Affetmek isterken neden kendine kızıyorsun?
İlişkinde aldatıldın. Partnerin senden özür dilemiyor, yaptıklarından pişmanlık duyduğunu göstermiyor, bir telafi davranışında da bulunmuyor. Ama sen yine de onu affetmek istiyorsun. Belki de yaşadıklarının yanında en çok bu isteğinle uğraşıyorsun: “Bana bunları yapan birini hâlâ nasıl affetmek isteyebilirim?”
Burada kendine yönelttiğin soru, kolayca bir suçlamaya dönüşebilir. Partnerinin davranışını anlamaya çalışırken bir de kendi duygularını yargılamaya başlayabilirsin. Onu özlediğin için, güzel günleri hatırladığın için ya da barışmayı düşündüğün için kendine kızabilirsin. Ama affetme isteğin, yaşananlara ilişkin bütün düşüncelerini tek başına anlatmaz.
Belki onu hâlâ seviyorsun. Belki ilişkinin devam etmesini istiyorsun. Belki de verdiğin emeğin boşa gideceğini düşünüyorsun. Bunları fark etmek, hemen affetmen ya da ilişkide kalman gerektiği anlamına gelmez. Önce ne istediğini ve neden istediğini anlamaya alan açabilirsin.
Asıl mesele yalnızca “Onu affetmeli miyim?” değil, “Bu ilişkiyi yeniden kurabilecek miyiz?” sorusu. Yeniden güvenebilecek misin? Partnerin bu güvenin kurulmasına katılacak mı? Yoksa ilişkinin bütün yükünü yine sen mi taşıyacaksın?
Bu soruların cevabı, sadece duygularında değil, bugün aranızda gerçekten neler olduğunda da aranabilir. Affetme isteğini bastırmadan, yaşananları küçültmeden ve kendini hemen bir karara zorlamadan bakabileceğin bir yer burası.
Affetmek, onaylamak ve barışmak aynı şey değil
Affetmeyi bazen “Yaptığını kabul ediyorum, artık sorun yok” demek gibi düşünebilirsin. Oysa affetmek ile bir davranışı haklı bulmak aynı şey değildir. Amerikan Psikoloji Birliği de affetmeyi, karşı tarafı mazur görmekten ve onunla yeniden barışmaktan ayrı ele alır. Dolayısıyla affetmeye yönelmek, yaşananı doğru bulduğunu söylemek değildir. (İlgili sayfa)
Bu ayrım, kendine daha açık sorular sormanı sağlar. “Affetmek istiyorum” derken aslında neyi istiyorsun? Partnerinle yeniden yakınlaşmayı mı? Yaşananları düşünürken daha az zorlanmayı mı? İlişkinin eski hâline dönmesini mi? Bunların her biri farklı bir beklenti taşıyor olabilir.
Örneğin partnerinle görüşmeye devam ettiğini, ama henüz ilişkiye dönmek istemediğini düşünelim. Bu durumda iletişim kurman, barıştığın anlamına gelmez. Ya da ilişkiyi bitirmeyi seçtiğini, fakat zaman içinde ona yönelik duygularının değişmesine açık olduğunu düşünelim. Bu da iki ayrı kararın yan yana bulunabileceği bir durumdur.
“Affettim” kelimesini kullanmadan önce, kendin için ne anlama geldiğini açıklamayı deneyebilirsin. Şu sorular bu ayrımı görünür kılabilir:
- Yaşanan davranış hakkında ne düşünüyorum?
- Bu kişiyle bundan sonra nasıl bir ilişki istiyorum?
- İlişkiye dönmek için neye ihtiyacım var?
- Şu anda vermeye hazır olmadığım karar hangisi?
Böylece tek bir kelimenin içine, henüz cevaplamadığın bütün soruları sıkıştırmamış olursun. Affetmeyi istemek başka, bu isteğin ardından nasıl davranacağını belirlemek başka bir konudur.
Onu hâlâ istemen sana ne anlatıyor?
“Beni incitti ama onu seviyorum.” Belki içinde en çok bu cümle dönüyor. Bir yandan yaşananı kabul edemiyor, bir yandan da partnerinle kurduğun bağı kaybetmek istemiyorsun. Burada kendine “Demek ki yaşanan o kadar önemli değil” demek yerine, iki duygunun senin için ne ifade ettiğini sorabilirsin.
Sevginin yanında başka istekler de olabilir. Ortak hayatını korumak, yalnız kalmamak, kurduğun gelecek planını kaybetmemek ya da partnerinin sonunda seni anlayacağını görmek isteyebilirsin. Bunlardan hangisinin sende karşılığı olduğunu ancak sen değerlendirebilirsin. Affetmek istemeni tek bir nedene bağlamak zorunda değilsin.
Örneğin uzun süredir birlikte yaşadığın, günlük düzenini ve gelecek planlarını paylaştığın bir partnerin olduğunu düşünelim. Ayrılığı düşünürken sadece onu değil, ortak evini, alışkanlıklarını ve hayal ettiğin hayatı da düşünüyor olabilirsin. Bu durumda “Onu istiyorum” cümlesinin içinde birden fazla kayıp ihtimali bulunabilir.
Kendine şu ayrımı sorabilirsin: “Bugün bu kişiyle yeniden bir ilişki kurmak mı istiyorum, yoksa kaybetmek istemediğim eski ilişkiye tutunmak mı?” Bu soru, geçmişteki güzel günleri değersizleştirmek için değil, bugünkü durumu daha net görmek içindir.
Bir de “Onunla kalmayı düşündüğümde neye umut ediyorum?” diye sorabilirsin. Umudun, gözlemlediğin bir değişime mi dayanıyor? Yoksa henüz gerçekleşmemiş bir özre, açıklamaya veya dönüşüme mi? İstediğin şey ile şu anda var olan şey arasındaki mesafeye bakmak, duygularını yargılamaktan daha açıklayıcı olabilir.
Verdiğin emek boşa mı gidecek?
Bir ilişkiye zaman, ilgi ve emek verdikten sonra ayrılmayı düşünmek zor gelebilir. “Bu kadar yıl bunun için miydi?” diye sorabilirsin. Belki ilişkinin bitmesini, geçmişte yaptığın bütün seçimlerin yanlış çıkması gibi görüyorsun. Ama geçmişini değerlendirmek ile geleceğine karar vermek aynı soru değildir.
İlişkinin sürmesi, verdiğin emeğin değerli olduğunu kanıtlamak zorunda değil. Bitmesi de yaşadığın bütün güzel anları yok saymak anlamına gelmek zorunda değil. Geçmişte ne yaşadığın ile bundan sonra ne yaşamak istediğin üzerine ayrı ayrı düşünebilirsin. İkisini birbirine bağladığında, bugünkü ihtiyaçlarını duymak zorlaşabilir.
Örneğin yıllardır sürdürdüğün bir ilişkinin ardından “Şimdi gidersem bütün çabam boşa çıkacak” diye düşündüğünü varsayalım. Bu düşüncenin yanına başka bir soru koyabilirsin: “Kalmaya karar verirsem, bundan sonraki emeğim hangi karşılığı bulacak?” Partnerinin katılımı, davranışları ve sorumluluk alma isteği burada önem kazanır.
Kararını değerlendirirken iki ayrı liste oluşturmayı düşünebilirsin. Birine ilişkinin geçmişte senin için ne ifade ettiğini, diğerine bugün sana ne sunduğunu yazabilirsin. Amaç iyi ve kötü anıları sayıp bir sonuç çıkarmak değildir. Geçmişin değeriyle bugünün koşullarını birbirine karıştırıp karıştırmadığını görmektir.
Belki geçmişte çok sevildin, ama bugün duyulmuyorsun. Belki birlikte güzel bir hayat kurdunuz, ama şimdi onarım için yalnız çabalıyorsun. Bu ayrımları fark etmek, geçmişine ihanet etmek değil; geleceğini de değerlendirmeye katmaktır.
Özür yokken neye bakabilirsin?
Partnerinin özür dilememesi karşısında “Özür duysam her şey düzelir mi?” diye sorabilirsin. Özrün içeriğinde sorumluluk alma ve verilen zararı kabul etme önemlidir. Yalnızca seni üzgün görmekten rahatsız olmak ile yaptığı davranışın sorumluluğunu üstlenmek arasında fark vardır. APA'nın özür üzerine açıklamasında da bu ayrım vurgulanır. (İlgili sayfa)
Örneğin partnerinin “Üzüldüğün için üzgünüm” dediğini düşünelim. Senin için gerekli olan şey, üzülmenin değil, bu üzüntüye yol açan davranışın konuşulması olabilir. Şöyle bir ihtiyaç tarif edebilirsin: “Nasıl hissettiğimi duymanın yanında, yaptığın davranışın sorumluluğunu aldığını da görmek istiyorum.”
Bir başka varsayımsal durumda, partnerin özür diliyor ama konuyu hemen kapatmanı bekliyor olabilir. Özür dilemesi, senin hemen affetmeni gerektirmez. Özrün ardından değişimi gösteren davranışlar da gerekir; özellikle aldatma gibi ciddi incinmelerde yalnız sözler onarımın tamamlandığını göstermez. (İlgili sayfa)
Peki özür de telafi de yoksa? Partnerinin iç dünyasında ne olduğunu tahmin etmek yerine, gözlemleyebildiğin davranışları düşünebilirsin. Yaşananı konuşmaya istekli mi? Sorularını dinliyor mu? Sorumluluğu sana mı yüklüyor? İlişkinin bundan sonra nasıl süreceğini birlikte değerlendirmek istiyor mu?
Bu sorular partnerine bir etiket koymak için değil, mevcut durumu anlamak içindir. “Belki aslında pişmandır” ihtimali ile sana gösterdiği tutumu ayrı tutabilirsin. Senin affetmeye açık olman, onun onarıma hazır olduğunun yerine geçmez.
Yeniden güvenmek hangi somut değişiklikleri gerektirir?
“Yeniden güvenebilecek miyim?” önemli bir soru. Ama tek başına bırakıldığında çok büyük ve belirsiz kalabilir. Biraz daha somutlaştırabilirsin: “Güvenebilmem için neyin farklı olması gerekiyor?” Burada genel vaatlerden çok, gündelik hayatta gözlemleyebileceğin değişiklikleri düşünmek işe yarayan bir değerlendirme yolu olabilir.
Örneğin partnerinin yaşananları inkâr etmemesi, konuşurken seni suçlamaması ve birlikte belirlediğiniz ilişki sınırlarına uyması senin için önemli olabilir. Başka biri için öncelik, sorularına dürüst yanıt almak veya ilişkiyi sürdürme isteğinin açıkça ifade edilmesi olabilir. Kendi ihtiyacını, herkes için geçerli bir kontrol listesine dönüştürmeden tarif edebilirsin.
Bağın hazır bulunan bir şeyden çok emekle kurulan bir ilişki olması, Asena Türkay'ın ruh eşi beklentisini ve zamanla inşa edilen bağı ele alan anlatımında da işleniyor. Ancak burada önemli bir ayrım var: Bir ilişkinin emek istemesi, aldatılmanın ardından bütün onarım sorumluluğunu senin üstlenmen demek değildir.
Kendine “Ben ne yapabilirim?” diye sorduğun kadar, “Partnerim ne yapmayı kabul ediyor?” diye de sorabilirsin. Sürekli konuşmayı başlatan, açıklama isteyen, çözüm öneren ve ilişkiyi ayakta tutmaya çalışan kişi sen misin? Yoksa karşılıklı bir katılım görebiliyor musun?
“Bir daha olmayacak” sözünü duyduğunu düşünelim. Bu sözün senin için anlam kazanması adına hangi davranışları görmen gerekir? Bunları adlandırmak, güveni yalnızca kendi içinde vermen gereken bir karar gibi görmekten çıkarır. İlişkinin bugünkü işleyişini de değerlendirmeye katmanı sağlar.
Sınır koymak, affetme isteğinle çelişir mi?
Partnerini affetmek istiyor olabilirsin ve aynı zamanda bazı koşullarda ilişkiye devam etmek istemeyebilirsin. Sınırlarını düşünmek, affetme isteğini geçersiz kılmaz. NHS'nin ilişkilere yönelik açıklamasında da sınır belirlemek ve kendine zaman ayırmak, kişinin kendi iyilik hâlini gözetmesinin yolları arasında yer alır. (nhs.uk)
Burada sınır derken partnerinin bütün davranışlarını kontrol etmeyi değil, senin neye katılabileceğini ve neye katılamayacağını açıklamayı düşünebilirsin. Örneğin “Bu konu açıldığında hakaret edilen bir konuşmayı sürdürmek istemiyorum” demek, konuşmanın senin için hangi koşullarda mümkün olduğunu belirtir.
Bir başka varsayımsal örnek düşünelim: Partnerin “Affedeceksen artık hiçbir şey sorma” diyor. Sen de henüz anlamadığın noktalar olduğunu fark ediyorsun. “İlişkiye dönmeyi düşünmem, sorularımı hemen kapatabileceğim anlamına gelmiyor” diyebilirsin. Bu cümle ne kesin bir barışma sözü verir ne de duygularını yok sayar.
Sınırlarını düşünürken şu üç sorudan yararlanabilirsin:
- Benim için kabul edilemez olan davranış ne?
- İlişkinin sürmesini değerlendirebilmem için neye ihtiyacım var?
- Bu ihtiyacım karşılanmadığında kendi adıma hangi seçeneği değerlendirebilirim?
Son soru önemlidir. Çünkü yalnızca karşı tarafın değişmesini bekleyen bir cümle ile kendi seçeneklerini fark eden bir cümle aynı değildir. Yapamayacağın bir şeyi söylemek veya istemediğin bir kararla tehdit etmek yerine, gerçekten düşünmeye hazır olduğun sınırları tarif edebilirsin. Partnerinin bunlara nasıl karşılık verdiğini de ilişkinin bugünkü durumunu anlamak için değerlendirebilirsin.
İlişkinin geleceği hakkında nasıl konuşabilirsin?
İlişkinin geleceğini konuşmak istediğinde, aynı görüşmenin içine her soruyu ve her duyguyu yerleştirmek zorunda değilsin. NHS, zor konuları konuşurken karşılıklı dinlemeyi, gerektiğinde düşünceleri yazmayı ve sakin konuşmak mümkün değilse ara vermeyi önerir. Bunlar konuşmanın sonucunu garanti etmez, fakat nasıl konuşacağını düşünmen için bir çerçeve sunar. (nhs.uk)
Örneğin partnerinle güvenli biçimde konuşabildiğin bir durum olduğunu düşünelim. Görüşmeye “Seni affetmek istiyorum ama neye ihtiyacım olduğunu anlamaya çalışıyorum” diyerek başlayabilirsin. Ardından tek bir konu seçebilirsin: Yaşananın sorumluluğu, bundan sonraki sınırlar veya ilişkiyi sürdürme isteği.
Kendi cümlelerini oluştururken üç noktayı ayırmayı deneyebilirsin:
- Yaşanan: Hangi davranış hakkında konuşuyorsun?
- İhtiyacın: Bu davranışın ardından neye ihtiyaç duyuyorsun?
- Sorun: Partnerinden neyi açıkça öğrenmek istiyorsun?
Varsayımsal bir cümle şöyle olabilir: “Yaşananlardan sonra ilişkiye dönmek konusunda kararsızım. Dürüstçe konuşabilmeye ihtiyacım var. Sen bu ilişkiyi yeniden kurmak için ne yapmaya hazırsın?” Burada amaç kusursuz kelimeleri bulmak değil, konuşmayı yalnızca “Affedecek misin?” sorusundan çıkarmaktır.
Konuşma sonrasında kendine de bakabilirsin. Ne öğrendin? Hangi sorular cevapsız kaldı? İhtiyaçların dinlendi mi? Bir uzlaşma olduysa, bunun ne anlama geldiği ikiniz için de açık mı? Kullandığın cümleler kadar, karşı tarafın konuşmaya nasıl katıldığı da değerlendirebileceğin bir bilgidir.
Hemen karar vermek zorunda mısın?
Belki çevrendekiler “Bunu yapan biriyle kalınmaz” diyor. Belki başka biri “Herkes hata yapar, affet” diye ısrar ediyor. Ama bu iki cümle de senin ilişkinin bütün koşullarını anlatmaz. Kararını yalnızca başkalarının kesin yargılarına göre vermek yerine, kendi ihtiyaçlarını ve seçeneklerini görünür kılabilirsin.
Şu anda verebildiğin cevap “Henüz bilmiyorum” olabilir. Bu cevabın içinde kalmak ile hiçbir şeye bakmadan beklemek aynı şey değildir. Neyi anlamaya çalıştığını belirleyebilirsin. Partnerinin sorumluluk alıp almadığını mı? Kendi isteğini mi? İlişkiye dönme koşullarını mı? Yoksa ayrılığın pratik taraflarını mı?
Örneğin ortak ev, ekonomik düzen veya çocuklarla ilgili sorumluluklarınız olduğunu düşünelim. İlişkinin duygusal geleceği ile günlük hayatın nasıl düzenleneceği ayrı ayrı ele alınabilir. Pratik bir güçlüğün bulunması, ilişkiyi gerçekten sürdürmek isteyip istemediğin sorusunu kendiliğinden cevaplamaz.
Kararını düşünürken şunları kendine sorabilirsin:
- Kalmayı düşünürken beni en çok ne çekiyor?
- Ayrılmayı düşünürken beni en çok ne korkutuyor?
- Şu anda hangi davranışları görüyorum, hangilerini yalnızca umuyorum?
- Kararımda kendi ihtiyaçlarımın ne kadar yeri var?
Bunları bir kez yanıtlayıp kesin sonuca ulaşman gerekmez. Sonradan öğrendiğin bir bilgi veya gözlemlediğin bir davranış, değerlendirmene yeni bir şey katabilir. Önemli olan, kendine verdiğin zamanı yalnızca partnerinin değişmesini beklemekle değil, kendi durumunu anlamakla da kullanabilmendir.
İlişkiyi düşünürken kendine de yer aç
Bütün dikkatin partnerinin ne düşündüğüne, pişman olup olmadığına ve geri dönüp dönmeyeceğine yöneldiğinde, kendi ihtiyacını sormayı erteleyebilirsin. Oysa ilişkinin geleceğini değerlendirirken senin nasıl yaşamak istediğin de sorunun bir parçasıdır. Yalnızca bağı korumayı değil, o bağın içinde kendine yer olup olmadığını da düşünebilirsin.
NHS, ilişki dışından güvendiğin biriyle konuşmayı ve kendine zaman ayırmayı destekleyici seçenekler arasında sayar. Burada aradığın kişinin senin yerine karar vermesi gerekmez. Seni hemen affetmeye ya da ayrılmaya yönlendirmeden dinleyebilmesi, ne düşündüğünü ifade etmen için alan sağlayabilir. (nhs.uk)
Bir uzmanla görüşmeyi seçersen, konuşmak istediğin konuyu kendi ihtiyacın üzerinden tarif edebilirsin: “Onu affetmek istiyorum ama bunun nedenini anlamak istiyorum” ya da “İlişkiye dönme isteğimle güven ihtiyacım arasında kaldım.” Görüşmeye giderken önceden kesin bir karar vermiş olman gerekmez; üzerinde düşünmek istediğin soruyu söyleyebilirsin.
Tehdit veya şiddet varsa, ya da ilişkinin içinde kendini güvende hissetmiyorsan, konuyu yalnızca affetmek ve barışmak üzerinden ele alma. Güvenliğini gözeten destek aramayı önceliklendirebilirsin. NHS de ilişkide istismar yaşayan kişiler için destek bulunduğunu belirtir. (nhs.uk)
Onu affetmek istemen, yaşadıklarını onayladığın anlamına gelmez. Ama bu istek, ilişkinin yeniden kurulabildiğini de tek başına göstermez. Belki bundan sonraki soru şu olabilir: “Ben bu bağı yeniden kurmayı istiyorum; peki bugün gördüğüm ilişki, buna birlikte emek verebileceğimiz bir yer mi?”