Bu kadar anlaşılmış hissediyorsanız neden arkadaş değilsiniz?
Birinin sizi dikkatle dinlediğini düşünün. Anlattıklarınızı küçümsemiyor, hemen kendi yaşadıklarına geçmiyor, duygularınızı açıklamak için size zaman tanıyor. Belki ilk defa bu kadar görülmüş, bu kadar ciddiye alınmış hissediyorsunuz. Böyle bir yakınlığı dostluk gibi algılamak anlaşılır. Peki psikolojik destek aldığınız kişiyle kurduğunuz bağ neden arkadaşlık sayılmıyor?
Buradaki ayrım, hissettiğiniz yakınlığın gerçek olup olmaması değildir. Bir ilişki hem içten hem profesyonel olabilir. Terapötik ilişki denilen bağın farklılığı, sıcaklığında değil; hangi amaçla kurulduğunda, nasıl sürdürüldüğünde ve kimin ihtiyaçlarına odaklandığında ortaya çıkar.
Örneğin bir görüşmeden sonra, “Keşke dışarıda da oturup konuşabilsek” diye düşündüğünüzü varsayalım. Bu düşünceyi hemen yanlış ya da uygunsuz diye etiketlemek yerine, kendinize başka bir soru sorabilirsiniz: Dışarıda devam etmesini istediğim şey nedir? Sohbet mi, anlaşılma duygusu mu, yargılanmadan konuşabilmek mi? Bu soruların yanıtı, yakınlığa duyduğunuz ihtiyacı daha açık tarif etmenizi sağlayabilir.
Terapötik ilişkiyi dostluğun daha yoğun bir biçimi olarak değil, farklı bir ilişki türü olarak düşünmek gerekir. Buradaki samimiyet, birlikte sosyal bir hayat kurmanın değil, kendinizi anlamaya çalışmanın içindedir. Bu anlamda ona iyileşmenin dili denebilir. Ancak bu ifade bir sonuç garantisi değil, ilişkinin yönünü anlatan bir benzetmedir.
Terapötik ilişki yalnızca iyi anlaşmak değildir
Terapötik ilişki, psikolojik destek sürecinde uzmanla aranızda gelişen profesyonel bağdır. Bu bağın çalışma yönünü anlatmak için kullanılan terapötik ittifak kavramı ise ortak amaçlar doğrultusunda birlikte hareket etmeyi vurgular. Amerikan Psikoloji Birliği, psikoterapiyi uzmanın tek başına karar verdiği bir süreçten çok, danışanın da katıldığı bir işbirliği olarak açıklar. (İlgili sayfa)
Bunu gündelik bir örnekle düşünelim. Görüşmelerde çok rahat konuşuyor, fakat ne üzerinde çalıştığınızı tam olarak bilmiyor olabilirsiniz. Kendinize “Burada anlaşılmış hissetmenin yanında hayatımda neyi anlamaya veya değiştirmeye çalışıyorum?” diye sormanız mümkündür. Yakınlık ile çalışmanın yönü, birbirinin yerine geçen şeyler değildir.
Örneğin ilişkilerinizde söylemek istediklerinizi sürekli ertelediğinizi varsayalım. Görüşmelerde bunun hangi durumlarda yaşandığını anlatmak, ertelemenin sizin için ne anlama geldiğini düşünmek ve farklı bir ifade biçimini değerlendirmek isteyebilirsiniz. Böylece görüşmenin konusu yalnızca o hafta neler olduğu değil, sizin için önemli olan bir güçlük olur.
Şu sorular, beklentinizi tarif etmenize yardımcı olabilir:
- Bu görüşmelerde en çok neyi anlamak istiyorum?
- Konuşmakta zorlandığım hangi konuya yer açılmasını istiyorum?
- Birlikte yaptığımız çalışmanın amacı bana açık geliyor mu?
- Anlamadığım bir yaklaşım olduğunda bunu sorabiliyor muyum?
Bunlar terapistinizi sınayan sorular olmak zorunda değildir. Kendi yerinizi ve beklentinizi görünür kılan sorular olarak da düşünülebilir. “Sizinle konuşmak iyi geliyor, ama nasıl ilerlediğimizi de anlamak istiyorum” demek, yakınlığı reddetmeden çalışma hakkında konuşmanın bir yoludur.
Arkadaşlıktan farkı: Aynı biçimde karşılık vermeniz beklenmez
Arkadaşlıkta iki kişinin hayatı birbirine açılır. Bir gün siz anlatırsınız, başka bir gün arkadaşınız. Birlikte zaman geçirir, ortak anılar oluşturur, birbirinizin ihtiyaçlarına karşılık verirsiniz. Terapötik ilişkinin odağı ise farklıdır: Görüşmeye kendi yaşantınızı anlamak için gelirsiniz; uzmanın özel hayatındaki ihtiyaçları karşılamak için değil.
Profesyonel ilişkiye yakın arkadaşlık gibi başka bir rol eklendiğinde, kimin ihtiyacının öne geçtiğini ayırt etmek zorlaşabilir. APA'nın psikologlara yönelik etik çerçevesi de birden fazla rolün, mesleki değerlendirmeyi bozma veya kişiye zarar verme riski açısından ele alınmasını ister. Her karşılaşmayı etik ihlal saymakla, yakın arkadaşlığın yaratabileceği rol karışıklığını önemsemek aynı şey değildir. (İlgili sayfa)
Örneğin terapistinizle yakın arkadaş olduğunuzu varsayalım. Görüşmede onun bir sözünden incindiğinizi anlatırken, akşam birlikte katılacağınız buluşmayı düşünebilirsiniz. “Bunu söylersem arkadaşlığımız etkilenir mi?” sorusu, destek almak için açtığınız konunun önüne geçebilir. Bu varsayımsal durumda iki ilişkinin beklentileri aynı konuşmaya karışır.
Başka bir açıdan düşünün: Görüşmede uzun süre yalnızca kendinizden söz ettiğiniz için suçluluk duyuyor olabilirsiniz. Arkadaşlık ölçüsüyle bakınca karşı tarafı da dinlemeniz gerektiğini hissedebilirsiniz. Oysa burada kendinize ayrılan alanı kullanmakla bir dostluğu tek taraflı sürdürmek aynı şey değildir.
Rollerin farklı olması, insan olarak eşit değerde olmadığınız anlamına gelmez. Ayrım, kimin daha önemli olduğunda değil, görüşmenin hangi sorumluluklarla yürütüldüğündedir. Sizden iyi bir arkadaş performansı göstermeniz değil, kendi deneyiminize yer açmanız beklenir.
Sınırlar soğukluk değil, ilişkinin açıklığıdır
Bir görüşmenin belirli bir zamanda başlaması ve bitmesi, iletişimin nasıl kurulacağının konuşulması ya da ilişkinin sosyal arkadaşlığa dönüşmemesi mesafe gibi görünebilir. Ancak profesyonel sınır ile duygusal soğukluk aynı değildir. NHS England'ın ruh sağlığı bakımına ilişkin açıklamaları, empati ve içtenlikle birlikte rollerin ve beklentilerin açık tutulmasını vurgular. (england.nhs.uk)
Bu ayrımı bir soru üzerinden düşünün: Karşınızdaki kişinin size ne zaman, hangi amaçla ve nasıl eşlik edeceğini bilmek mi daha anlaşılırdır; her seferinde ilişkinin ne olduğunu tahmin etmek mi? Sınırları yalnızca “yapılamayanlar” listesi olarak değil, ilişkinin nasıl işleyeceğini açıklayan bilgiler olarak ele alabilirsiniz.
Başlangıçta veya süreç içinde şunları sormak mümkündür:
- Görüşmelerin süresi ve sıklığı nasıl belirleniyor?
- Seans dışında hangi konular için iletişim kurulabiliyor?
- Mesajlara ilişkin nasıl bir yanıt düzeni var?
- İptal veya değişiklik gerektiğinde nasıl ilerleniyor?
- Gizliliğin kapsamı ve sınırları neler?
Gizliliği de varsayımlara bırakmamak gerekir. APA'nın etik çerçevesi, gizliliğin sınırlarının ve bilgilerin nasıl kullanılacağının danışanla açıklığa kavuşturulmasını ele alır. Kendi sürecinizde bunun nasıl uygulandığını uzmana sorabilirsiniz. (İlgili sayfa)
Örneğin “Mesaj atmam uygun mu, yoksa sizi rahatsız mı ederim?” diye düşündüğünüzü varsayalım. Bunu tahmin etmeye çalışmak yerine iletişim düzenini öğrenmek, somut bir belirsizliği ortadan kaldırır. Sorunun kendisi de önemlidir: Siz gerçekten iletişim kuralını mı bilmiyorsunuz, yoksa ihtiyacınızı dile getirmenin rahatsızlık vereceğinden mi çekiniyorsunuz? İkisini ayrı ayrı konuşabilirsiniz.
Bir sınır size reddedilme gibi geldiğinde
Bir sınırın gerekçesini anlamakla o sınır karşısında rahat hissetmek aynı şey değildir. Örneğin görüşmenin bitişinde çok önemli bir konuya geldiğinizi düşünelim. Sürenin tamamlandığını duyduğunuzda aklınızdan “Demek ki anlattığım şey önemli değil” geçebilir. Bu örnekte seansın bitmesi bir olaydır; önemsenmediğiniz düşüncesi ise o olaya verdiğiniz anlamdır.
İkisini ayırmak, duygunuzu geçersiz saymak değildir. Üzüldüyseniz üzüldünüz. Konuşmaya devam etmek istediyseniz bu isteğiniz vardır. Fakat “Üzüldüm” ile “Karşımdaki kişi beni önemsemiyor” aynı cümle değildir. Aradaki mesafeyi fark etmek, neyi konuşmak istediğinizi daha açık hale getirebilir.
Bir sonraki görüşmede şöyle söylemeyi düşünebilirsiniz: “Geçen seans biterken kendimi yarım kalmış hissettim. Sürenin dolduğunu biliyorum ama bende önemsenmediğim düşüncesi oluştu.” APA'nın psikoterapi açıklaması da iyi gitmediğini düşündüğünüz bir görüşme hakkında geri bildirim vermeyi ve bunu uzmanla konuşmayı önerir. (İlgili sayfa)
Bu örnekte amaç, sınırı kaldırmaya çalışmak ya da kendinizi o sınırı sevmeye zorlamak değildir. Sınırın sizde nasıl bir anlam kazandığını anlatmaktır. “Bunu böyle yaşadım” demek, “Siz kesinlikle bunu amaçladınız” demekten farklı bir konuşma başlatır.
Kendinize şu ayrımı da sorabilirsiniz: Açıklama mı istiyorum, daha fazla zaman mı, yoksa yaşadığım duygunun anlaşılmasını mı? Bunların birden fazlasını istiyor olabilirsiniz. İhtiyacı açık tarif etmek, karşı tarafın bunu tahmin etmesini beklemekten farklı bir yoldur.
Yakınlık hissetmek ile bağımlı hale gelmek aynı şey değildir
Terapistinize yakınlık hissetmenizden yola çıkarak kendinize hemen “bağımlıyım” demeyin. Birine güvenmek, görüşmeyi önemsemek veya anlatacaklarınızı düşünmek ile ilişkinin hayatınızın tek dayanağı olmasını istemek aynı soruyu gündeme getirmez. Burada bir etiketten önce, yaşadığınız şeyi daha ayrıntılı tarif etmeye çalışabilirsiniz.
NHS England'ın terapötik ilişki çerçevesi, işbirliğini desteklerken aşırı bağımlılık ve arkadaşlık benzeri rol karışıklıklarına dikkat edilmesini ister. Bu yaklaşım, yakınlığı ortadan kaldırmaktan çok profesyonel ilişkinin amacını korumaya yöneliktir. (england.nhs.uk)
Örneğin iki farklı düşünceyi karşılaştırın: “Bu konuda ne hissettiğimi görüşmede anlamak istiyorum” ve “Terapistim onaylamadan hiçbir karar veremem.” Bunlar aynı beklenti değildir. İlkinde düşünmeye eşlik edilmesini istiyorsunuz; ikincisinde kararın sorumluluğunu bütünüyle başka birine bırakmayı istiyor olabilirsiniz. Bu karşılaştırma bir tanı koymaz, yalnızca konuşulabilecek bir ayrımı gösterir.
Kendinizi değerlendirirken şu sorular üzerinde durabilirsiniz:
- Destek almakla kararımı başkasına bırakmak arasında nasıl bir fark görüyorum?
- Terapistime katılmadığımı söylemek benim için ne kadar mümkün?
- Görüşmeler dışında başka insanlarla temasımı sürdürüyor muyum?
- Bu bağın arkadaşlığa dönüşmesini istememde en önemli ihtiyaç ne?
Bu soruları kendinize puan vermek için kullanmanız gerekmez. Örneğin “Katılmadığımı söyleyemiyorum” yanıtı çıkarsa, bunu bir başarısızlık olarak değil, görüşmede ifade etmek istediğiniz bir konu olarak not edebilirsiniz. Yakınlığın anlamını araştırmak, yakınlığı ayıplamaktan da her beklentiyi ilişkiye taşımaktan da farklıdır.
Seans dışında iletişim beklentisini nasıl konuşabilirsiniz?
Arkadaşlıkla profesyonel ilişki arasındaki fark, özellikle seans dışındaki beklentilerde görünür hale gelir. “Güzel bir haber olduğunda paylaşmak istiyorum”, “Mesajıma hemen dönmesini bekliyorum” veya “Beni sosyal medyada neden takip etmiyor?” gibi sorular aklınıza gelebilir. Her birinin altında aynı ihtiyaç bulunduğunu varsaymak yerine, ne beklediğinizi ayrı ayrı düşünün.
Örneğin önemli bir sınavı geçtiğinizi ve bunu ilk olarak terapistinize söylemek istediğinizi varsayalım. Burada paylaşma isteğinizi fark edebilirsiniz: Sevincinize tanıklık edilmesini mi istiyorsunuz? Birlikte konuştuğunuz bir gelişmeyi haber vermek mi? Yoksa görüşme dışında da özel bir yeriniz olduğundan emin olmak mı? Bunların yanıtı birbirinden farklı olabilir.
İletişimle ilgili bir soruyu mümkün olduğunca somut kurabilirsiniz: “Seanslar arasında bir gelişme olduğunda bunu size iletmek istiyorum. Bunu görüşmeye not almamı mı, yoksa belirlediğimiz kanaldan yazmamı mı tercih edersiniz?” Böylece neyin uygun olduğunu tahmin etmek yerine kendi sürecinizin düzenini sorarsınız.
Sosyal medya için de benzer bir açıklık isteyebilirsiniz: “Kişisel ve mesleki hesaplarınızla danışan iletişimini nasıl ayırıyorsunuz?” Bu soru, bir takip isteğinin kabul edilip edilmemesini yalnızca kişisel değeriniz üzerinden yorumlamadan önce bilgi edinmenin bir yoludur.
Burada iki konuya ayrı yer açabilirsiniz: İletişim düzeninin ne olduğu ve bu düzenin sizde ne hissettirdiği. Birincisini öğrenmeniz, ikincisini konuşmanıza engel değildir. “Kuralı anladım ama buna üzüldüm” diyebilirsiniz.
Sınırları anlamak, her davranışı kabul etmek değildir
Profesyonel sınırların varlığı, bir uzmanın her davranışını sorgulamadan kabul etmeniz gerektiği anlamına gelmez. APA'nın etik çerçevesinde zarar vermekten kaçınma, çıkar çatışmaları ve kişinin mesleki ilişki içinde sömürülmemesi temel konular arasındadır. Dolayısıyla ilişkinin profesyonel olması yalnızca danışanın uyması gereken kurallardan ibaret değildir. (İlgili sayfa)
Örneğin iki varsayımsal durumu ayıralım. Birinde uzman, görüşme saatleri dışında mesajlaşma düzenini açıklıyor. Diğerinde ise sizden kendi kişisel sıkıntılarını düzenli olarak dinlemenizi ve onu rahatlatmanızı bekliyor. İlk durumda ilişkinin işleyişi konuşulmaktadır; ikinci durumda kimin destek aldığına ilişkin ciddi bir soru ortaya çıkar.
Benzer şekilde, bir açıklamayı anlamamanız ile soru sormanıza izin verilmediğini hissetmeniz aynı değildir. “Bu yaklaşımın amacını öğrenmek istiyorum” dediğinizde nasıl bir yanıt aldığınızı düşünün. Buradaki mesele, her yanıtın hoşunuza gitmesi değil; kaygınızın konuşulabilir olup olmadığıdır.
Rahatsızlığınızı dile getirmek için kesin bir etik ihlal adı bulmanız gerekmez. “Bu konuşmada kendimi baskı altında hissettim” veya “Benden ne beklendiğini anlayamadım” demekle başlayabilirsiniz. Kendinizi güvende hissetmiyorsanız başka bir yetkin uzmandan görüş istemeyi de değerlendirebilirsiniz.
Her rahatsızlığı yalnızca kendi hassasiyetinizle açıklamaya çalışmayın. Önce ne olduğunu, hangi sözün ya da davranışın sizi etkilediğini ve neyin açıklığa kavuşmasını istediğinizi somutlaştırın. Bu, hem acele bir sonuca varmamak hem de kendi deneyiminizi yok saymamak için kullanılabilecek bir düşünme yoludur.
Terapistinize ilişkin duygularınızı nasıl dile getirebilirsiniz?
“Size yakın hissediyorum” demek kolay gelmeyebilir. Yanlış anlaşılmaktan, mahcup olmaktan veya ilişkinin değişmesinden çekinebilirsiniz. Anlatmaya başlamadan önce duygunuzun doğru adını bulmanız da gerekmiyor. Yakınlık, minnettarlık, özlem, kırgınlık ve arkadaşlık isteği sizin deneyiminizde birbirine karışmış olabilir.
Örneğin söylemek istediğinizi şu cümlelerden biriyle açmayı düşünebilirsiniz:
- “Sizinle konuşurken kendimi çok anlaşılmış hissediyorum; bunu bazen arkadaşlık gibi algılıyorum.”
- “Görüşme dışında da iletişim kurmak istiyorum ama bunun ne anlama geldiğinden emin değilim.”
- “Size katılmadığımda aramızdaki bağın bozulacağından çekiniyorum.”
- “Bu ilişkinin sınırlarını anlıyorum, yine de bazı sınırlar beni üzüyor.”
Bunlar ezberlenmesi gereken doğru cümleler değildir. Kendi sözcüklerinize yaklaşmak için örneklerdir. Hatta yalnızca “Sizinle ilgili bir duygumu anlatmak istiyorum ama utanıyorum” diyerek de başlayabilirsiniz. Söylemekte zorlandığınız şeyi ifade etme çabası, anlatmak istediğiniz konunun bir parçası olabilir.
Sormak istediklerinizi önceden not almak, ilk terapi seansına hazırlanırken de kullanabileceğiniz sade bir seçenektir. Notun kusursuz veya düzenli olması gerekmez; konuşmak istediğiniz şeyi hatırlatması yeterlidir.
APA'nın işbirliği vurgusundan hareketle, ilişkinin sizde nasıl yaşandığını konuşmayı da sürece katılımın bir yolu olarak düşünebilirsiniz. (İlgili sayfa) Amacınız duygunuzu bir arkadaşlık teklifine dönüştürmek olmak zorunda değildir. Bazen yalnızca “Burada benim için önemli bir şey oluyor ve bunu anlamak istiyorum” demek istersiniz. Duygunun varlığı ile o duygu doğrultusunda bir ilişki talep etmek farklı şeylerdir.
Bu bağın değeri, hayatınızda neye yer açtığında saklıdır
Terapötik ilişkiyi yalnızca seans içinde nasıl hissettiğinizle değil, orada üzerinde düşündüklerinizin hayatınızdaki karşılığıyla birlikte ele alabilirsiniz. APA'nın psikoterapi açıklaması, görüşmelerde öğrenilenlerin günlük yaşama taşınmasını ve hedeflerin süreç içinde yeniden değerlendirilmesini de çalışmanın parçası olarak anlatır. (İlgili sayfa)
Örneğin görüşmede ihtiyacınızı söyleyebildiğinizi fark ettiğinizi varsayalım. Bunun gündelik hayattaki karşılığı, bir arkadaşınıza “Şu an çözüm aramıyorum, biraz dinlenmeye ihtiyacım var” demeyi düşünmek olabilir. Ya da terapistinize katılmadığınız bir noktayı dile getirmek, başka ilişkilerde farklı düşünmenize ne kadar yer verdiğinizi sorgulamanıza yol açabilir. Bunlar olası örneklerdir; herkesin süreci aynı biçimde ilerlemez.
Görüşmelerin ne zaman ve nasıl tamamlanacağı da ilişkinin kapsamına dahildir. APA'nın etik çerçevesi, uygun olduğunda sonlandırma öncesinde hazırlık yapılmasını ele alır. (İlgili sayfa) Siz de kapanışı yalnızca takvimdeki son görüşme olarak değil, bu bağa verdiğiniz anlamı konuşabileceğiniz bir konu olarak düşünebilirsiniz.
“Görüşmeler biterse burada yaşadıklarım değersizleşir mi?” diye merak ettiğinizi varsayalım. Bu sorunun yanına başka bir soru koyabilirsiniz: “Burada fark ettiğim hangi şeyi kendi hayatımda sürdürmek istiyorum?” Terapiyi arkadaşlığa geçişin bir yolu olarak düşünmek yerine, bu çalışmadan neyi yanınızda götürmek istediğinize bakabilirsiniz.
Bir bağın dostluk olmaması, onun sizin için önemli olmadığı anlamına gelmez. Terapötik yakınlığın farklılığı da burada durur: Sizi uzmanın kişisel hayatına dahil etmeye değil, kendi hayatınızda daha açık bir yer edinmenize yönelir. İyileşmenin dili, yalnızca birinin sizi dinlemesinde değil, sizin de kendinizi daha dikkatle duymaya başlamanızda anlam kazanabilir.