın onun için de doğal olmasını bekliyor olabilirsiniz.
İnsan değişebilir; fakat değişimin yönünü, hızını ve sonucunu başka biri adına belirleyemeyiz. Daha kullanışlı soru şu olabilir: Bu kişinin hangi davranışı değişebilir, kendisi bununla ilgili ne düşünüyor ve ben bu süreçte neyi üstleniyorum? Böyle sorduğunuzda, belirsiz bir umuttan konuşulabilir bir konuya geçersiniz.
Mizaç, alışkanlık ve davranış aynı şey değil
Mizaç dediğimizde, kişinin duygusal tepkilerinin yoğunluğu, yeni durumlara yaklaşımı ve hareketlilik düzeyi gibi erken dönemde belirginleşebilen eğilimlerden söz ediyoruz. Alışkanlık ise tekrar tekrar yaptığımız bir davranış. İletişim biçimimiz de yalnızca mizacımızdan ibaret değil; öğrendiklerimiz, deneyimlerimiz ve bulunduğumuz ortamla birlikte düşünülmeli.
Bu yüzden “Ben zaten böyleyim” cümlesi bazen fazla geniş kalıyor. Çabuk öfkelenmekle öfkelendiğinde hakaret etmek aynı şey değil. Yalnız kalmayı sevmekle ihtiyaç duyduğunda yardım isteyememek de aynı şey değil. Bir eğilimi tarif ediyor olabiliriz; ama onunla birlikte yaptığımız her davranışı değişmez saymak zorunda değiliz.
Videodaki kök ve dal ayrımı, her özelliğin aynı kolaylıkla değişmediğini anlatmak açısından işe yarıyor. Yine de bunu “Kişilik özellikleri hiçbir zaman değişmez” sonucuna taşımamak gerekiyor. Amerikan Psikoloji Birliğinin kişilikte yaşam boyu değişime ilişkin açıklaması, kişilik özelliklerinin yetişkinlikte de değişebildiğini ortaya koyuyor. Görece süreklilik, bütünüyle değişmezlik demek değil. (İlgili sayfa)
Örneğin daha içe dönük birinin bir topluluk önünde konuşmayı öğrenmesini düşünelim. Bunun için her ortamda çok konuşan biri olması gerekmiyor. Beceri kazanmasıyla sosyal tercihlerini tamamen değiştirmesi farklı hedefler. Üstelik gelişiminin sınırını baştan başka biriyle kıyaslayarak belirlemek de gerekmiyor.
“Ben böyleyim” dediğiniz davranışın hangi ortamlarda ortaya çıktığını sorgulamak için, Metin Karaahmetli'nin kendilik ve öğrenilmiş tepkiler üzerine yazısındaki ayrım konuyu derinleştiriyor: Bunu istediğiniz için mi yapıyorsunuz, yoksa başka türlü davrandığınızda bir şey kaybetmekten mi korkuyorsunuz?
Çam ağacından elma beklemek ne demek?
Çam ağacının altında oturup yıllarca elma düşmesini beklemek. Sohbette kullanılan bu metafor, ilişkide bazen ne yaptığımızı oldukça açık anlatıyor. Karşımızdaki kişiyi görüyoruz; ama onunla kurduğumuz ilişkiyi, bir gün dönüşeceğini düşündüğümüz kişi üzerinden sürdürüyoruz.
Buradaki mesele insanları ağaç türleri gibi değişmez kategorilere ayırmak değil. Metaforun işe yaradığı yer, beklentimizin gerçek kişiyle ne kadar örtüştüğünü sorgulamak. Bugün karşınızda olanı mı tanıyorsunuz, yoksa onun gelecekteki hâliyle mi ilişki kuruyorsunuz? Aradaki fark küçük görünse de beklemeye ayırdığınız zamanı ve ilişkinizde aldığınız kararları etkileyebilir.
Sohbetteki para örneğini düşünelim. Bir taraf geleceğe yatırım yapmayı önemsiyor, diğer taraf bugünü yaşamayı. Burada hemen birini cimri, diğerini sorumsuz ilan etmek yerine, paranın ikisi için ne anlama geldiğini konuşmak mümkün. Güvenlik mi? Özgürlük mü? Hayattan keyif almak mı? Yarına hazırlanmak mı?
Bu iki kişi birbirine yeni bir bakış açısı kazandırabilir. Ortak harcamalar için anlaşabilir, kişisel tercihlerine ayrı alan açabilir. Fakat anlaşmak, taraflardan birinin bütün değerlerini bırakması demek değildir. Aynı konuya farklı yerlerden bakarken birlikte yaşayabilecekleri bir düzen bulmaları da mümkün olabilir.
Kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: “Ben belirli bir davranış üzerinde anlaşmak mı istiyorum, yoksa karşımdaki kişinin benim doğrularımı benimsemesini mi?” İkisi farklı konuşmalar gerektirir. Her fikir ayrılığı, düzeltilmesi gereken bir kusur değildir.
Sevgi destek olabilir; değişimin yerine geçemez
“Beni gerçekten sevseydi değişirdi.” “Ben onu yeterince seversem düzelir.” Bu iki cümle de değişimi sevginin ölçüsü hâline getiriyor. Oysa birini sevmek, ne yapacağımızı bilmek, bunu yapabilecek beceriye sahip olmak ve davranışımızı sürdürmek aynı şey değil.
Sevgiyle birini dinleyebilirsiniz. Söylediklerini ciddiye alabilir, ihtiyaçlarınızı anlatabilir, yeni seçenekler gösterebilirsiniz. Ama onun yerine farkındalık kazanamaz, denemelerini yapamaz ve her an nasıl davranacağına karar veremezsiniz. Destek olmakla değişimin bütün sorumluluğunu almak arasında bir sınır var.
Bu sınır, ilişkilerin insanları etkilemediği anlamına gelmiyor. Sohbetteki yatırım örneğinde olduğu gibi, karşınızdaki kişi sizin görmediğiniz bir ihtimali gösterebilir. Siz de onun söylediklerini değerlendirebilirsiniz. Ancak etkilemek, sonucu kontrol etmek değildir. Bir düşünceyi duymakla o düşünceyi kendi hayatında uygulamak arasında kişiye ait bir alan bulunur.
Bir de değişimin bedeline bakmak gerekiyor. Örneğin partneriniz daha sakin insanlardan hoşlandığını söylediği için her buluşmada heyecanınızı sakladığınızı düşünelim. Daha dikkatli dinlemeyi seçmek başka, görünür olmamak için kendinizi sürekli denetlemek başka. Simge Saygılı'nın ilişkide uyum sağlamakla kendinden vazgeçmeyi ayıran yazısı, bu farkı gündelik seçimler üzerinden ele alıyor.
Sevginizi kanıtlamak için başka biri olmak zorunda olmadığınız gibi, karşınızdakinin sevgisini de yalnızca değişip değişmediği üzerinden ölçmek zorunda değilsiniz. Yine de ilişkinizde ihtiyaçlarınızın karşılanıp karşılanmadığına bakabilirsiniz.
Konuşmak size kolay, ona zor olabilir
Sohbette önemli bir örnek var: Çocukluğunda evdeki sorunlardan odasına çekilerek uzaklaşmış birinin, yetişkin ilişkisinde de konuşmak yerine geri çekilmesi. Burada susmak yalnızca o an verilen bir karar olarak değil, uzun süredir kullanılan bir başa çıkma yolu olarak ele alınıyor.
Siz sorunları konuşarak çözmeye alışmışsanız, “Sadece konuşalım” talebiniz çok basit gelebilir. Ama karşı taraf için mesele yalnızca birkaç cümle söylemek olmayabilir. Ne söyleyeceğini bulmak, yanlış anlaşılma ihtimaline dayanmak, duygusunu adlandırmak ve konuşurken kendini savunmadan kalabilmek de bu talebin içinde olabilir.
Bu farkı görmek, susan kişinin bütün davranışlarını haklı çıkarmak değildir. Daha somut bir başlangıç bulmaya yardım eder. Örneğin tartışma sırasında bir kişinin konuşmakta zorlandığını düşünelim. “Seninle hiçbir şey konuşulmuyor” demek yerine, “Şu anda konuşmak zor geliyor olabilir; bu konuyu ne zaman yeniden ele alabiliriz?” diye sormak farklı bir kapı açabilir.
Burada ara vermekle konuyu sürekli ortadan kaldırmayı da ayırmak gerekir. “Biraz zamana ihtiyacım var” diyen kişinin daha sonra konuşmaya dönmesiyle, her zor konuda günlerce kaybolması aynı şey değildir. Sizin de belirsizlik içinde beklemek istemediğinizi söyleme hakkınız var.
Beklentiyi “Benim kadar iyi konuşsun” diye kurmak yerine, “İhtiyacını biraz daha açık söyleyebiliyor mu, konuşmaya geri dönebiliyor mu?” diye düşünmek daha somut olabilir. Bu, gelişimin sınırını önceden çizmek değil; karşılaştırma yerine ilişkinizdeki davranışa bakmaktır.
Değişmek için büyük bir kırılma noktası şart mı?
Bir ilişkinin bitmesi, bir kayıp ya da kişinin kullandığı bir yolun artık işe yaramaması değişim sorusunu gündeme getirebilir. Sohbette de bu dönüm noktaları üzerinde duruluyor. İnsan bazen aynı davranışın sonuçlarını başka türlü görmeye başladığında, “Ben bunu sürdürmek istiyor muyum?” diye soruyor.
Fakat değişimi yalnızca büyük bir olayın ardından mümkün saymak, günlük hayattaki küçük seçimleri gözden kaçırabilir. Bir davranışı sorgulamak için ilişkinin bitmesini beklemek zorunda mıyız? Birbirimizi daha iyi dinlemeyi denemek için büyük bir kayıp yaşamamız mı gerekiyor? Bu soruların kendisi bile beklentimizin neye bağlandığını gösterebilir.
Örneğin sürekli söz kesen birinin, konuşmaların ardından karşısındaki kişiye ne anlatmak istediğini sormayı denediğini düşünelim. Burada büyük bir kişilik dönüşümü ilan edilmiyor. Belirli bir davranış fark ediliyor ve yerine ne konabileceği araştırılıyor. Değişimi yalnızca büyük bir dönüşüm olarak tarif edersek, böyle adımları önemsiz sayabiliriz.
Öte yandan, “Evlendiğimizde değişir” ya da “Çocuğumuz olduğunda düzelir” beklentisi gelecekteki bir olayı çözümün yerine koyuyor. Büyük bir karar almadan önce bugünkü ilişkinizde ne olduğunu konuşmak daha açıklayıcı olabilir: Sorun fark ediliyor mu? Sorumluluk paylaşılıyor mu? Birlikte ele alınabiliyor mu?
Bir dönüm noktası, sonucu önceden belli bir araç değildir. Sizin de bir başkasının fark etmesini sağlamak için onu zorlayan olaylar yaratmanız gerekmiyor.
Öfkeyi anlamak, incinmeyi kabul etmek değil
Sohbette öfkeyle öfkeyi ifade etme biçimi birbirinden ayrılıyor. Bu önemli bir ayrım. Öfkelenmek bir duygu yaşamak; bağırmak, hakaret etmek ya da tehdit etmek ise davranış. Bunları tek bir “Ben öfkeliyim” cümlesinin içine koyduğumuzda, üzerinde konuşulabilecek davranışları da kişiliğin değişmez parçası gibi gösterebiliriz.
Ayrıca öfkeye verilen tepkiyi yalnızca mizaca bağlamak da dar bir açıklama olur. İçinde bulunulan durum, stres ve öğrenilmiş tepkiler de önemlidir. NHS'nin öfkeye ilişkin açıklaması, bu etkenleri birlikte ele alıyor ve öfkeyle başa çıkma konusunda destek alınabileceğini belirtiyor. (nhs.uk)
Örneğin partnerinizin “Sinirlendiğimde böyle konuşuyorum” dediğini düşünelim. Bu cümle, davranışın alışılmış olduğunu anlatabilir. Ama sizin incinmenizi önemsiz yapmaz. “Öfkeli olduğunu duyuyorum; bana hakaret edilmesini kabul etmiyorum” demek, duyguyu inkâr etmeden davranışa sınır koymaktır.
Küçük adımları görmekle zararı küçümsemek de aynı şey değil. Birinin bazen daha dikkatli konuşması değerli olabilir; fakat tekrarlayan incitici davranışlar yalnızca çaba gösterildiği söylenerek geçiştirilemez. Siz de ilişkinin nasıl bir etkisi olduğunu anlatabilirsiniz.
Tehdit veya şiddet varsa konu yalnızca iletişim becerisi değildir; güvenlik ve uygun destek öncelik kazanır. Böyle bir durumda karşı tarafın değişmesini beklemek, kendinizi korumanın yerine geçmemelidir. (nhs.uk)
Değişim isteği günlük hayatta nasıl görünür?
“Değişeceğim” demekle değişim için bir şey yapmak arasında fark var. Bunu anlamak için karşınızdaki kişinin niyetini okumaya çalışmak yerine, neyin konuşulduğuna ve günlük hayatta ne olduğuna bakabilirsiniz. Buradaki amaç kişiyi sınava sokmak değil; beklentinizi somutlaştırmak.
Örneğin sürekli son anda plan iptal eden birinin artık daha özenli olacağını söylediğini düşünelim. “Daha özenli” ne demek? Önceden haber vermek mi? Yapamayacağı bir plan için baştan söz vermemek mi? İptal ettiğinde yeni bir zaman önermek mi? İkinizin aynı cümleden farklı şeyler anlaması mümkün.
Şu sorular, davranışı daha açık görmenize yardımcı olabilir:
- Sorun belirli bir davranış olarak konuşulabiliyor mu?
- Kişi kendi payını görebiliyor mu, yoksa bütün sorumluluk size mi bırakılıyor?
- Söylediği niyete eşlik eden somut bir adım var mı?
- Bir aksama olduğunda konu yeniden ele alınıyor mu?
Tek bir güzel gün, ilişkinin bütün örüntüsünü açıklamayabilir. Tek bir zor gün de kişinin hiçbir adım atmadığını göstermeyebilir. Daha anlamlı olan, çeşitli durumlarda neyin tekrarlandığına bakmaktır. Değişimi kusursuzlukla eşitlemeden, yalnızca sözlere de bırakmadan değerlendirebilirsiniz.
Burada sürekli denetleyen kişi hâline gelip gelmediğinize de dikkat edebilirsiniz. Hatırlatan, takip eden, açıklayan ve bütün planı yapan hep sizseniz, destek vermekle yönetmek arasındaki sınır bulanıklaşmış olabilir. “Ben yardım mı ediyorum, yoksa onun yerine bu işi yürütmeye mi çalışıyorum?” sorusu önemlidir.
Psikolojik destek birini yeniden tasarlamak değildir
Bir yakınınızın destek almasını istemeniz anlaşılır. Özellikle aynı konuda tekrar tekrar zorlanıyorsanız, dışarıdan bir yardımın işe yarayabileceğini düşünebilirsiniz. Ama psikolojik destek, bir kişiyi başkasının istediği modele dönüştüren bir hizmet olarak düşünülmemeli.
Sohbette, kişinin başvurduğu konu ile çevresinin değiştirmek istediği başka konular arasındaki fark vurgulanıyor. Örneğin bir kişi panik yaşantıları nedeniyle destek ararken, partneri onun harcama alışkanlıklarının değişmesini bekliyor olabilir. Bu beklentileri aynı şey saymak yerine, kişinin ne için yardım istediğini ve başka konuların nasıl ele alınabileceğini konuşmak gerekir.
Destek sürecinde hedeflerin ve ihtiyaçların değerlendirilmesi önemlidir. NHS'nin bilişsel davranışçı terapi açıklamasında, kişinin zorlandığı durumların ele alındığı ve uzmanla birlikte farklı düşünme ve davranma yolları üzerinde çalışıldığı anlatılır. Bu, birinin bütün kişiliğini değiştirmekten farklıdır. (nhs.uk)
İstekli olmak da her şeyi hemen yapabilmek demek değildir. Yeni bir davranışı denemek, nerede zorlanıldığını görmek ve yeniden çalışmak gerekebilir. Bilişsel davranışçı terapide görüşmeler arasında öğrenilenleri uygulamaya da yer verilir; değişim yalnızca bir görüşmede verilen karara bırakılmaz. (nhs.uk)
Örneğin yardım istemekte zorlanan birinin görüşmede bunu fark ettiğini düşünelim. Sonraki mesele, günlük hayatta hangi durumda ve nasıl yardım isteyebileceğidir. Fark etmekle uygulamak farklı adımlardır. Yakını olarak siz destek sunabilirsiniz; fakat sürecin sorumluluğunu onun yerine üstlenmeniz gerekmez.
Onun geleceği kadar sizin bugününüz de önemli
Birinin değişmesini beklerken bütün dikkat onun üzerinde kalabiliyor. Ne zaman anlayacak? Ne zaman adım atacak? Bu kez gerçekten farklı mı? Bu soruların arasında kendi ihtiyaçlarınızın sesi giderek azalabilir.
Burada karşı tarafın değişmeyeceğine dair kesin bir hüküm vermeniz gerekmiyor. Fakat kendi kararınızı yalnızca henüz gerçekleşmemiş bir değişime bağlamanız da gerekmiyor. Şu sorular bugünkü ilişkinizi daha açık görmenize yardımcı olabilir:
- Bu ilişki şu an bana nasıl geliyor?
- İhtiyaçlarımı söylediğimde ne oluyor?
- Birlikte üzerinde çalışabildiğimiz bir konu var mı?
- Kabul edebileceğim farklılıklarla beni inciten davranışları ayırabiliyor muyum?
- Beklerken kendi hayatımda neleri erteliyorum?
Geçmişte iyi hissetmiş olmak, bugünkü ihtiyaçlarınızdan vazgeçmenizi gerektirmez. Zeynep Sude Bacacı'nın zarar veren bir ilişkiden kopmakta zorlanma üzerine yazısı, geçmişte hissedilen değerle ilişkinin bugünkü hâlini ayrı ayrı değerlendirmeyi ele alıyor. Bazen tutunduğunuz şeyin kişi mi, eski yakınlık mı, yoksa değişim umudu mu olduğunu sormak açıklayıcı olabilir.
Sohbette kullanılan “esnemek” sözü, değişimi bütün özelliklerin silinmesi olarak düşünmemek için yararlı. Yine de esnemenin değerini küçümsemek gerekmiyor: Daha açık konuşmak, sorumluluk almak veya farklı bir tepki seçmek ilişkide anlamlı olabilir. Mesele bu adımların gerçekten var olup olmadığını görebilmek.
Çam ağacından elma bekleme metaforunu kendi hayatınıza taşırken, karşınızdakini değişmez ilan etmek yerine beklentinizi inceleyebilirsiniz. Birinin nereye kadar değişeceğini önceden bilemeyebilirsiniz. Ama onun gelecekteki ihtimalleri kadar, sizin bugün nasıl bir ilişkide bulunduğunuz da kararlarınızda yer alabilir.
