Kimlik / Benlik ArayışıVideo: 0:57

Sevilmek İçin Rol Yapmak: İlişkide Kendiniz Olmak Ne Demek?

Puanlar yükleniyor…

Bu videoyu değerlendirmek için bir yıldız seçin.

Bu videoda

Uyum sağlamakla kendinizden vazgeçmek nasıl ayrılır? Eril ve dişil etiketlerinin ötesinde; yardım istemeyi, sınır koymayı, partner uyumunu ve reddedilme korkusunu gündelik örneklerle ele alan bir yazı.

Videonun yazısını oku ↓

Yorumlar

Yorumlar herkese açıktır.

Hesabınız kontrol ediliyor…

Yorumlar yükleniyor…

Videonun yazısı

Simge Saygili adlı uzmanın videosundaki ana fikirden yola çıkarak hazırlanmıştır.

Bir kanepeyi taşımak sizi başka biri yapar mı?

Bir kanepeyi bir yerden başka bir yere taşıdınız diye daha az sevilir biri mi oldunuz? Yoksa yaptığınız işe, karşınızdaki kişinin kadınlık ve erkeklikle ilgili beklentileri üzerinden bir anlam mı yüklendi? Kanepe örneğinin düşündürdüğü soru bu: Birinin sizi beğenmesi için yapabildiğiniz bir şeyi yapamıyormuş gibi göstermek zorunda mısınız?

Örneğin pratik işlerle uğraşmayı seven, gerektiğinde sorumluluk alan biri olduğunuzu düşünelim. Hoşlandığınız kişinin sizi daha çekici bulması için geri planda durmaya, bildiğiniz konularda bilmiyormuş gibi davranmaya başlıyorsunuz. Burada mesele yardım almak değil. Yardıma ihtiyacınız olmadığı hâlde, kabul görmek için kendinizi olduğunuzdan farklı sunmanız. Peki bunu ne kadar uzun süre sürdürebilirsiniz? Üstelik ilişkinin ilerleyen zamanlarında hangi tarafınızı ne zaman göstereceğinizi hesaplamak ister misiniz?

Kendiniz olmak meselesini, herkese her şeyi söylemek ya da hiçbir davranışınızı değiştirmemek üzerinden değil, bu sorular üzerinden düşünelim. Neyi sevdiğinizin, ne yapabildiğinizin ve neye ihtiyaç duyduğunuzun ilişkide bir karşılığı var mı? Yoksa bütün kararlarınız, karşınızdaki kişinin hoşuna gidecek kişiyi oluşturmak için mi veriliyor?

Buradan “Kendiniz olursanız herkes sizi sever” sonucu çıkmaz. Kendinizi göstermek, ilişkinin devam edeceğini garanti etmez. Kendinizi göstermekte zorlanmanız da sizi sevgiye daha az layık yapmaz. Asıl mesele, sevilmek için hangi yanlarınızı saklamak zorunda hissettiğinizi fark etmek ve bu zorunluluğu sorgulayabilmek.

Eril ve dişil etiketlerinin arkasında ne var?

“Daha dişil davranmalıyım” dediğinizde tam olarak neyi kastediyorsunuz? Daha yumuşak konuşmayı mı, bakımınıza zaman ayırmayı mı, kararları başkasına bırakmayı mı? Aynı sözcüğün içine birbirinden çok farklı davranışlar yerleştirdiğinizde, ne istediğinizi anlamak da zorlaşır. Önce etiketi açmak gerekir: Hangi davranıştan söz ediyoruz ve bu davranış neden sizin için önemli?

Dünya Sağlık Örgütü, toplumsal cinsiyet rollerini kadınlık ve erkeklikle ilişkilendirilen, toplumsal olarak şekillenen beklenti ve davranışlar üzerinden açıklar. Bu beklentiler toplumlar arasında farklılaşabilir ve zamanla değişebilir. Bu ayrımdan hareketle, bir davranışın “kadınsı” ya da “erkeksi” bulunmasını kişinin bütün kimliğini açıklayan bir hüküm gibi almamak gerekir. (who.int)

Kırmızı ruj örneğine bakalım. Ruju sevdiğiniz için sürmek başka, sürmediğinizde yeterince kadınsı görünmeyeceğinizi düşünüp kendinizi mecbur hissetmek başka. Aynı şekilde güçlü görünmekten hoşlanmakla, üzgün olduğunuzu hiç belli etmemeniz gerektiğini düşünmek de aynı şey değil. Görünüşte benzer seçimlerin arkasında farklı gerekçeler bulunabilir.

Burada kırmızı rujdan, bakımdan ya da belirli bir ilişki tarzından vazgeçmeniz gerektiği söylenmiyor. Kendinize şu soruyu yöneltebilirsiniz: “Bunu sevdiğim için mi seçiyorum, yoksa başka türlü kabul edilmeyeceğimi düşündüğüm için mi?” İkisinin bir arada bulunduğu durumlar da olabilir; hemen kesin bir cevap vermeniz gerekmiyor.

Eril ve dişil sözcüklerini kullanmayı tercih etseniz bile, konuşmayı somutlaştırabilirsiniz. “Enerjimi değiştirmeliyim” yerine “İhtiyacım olduğunda yardım istemek istiyorum” demek, üzerinde düşünebileceğiniz daha açık bir mesele sunar.

Beğenilmek istemek ne zaman kendinizi saklamaya dönüşür?

Birinin sizi beğenmesini istemenizle, onun beğenisini kazanmak için bütün tercihlerinizi değiştirmeniz aynı şey değil. İlkinde karşınızdaki kişiyle yakınlaşmak istiyorsunuz. İkincisinde ise yakınlaşmanın şartını, kendi isteklerinizi mümkün olduğunca görünmez kılmak olarak belirliyorsunuz. Bu ayrımı tek bir davranıştan değil, davranışınıza eşlik eden düşünceden hareketle inceleyebilirsiniz.

Özsaygı, kendiniz hakkında nasıl bir değerlendirme yaptığınızla ilgilidir. NHS, kişinin kendisine ilişkin olumsuz inançlarını fark etmesini ve bunları destekleyen ya da sorgulatan dayanaklara bakmasını önerir. “Yeterince iyi değilim” düşüncesini doğrudan gerçek kabul etmek yerine incelemek, bu yaklaşımın bir parçasıdır. (nhs.uk)

Örneğin yeni tanıştığınız kişinin sakin insanlardan hoşlandığını söylediğini düşünelim. Siz ise heyecanlandığınızda çok konuşuyorsunuz. Sonraki buluşmada biraz daha fazla dinlemek isteyebilirsiniz. Fakat bütün buluşma boyunca “Gülme, fazla anlatma, heyecanını belli etme” diye kendinizi denetliyorsanız, burada başka bir soru ortaya çıkar: Sohbete katılma biçiminizi mi düzenliyorsunuz, yoksa görünür olmaktan mı kaçınıyorsunuz?

Aradaki farkı araştırmak için buluşmanın sonrasına da bakabilirsiniz. “Bugün karşımdakini daha iyi tanıdım” mı diyorsunuz, “Neyse ki nasıl biri olduğumu anlamadı” mı? İkinci düşünce size tanıdık geliyorsa, bunu kendinizi suçlamak için değil, hangi beklentinin altında kaldığınızı görmek için ele alabilirsiniz.

Kendinizi sakladığınızı fark ettiğinizde bir de “Ben neden böyleyim?” diyerek yüklenmeniz gerekmiyor. Daha somut bir başlangıç mümkün: “Hangi özelliğim ortaya çıkarsa beğenilmeyeceğimi düşünüyorum? Karşımdaki bunu gerçekten söyledi mi, ben mi tahmin ediyorum?”

Kendiniz olmak, hiç değişmemek demek değil

“Ben buyum” cümlesi bazen önemli bir ihtiyacı korur, bazen de konuşmayı kapatır. İlişkide kendi tercihlerinize yer açmak başka, davranışlarınızın karşınızdaki kişiyi nasıl etkilediğiyle hiç ilgilenmemek başka. Kendiniz olmakla karşılıklı uyumu birbirine rakip iki seçenek gibi düşünmek zorunda değilsiniz.

NHS, sağlıklı ilişkilerde karşılıklı saygıyı, desteği ve açık konuşmayı öne çıkarır. Dolayısıyla ilişkiyi yalnızca kişinin kendi isteğini ifade etmesi üzerinden değil, diğer kişinin söylediklerini dinlemesi üzerinden de değerlendirmek gerekir. (nhs.uk)

Örneğin doğrudan konuşmayı sevdiğinizi, partnerinizin ise tartışırken sözünün kesilmesinden rahatsız olduğunu düşünelim. Onu dinlemeyi öğrenmeniz, daha az kendiniz olmanız anlamına gelmez. Düşünceniz aynı kalırken ifade biçiminiz değişebilir. Buna karşılık, partneriniz rahatsız olmasın diye hiçbir konuda farklı görüş belirtmemeniz, başka bir durumu anlatır.

Şu karşılaştırmalar ayrımı görünür kılabilir:

  • Birlikte zaman geçirmek için programınızı konuşmak, bütün planlarınızı izne bağlamakla aynı değildir.
  • Sert bir cümleyi daha özenli kurmak, rahatsızlığınızı tamamen inkâr etmek değildir.
  • Yeni bir etkinliği denemek, sevmediğiniz her şeyi seviyormuş gibi yapmak değildir.
  • Hatanızı kabul etmek, her anlaşmazlıkta otomatik olarak kendinizi suçlamak değildir.

Burada kullanabileceğiniz düşünme sorusu şu: “Bu değişiklik, benim de değer verdiğim bir ilişki biçimine mi hizmet ediyor; yoksa yalnızca terk edilmeyi önlemeye mi çalışıyorum?” Her değişikliği kendinizden vazgeçmek saymadan, her fedakârlığı da uyum diye adlandırmadan değerlendirebilirsiniz. Ayrıca kararınızın konuşulabilir olup olmadığına bakabilirsiniz: Fikrinizi değiştirdiğinizde bunu söyleyebiliyor musunuz?

Yardım istemekle çaresiz görünmek aynı şey değil

Kanepe örneğine geri dönelim. Bir işi yapabiliyor olmanız, o işi her zaman tek başınıza yapmak zorunda olduğunuz anlamına gelmez. “Yapabilirim ama birlikte yapmak istiyorum” diyebilirsiniz. Burada bir beceriyi inkâr etmiyorsunuz; nasıl bir paylaşım istediğinizi söylüyorsunuz. Yardımın gerekçesini, olduğunuzdan daha güçsüz görünmek üzerine kurmanız gerekmiyor.

Örneğin evde bir düzenleme yapacağınızı düşünelim. Bazı işleri tek başınıza halledebiliyorsunuz ama hepsini üstlenmek istemiyorsunuz. “Ben bunlardan hiç anlamam” demek yerine, “Şu kısmı ben yapabilirim, kalanını paylaşalım mı?” diyebilirsiniz. İkinci cümlede hem yapabildiğiniz şey hem de talebiniz açıkça bulunuyor.

Tersine, bağımsızlığınızı korumak adına yardımı her koşulda reddetmeniz gerektiği sonucuna da varmayalım. “Kendim olmalıyım” cümlesi yeni bir zorunluluğa dönüşmesin. Bugün destek istemeniz, daha önce tek başınıza başardığınız işleri geçersiz kılmaz. Buradaki amaç, güçlü ya da yardıma muhtaç bir görüntüyü sürekli korumak değil, o anki durumunuzu dürüstçe tarif etmek.

Kendinize şu soruları sorabilirsiniz: “Yardım istersem yetersiz mi görüneceğim? Yardım istemezsem daha mı az sevileceğim? Aslında neyi paylaşmak istiyorum?” Böylece konuşma, nasıl görünmeniz gerektiğinden neye ihtiyaç duyduğunuza doğru ilerler.

Aynı açıklık partneriniz için de geçerli olsun. Onun bir şeyi yapabilmesi, bütün sorumluluğun ona ait olduğu anlamına gelmesin. İkinizin de becerilerinizi saklamadan, yorgunluğunuzu kanıtlamak zorunda kalmadan paylaşım hakkında konuşabildiğiniz bir düzeni nasıl kurabileceğinizi tartışabilirsiniz.

Partner uyumu, birinin sizi “kaldırması” mı?

“Benim bu karakterimi kaldırabilecek biriyle olmalıyım” düşüncesinin içinde, kendinizi sürekli değiştirmeden kabul edilme isteği var. Yine de “kaldırmak” yerine “birbirine alan açmak” üzerinden düşünmek daha açıklayıcı olabilir. Çünkü değerlendiren yalnızca karşınızdaki kişi değil. Siz de bu ilişkinin içinde nasıl hissettiğinize ve nasıl yaşamak istediğinize bakıyorsunuz.

Örneğin karar almayı seven biri olduğunuzu düşünelim. Partneriniz de karar süreçlerine katılmak istiyor. Buradaki soru kimin daha eril olduğu değil; kararların nasıl paylaşılacağı. Her konuda sizin karar vermeniz de sırf partneriniz daha güçlü görünsün diye bütün kararları ona bırakmanız da konuşmanın tek seçeneği olmak zorunda değil.

Uyumu değerlendirmek için kendinize şu soruları yöneltebilirsiniz:

  • Bir konuda farklı düşündüğümde bunu söyleyebiliyor muyum?
  • Güçlü olduğum taraflarım ilişkide bir tehdit gibi mi ele alınıyor?
  • Yardım istediğimde küçümsenmeden konuşabiliyor muyum?
  • Karşımdaki kişinin isteklerine de gerçekten yer açıyor muyum?
  • Bir anlaşmazlıktan sonra ikimizin ihtiyacını yeniden konuşabiliyor muyuz?

Bu sorular bir test değil; tek bir cevapla ilişkiniz hakkında kesin karar vermeniz için hazırlanmış değiller. Örneğin bir tartışmada sözünüzün kesilmesiyle, her farklı görüşünüzün sürekli susturulması arasında nasıl bir fark gördüğünüzü düşünmenize yarayabilirler.

Ayrıca “Beni olduğum gibi kabul etsin” isteğini “Bütün tercihlerimizi aynı bulsun” beklentisine çevirmemeye dikkat edebilirsiniz. Partnerinizin farklı zevkleri olabilir. Sizin için asıl ayrımın nerede olduğunu sorun: Farklılık konuşulabiliyor mu, yoksa bu farklılık nedeniyle birinizin kendini saklaması mı bekleniyor?

İhtiyacınızı bir kimlik tartışmasına çevirmeden söylemek

“Sen beni olduğum gibi sevmiyorsun” demekle, “Bu işi yapabildiğim için kadınlığımın sorgulanmasından rahatsız oluyorum” demek aynı konuşmayı başlatmaz. İkinci cümle, hangi davranışı konuşmak istediğinizi daha açık tarif eder. Burada amaç kusursuz bir cümle bulup karşı tarafın tepkisini yönetmek değil; kendi konumunuzu anlaşılır hâle getirmek.

Kendini açık ve saygılı biçimde ifade etmek, yalnızca kendi ihtiyacını savunmak değildir. NHS bu tutumu, başkasının görüş ve ihtiyaçlarına saygı gösterirken kendiniz için de aynı saygıyı beklemek olarak açıklar. (nhs.uk)

Örneğin partnerinizin size daha çekingen davranmanız gerektiğini söylediğini düşünelim. Konuşmanız şu tür cümleler içerebilir:

  • “Bir şeyi yapabiliyorsam yapamıyormuş gibi davranmak istemiyorum.”
  • “Yardım teklif etmeni seviyorum; ama yardım istemediğimde bunun başka anlamlara çekilmesini istemiyorum.”
  • “Görünüşümle ilgili tercihimi söyleyebilirsin. Son kararı kendim vermek istiyorum.”
  • “Bu davranışım seni rahatsız ettiyse, kadınlık ya da erkeklik üzerinden değil, ne yaşadığımız üzerinden konuşalım.”

Bu cümleleri hazır bir senaryo gibi kullanmanız gerekmiyor. Kendi sözcüklerinizle, gerçekten söylemek istediğiniz kısmı seçebilirsiniz. Ardından karşınızdaki kişinin ne demek istediğini de sorabilirsiniz: “Benden daha az sorumluluk almamı mı istiyorsun, yoksa birlikte karar vermemizi mi?”

Bazen aynı sözcükle farklı talepler anlatılıyor olabilir. Bu yüzden yalnızca etikete cevap vermek yerine talebi açtırmak işe yarayabilecek bir konuşma seçeneğidir. Açıklanan talebe katılmanız şart değil; önce neyin istendiğini anlamayı deneyebilirsiniz.

Reddedilmek, kim olduğunuz hakkında son karar değildir

Diyelim ki kendinizi daha açık gösterdiniz ve karşınızdaki kişi sizinle ilişki istemedi. Buradan “Demek ki daha az konuşmalıydım” ya da “Güçlü görünmemeliydim” sonucuna hemen geçmek zorunda mısınız? Önce hangi bilgiye sahip olduğunuza bakalım: Bu kişi sizinle ilişki istemedi. Bunun nedenini açıkça söylemediyse, kalan kısmı sizin yorumunuz dolduruyor olabilir.

NHS'nin ilişkilere ilişkin açıklaması, zorlayıcı bir durumda olgularla o duruma yüklenen anlamı ayırmayı önerir. “Bir kişi beni seçmedi” ile “Kimse beni seçmez” arasındaki farkı incelemek, bu yaklaşımı gündelik bir duruma uyarlamanın bir örneğidir. (nhs.uk)

Bu ayrım, üzülmemeniz gerektiği anlamına gelmez. Bir ilişkiyi istemiş olabilirsiniz; hayal kırıklığınızı hemen bir gelişim dersine dönüştürmeniz de gerekmiyor. Yalnızca o kişinin kararını, bütün kimliğiniz hakkında bağlayıcı bir değerlendirme gibi ele alıp almadığınıza bakabilirsiniz. Sizi beğenmeyen birinin tercihine saygı duymakla, o tercihi kendinize karşı kullanmak farklı şeyler.

Örneğin bağımsız davranmanızın karşı tarafa uygun gelmediğini söylediğini düşünelim. Burada kendinize iki ayrı soru sorabilirsiniz: “Bağımsızlık dediğim davranışın içinde karşımdakini dışarıda bırakan bir taraf var mı?” ve “Yoksa kendi kararlarımı verebilmemden vazgeçmem mi bekleniyor?” İlk soru davranışınızı değerlendirmeye, ikincisi beklentiyi anlamaya yönelir.

Böylece geri bildirime tamamen kapanmadan, her geri bildirimi de yerine getirmeniz gereken bir talimat saymadan düşünebilirsiniz. Kendiniz olmak, öğrenmeyi bırakmak değil; neyi neden değiştireceğinize siz de katılarak karar vermektir.

Hangi seçim size ait? Gündelik bir durumu incelemek

“Ben gerçekten nasıl biriyim?” sorusu çok büyük gelebilir. Bunun yerine yakın zamanda yaşadığınız küçük bir seçim üzerinden düşünmeyi deneyebilirsiniz. Bu bir kişilik testi veya tanı aracı değil; kendi kararınızın içindeki farklı unsurları ayırmak için kullanabileceğiniz bir yazma önerisi.

Örneğin istemediğiniz hâlde bir buluşma planına onay verdiğinizi düşünelim. O anı şu sırayla yazabilirsiniz:

  1. Ne oldu? Yorum eklemeden durumu tarif edin. “Hafta sonu kalabalık bir buluşmaya gitmem teklif edildi.”
  2. Ben ne istiyordum? “O gün dinlenmek ve daha sakin bir plan yapmak istiyordum.”
  3. Ne olacağından korktum? “Gitmezsem sıkıcı bulunacağımı düşündüm.”
  4. Ne söyledim? “Çok iyi olur, ben de istiyordum dedim.”
  5. Daha dürüst bir seçenek ne olabilirdi? “Bu hafta dinlenmek istiyorum; başka gün görüşebiliriz diyebilirdim.”

Burada doğru cevabı bulmaya çalışmıyorsunuz. Belki de düşününce buluşmaya gerçekten gitmek istediğinizi, yalnızca ilk anda yorulduğunuzu fark edeceksiniz. Belki her zaman değil, özellikle bu kişinin yanında tercihinizi söylemekte zorlandığınızı göreceksiniz. İkisi aynı mesele değil.

Son olarak şu soruyu ekleyebilirsiniz: “Karşımdaki kişi beni beğenmeye devam edeceğini söyleseydi, yine aynı kararı verir miydim?” Cevabınız, seçiminizde onay beklentisinin ne kadar yer tuttuğunu düşünmenize yardımcı bir başlangıç olabilir.

Her düşüncenizi anında açıklamanız da gerekmiyor. “Biraz düşüneyim, sonra cevap vereyim” seçeneğini kendinize tanıyabilirsiniz. Kendinizle ilgili bütün soruları çözmeden de tek bir tercihinizi daha açık ifade etmeyi deneyebilirsiniz.

Kendiniz olmaya çalışırken yeni bir role girmemek

Bu kez de “Artık her zaman güçlü, net ve özgüvenli olmalıyım” beklentisine sıkışmayın. Başta sorguladığınız şeyi başka bir biçimde yeniden kurmuş olursunuz: Yine korunması gereken sabit bir görüntü, yine o görüntüye uymayan tarafları saklama zorunluluğu. Oysa bugün karar vermekte zorlandığınızı söylemeniz, dün söylediğiniz açık bir tercihle çelişmek zorunda değil.

Kendiniz olmak adına her ortamda, herkese aynı ölçüde açılmanız da gerekmez. Neyi, kiminle, ne zaman paylaşacağınıza siz karar verebilirsiniz. Özellikle kendinizi ifade ettiğinizde tehdit veya istismarla karşılaşıyorsanız, mesele daha iyi cümle kurmaktan ibaret değildir; güvenliğiniz ve destek alabilmeniz önceliklidir. (nhs.uk)

Kendinize ilişkin sert yargılar uzun süredir devam ediyor ve gündelik yaşamınızı etkiliyorsa profesyonel destek seçeneğini değerlendirebilirsiniz. NHS, düşük özsaygıyla ilgili güçlüklerde danışmanlık ve konuşma terapilerinin yardımcı olabileceğini belirtir. Bu, belirli bir sonuç veya süre garantisi değildir. (nhs.uk)

Böyle bir görüşmede konuşmak istediğiniz meseleyi “Kendimi bulmalıyım” gibi büyük bir cümleyle anlatmanız şart değil. “İlişkilerimde istemediğim şeylere evet diyorum” ya da “Becerilerimi gösterirsem beğenilmeyeceğimi düşünüyorum” diyebilirsiniz. Bunlar, neyi anlamak istediğinizi somutlaştıran başlangıç cümleleridir.

Kanepeyi taşıyabilmeniz de yardım istemeniz de kırmızı ruj sürmeniz de tek başına cevap değil. Daha anlamlı soru şu: Bu seçimlerin içinde sizin isteğinize ne kadar yer var? İlişkide aradığınız şey, sürekli doğru görüntüyü vermek değil; hem kendinizi hem karşınızdaki kişiyi saklanmak zorunda kalmadan tanıyabileceğiniz bir alan olabilir.

🔑 Anahtar Noktalar

  • 1Eril ve dişil etiketleri yerine, hangi davranışın ve beklentinin konuşulduğunu somutlaştırmak gerekir.
  • 2İlişkide karşılıklı uyum sağlamak, kabul edilmek için tercihlerinizi sürekli saklamakla aynı şey değildir.
  • 3Yardım istemek becerilerinizi inkâr etmeyi, bağımsızlık ise her işi tek başınıza yapmayı gerektirmez.
  • 4Kendiniz olmak, davranışlarınızın karşı taraf üzerindeki etkisini önemsememek anlamına gelmez.
  • 5Bir kişinin sizi seçmemesiyle, kendiniz hakkında genel bir değersizlik hükmü vermek farklı şeylerdir.
  • 6Gündelik bir seçimde isteğinizi, korkunuzu ve söylediğiniz şeyi ayırmak, nerede rol yaptığınızı düşünmenize yardımcı bir başlangıç olabilir.

❓ Sık Sorulan Sorular

Partnerimin beğendiği şekilde giyinmek kendim olmamak mı?
Tek başına böyle bir anlam taşımaz. Partnerinizin zevkini dikkate almayı siz de isteyebilirsiniz. Ayrım, başka türlü giyinmek istediğinizde kendinizi özgür hissedip hissetmediğinizde ve seçiminizi yalnızca beğenilmeme korkusuyla yapıp yapmadığınızda ortaya çıkar.
Kendim olmak için düşündüğüm her şeyi söylemeli miyim?
Hayır. Neyi, ne zaman ve kiminle paylaşacağınıza karar verebilirsiniz. Kendiniz olmak, mahremiyetinizden vazgeçmek veya düşüncelerinizi karşı tarafı gözetmeden ifade etmek değildir.
İlişki için değişmek her zaman kendimden vazgeçmek midir?
Hayır. Daha dikkatli dinlemek veya sorumlulukları paylaşmak gibi değişiklikler sizin de istediğiniz ilişki biçimine hizmet edebilir. Kendi tercihinizi hiç söyleyememekle, tercihlerinizi açıkça konuşarak ortak bir karar vermek arasında fark vardır.
Güçlü biriysem neden yardım isteyeyim?
Bir şeyi yapabiliyor olmanız, onu her zaman tek başınıza üstlenmek istediğiniz anlamına gelmez. Yardım isterken becerinizi saklamak yerine, hangi işi veya sorumluluğu paylaşmak istediğinizi doğrudan söyleyebilirsiniz.
Kendim olduğumda reddedilirsem yanlış mı yapmış olurum?
Reddedilmeniz tek başına yanlış davrandığınızı göstermez. Varsa somut geri bildirimi değerlendirebilirsiniz; ancak bir kişinin tercihini bütün kişiliğiniz hakkında kesin bir hükme dönüştürmeniz gerekmez.