Bağımlı İlişkilerVideo: 0:41

Zarar Veren Bir İlişkiden Neden Kopmakta Zorlanırız?

Puanlar yükleniyor…

Bu videoyu değerlendirmek için bir yıldız seçin.

Bu videoda

Bizi inciten bir ilişkide kalırken neye tutunuyoruz: kişiye, tanıdıklığa, yoksa eskiden hissettiğimiz değere mi? Umutla değişimi ayırmayı, ilişkinin bugününe bakmayı ve kendi ihtiyaçlarını fark etmeyi ele alıyoruz.

Videonun yazısını oku ↓

Yorumlar

Yorumlar herkese açıktır.

Hesabınız kontrol ediliyor…

Yorumlar yükleniyor…

Videonun yazısı

Zeynep Sude Bacacı adlı uzmanın videosundaki ana fikirden yola çıkarak hazırlanmıştır.

Özellikle anlaşılmasını istediğim nokta

❓Belki de sevdiğimiz kişiden değil, o kişide bulduğumuz ‘bir zamanlar sevilme’ hissinden kopamıyoruz. Peki siz hiç kopmanız gerektiğini bildiğiniz bir ilişkide kalmaya devam ettiniz mi?

Gitmek gerektiğini düşünürken neden kalırsın?

Bir ilişkide defalarca kırıldığını, üzüldüğünü, yorulduğunu düşün. Kendine artık böyle devam etmek istemediğini söylüyorsun. Sonra güzel bir mesaj geliyor. Eski bir fotoğrafı görüyorsun. İlk zamanlarda sana nasıl baktığını hatırlıyorsun. Bir anda aklındaki bütün nedenlerin yanına başka bir cümle ekleniyor: “Belki yeniden eskisi gibi olur.”

Mantığın gitmeni söylerken kalbinin kalmak istediği o yer, tam da böyle bir yer olabilir. Bir yanda bugün yaşadıkların vardır. Diğer yanda sevdiğin kişiyle ilgili anıların, beklentilerin ve vazgeçmek istemediğin ihtimaller. Karar vermeye çalışırken bunların hepsini aynı anda taşıyor olabilirsin.

Burada yalnızca “Onu seviyor muyum?” diye sormakla yetinmeyelim. “Bu ilişkide neyi kaybetmekten korkuyorum?” sorusunu da yanına koyalım. Kişinin kendisini mi, onunla kurduğun düzeni mi, yoksa bir zamanlar yanında hissettiğin değer duygusunu mu? Bunlardan birkaçına birden tutunuyor olman da mümkün.

Sağlıklı bir ilişkiyi değerlendirirken yalnızca duyguların yoğunluğuna değil; karşılıklı saygıya, desteğe ve açık iletişime de bakmak gerekir. Yakınlık hissetmekle ihtiyaçlarının karşılandığı bir ilişki yaşamak aynı değerlendirme değildir. (nhs.uk)

Bu yüzden hemen kendine bir karar dayatmadan şu ayrımla başlayabilirsin: Birinden kopmakta zorlanman, o ilişkinin sana iyi geldiğinin kanıtı değildir. Zorlandığın yeri anlamaya çalışmak, yaşadığın incinmeyi küçümsemek anlamına da gelmez. Kendini suçlamak yerine neye tutunduğunu merak edebilirsin. Hangi anın, hangi sözün ya da hangi ihtimalin seni yeniden kalmaya yönelttiğine bakabilirsin.

Tanıdık gelenle iyi gelen aynı şey mi?

İnsan yalnızca iyi hissettiği ilişkilere değil, alıştığı ilişki düzenlerine de tutunabilir. Fakat bunu “Beynim böyle çalışıyor, değiştiremem” diye okumayalım. Tanıdıklık, bu konuşmadaki ana fikri anlamak için bir kapı; herkesin neden kaldığını tek başına açıklayan değişmez bir kural değil.

Tanıdık olan, günlük hayatında yerini bildiğin şeydir. Hangi saatte konuşacağınızı, bir tartışmanın ardından neler olacağını, yeniden yakınlaşmanın nasıl gerçekleştiğini biliyor olabilirsin. Bu düzen seni yorsa bile, dışında nasıl bir hayat olduğunu düşünmek başka soruları beraberinde getirir.

Örneğin akşamlarını uzun zamandır aynı kişiyle konuşarak geçirdiğini düşünelim. Son dönemde bu konuşmaların çoğunda kendini anlaşılmamış hissediyorsun. Yine de ilişkiyi bitirmeyi düşündüğünde yalnızca kişiyi değil, akşamlarının alışılmış akışını da kaybedecekmişsin gibi geliyor. Burada kendine “O konuşmalar bana ne veriyor?” ve “O saatlerin boş kalmasından mı korkuyorum?” diye ayrı ayrı sorabilirsin.

Tanıdıklığı mutlaka çocuklukla açıklamak zorunda da değilsin. Önce bu ilişkinin kendi içinde oluşan alışkanlıklara bakabilirsin. Kendini sürekli açıklamak, bir özür beklemek, güzel bir günün ardından yeniden umutlanmak… Senin için tanıdık hale gelen düzen hangisi?

Şu soruyu da deneyebilirsin: “Bu ilişkiyle bugün, geçmişimiz olmadan tanışsaydım, şu anki haliyle içinde olmak ister miydim?” Bu bir karar testi değil. Yalnızca geçmişin ağırlığını kısa süreliğine kenara koyup bugüne bakmanın bir yolu. Vereceğin yanıtı doğru ya da yanlış diye değerlendirmeden, seni düşündüren kısmını fark etmeye çalışabilirsin.

Kişiyi mi, onun yanında hissettiğin değeri mi özlüyorsun?

İlişkinin ilk zamanlarındaki küçük mutluluklar önemli olabilir. Dikkatle dinlenmek, hatırlanmak, gününün nasıl geçtiğinin sorulması… Bugün bunları bulamadığında, yalnızca bir davranışı değil, o davranışın sende uyandırdığı duyguyu da arıyor olabilirsin.

Belki o zaman kendini seçilmiş hissediyordun. Belki birinin hayatında önemli bir yerin olduğunu düşünüyordun. Şimdi ilişkide kalırken, karşındaki kişinin bugünkü halinden çok o eski duygunun geri gelmesini bekleyip beklemediğini sorabilirsin. Buradaki mesele, geçmişte yaşadığın güzel şeyleri gerçek dışı saymak değil.

Geçmişte güzel şeyler yaşamış olmanla bugün inciniyor olman birbirini geçersiz kılmaz. Bir ilişkinin başında değerli hissetmiş olman, sonraki kırgınlıklarını yok saymanı gerektirmez. Aynı şekilde bugün zorlanman da bütün anılarının sahte olduğu sonucuna götürmek zorunda değildir.

Örneğin eskiden anlattığın küçük ayrıntıları hatırlayan birinin artık konuşmalarını sürekli geçiştirdiğini düşünelim. “Eskiden beni ne kadar önemserdi” diye hatırlıyor olabilirsin. Burada özlediğin şeyi biraz daha açık söylemeyi deneyebilirsin: “Dinlenmeyi özlüyorum. Anlattıklarımın önemsenmesini özlüyorum.” Böyle söyleyince sorunun yalnızca o kişiden ibaret olmayan bir yanı görünür hale gelir: Senin ilişkide ihtiyaç duyduğun şey.

Kendine şu soruları sorabilirsin:

  • Onunla ilgili en çok neyi özlüyorum?
  • Bu özellik bugün ilişkimizde var mı?
  • Geri gelmesini beklediğim şey bir davranış mı, bir duygu mu?
  • Bu ihtiyacımı dile getirdiğimde nasıl bir karşılık alıyorum?

Bu soruların amacı özlemini küçültmek değil, neye yöneldiğini daha açık anlamak. “Onu özlüyorum” cümlesinin içinde birbirinden farklı ihtiyaçlar bulunup bulunmadığına bakmak.

Umutla gerçek değişimi nasıl ayırabilirsin?

“Belki düzelir” demekle “Bir şeyler değişiyor” demek aynı şey değil. İlki bir ihtimali anlatır. İkincisini söylemek için bugün olup bitenlere bakmak gerekir. Umudunu hemen susturmak yerine, neye dayandığını sorabilirsin.

Özellikle istismar içeren ilişkilerde, incitici davranışların ardından gelen pişmanlık ve bir daha olmayacağına ilişkin sözler, aynı davranışların yeniden yaşanmasını tek başına önlemez. Bu nedenle özürle davranış değişikliğini birbirinden ayırmak önemlidir. (İlgili sayfa)

Örneğin birlikte yaptığınız planların sürekli son anda iptal edildiği bir ilişki düşünelim. Her seferinde üzüldüğünü anlatıyorsun. Karşındaki kişi seni önemsediğini söylüyor ama sonraki planlarda aynı durum devam ediyor. Burada sorabileceğin soru yalnızca “Söylediklerinde samimi mi?” değildir. “Konuşmamızdan sonra davranışında ne farklılaştı?” sorusu daha somut bir yere bakar.

Değişimi düşünürken şu ayrımlardan yararlanabilirsin:

  • Yaşanan davranış açıkça kabul ediliyor mu, yoksa konu sürekli başka yere mi çekiliyor?
  • Söylenen şey somut bir davranışa dönüşüyor mu?
  • İhtiyacını tekrar söylediğinde dinleniyor musun?
  • Verdiğin karşılık ya da koyduğun sınır dikkate alınıyor mu?

Bunlar birini puanlamak için hazırlanmış bir liste değil. Beklediğin değişimin ne olduğunu kendine daha açık anlatmak için sorular. “Daha iyi olsun” derken tam olarak neyi kastettiğini düşün: Daha saygılı konuşulmasını mı, verilen sözlerin tutulmasını mı, düşüncelerinin ciddiye alınmasını mı?

Bir de şu soruyu ekleyebilirsin: “Değişim için gösterilen çabayı mı görüyorum, yoksa çabanın başlayacağı günü mü bekliyorum?” Yanıtın belirsizse, bu belirsizliğin kendisini de değerlendirmene katabilirsin. Kararını yalnızca gelecekte gerçekleşmesini istediğin bir ihtimalin üzerine kurmak zorunda değilsin.

Bağ kurmakla kendinden vazgeçmek arasındaki fark

Yakın olmak, birlikte zaman geçirmek ve destek istemek bir ilişkinin parçasıdır. Bunun yanında kendine zaman ayırmak, kişisel ilgi alanlarını sürdürmek ve verebileceğin desteğin sınırlarını gözetmek de önemlidir. Yakınlık, hayatındaki bütün alanların tek kişiye bağlanmasını gerektirmez. (nhs.uk)

“Bağımlı ilişki” ifadesini burada sana bir tanı koymak için kullanmıyoruz. Daha çok, ilişkiyi kaybetmemek uğruna kendi ihtiyaçlarından ne ölçüde uzaklaştığına bakıyoruz. Etiketten önce yaşadığın durumu tarif etmeye çalışabilirsin: “İstemediğim halde kabul ediyorum”, “Üzüldüğümü söylemekten kaçınıyorum” ya da “Kendi planlarımı sürekli erteliyorum.”

Örneğin partnerinle görüşmek için zaman zaman bir planını değiştirdiğini düşünelim. Başka bir durumda ise bütün planlarını onun olası tepkisine göre düzenlediğini, arkadaşlarınla görüşmek istediğinde bile uzun açıklamalar hazırladığını düşün. Bu iki durumda kendine soracağın sorular farklıdır. Birincisinde karşılıklı esnekliğe, ikincisinde kendi seçimlerine ne kadar alan kaldığına bakabilirsin.

Şöyle düşünmeyi deneyebilirsin: “Bu ilişkide yalnızca onun ne istediğini mi biliyorum, kendi isteğimi de söyleyebiliyor muyum?” Ardından daha küçük bir soru sor: “Son zamanlarda sırf ilişki bozulmasın diye vazgeçtiğim bir şey var mı?”

Burada amaç her fedakârlığı sorun saymak değil. Kendi isteğinle yaptığın bir seçimle, karşı çıkmaya hakkın yokmuş gibi hissettiğin bir durumu birbirinden ayırmak. “Evet” dediğinde gerçekten neye evet dediğini bilmek kadar, “Hayır” deme ihtimalinin senin için ne anlama geldiğine bakmak da önemli bir düşünme alanı açabilir.

Kalmanın yalnızca duygusal olmayan nedenleri

Bir ilişkiden kopmayı sadece sevginin gücüyle ya da kişinin kararlılığıyla açıklamak dar bir bakış olur. Sevgi, yalnız kalma korkusu, çevrenin ilişkilere yüklediği anlam ve yardım istemekte zorlanmak, özellikle zarar verici ilişkilerden uzaklaşmayı güçleştirebilen etkenler arasındadır. (İlgili sayfa)

Bunların yanına kendi hayatındaki somut koşulları da koyabilirsin. Örneğin aynı evde yaşadığınız, giderleri paylaştığınız ve taşınabileceğin bir yerin henüz olmadığı bir durum düşünelim. Böyle bir durumda “Neden gitmiyorum?” sorusunun yanıtı sadece duygularında olmayacaktır. Nerede yaşayacağını, günlük düzenini nasıl sürdüreceğini ve kimden destek isteyebileceğini de düşünmen gerekecektir.

Bir başka varsayımsal durumda, ilişkinin bitmesini ailene nasıl anlatacağını düşünüyor olabilirsin. Ya da uzun zamandır ortak kurduğunuz planlardan vazgeçmek sana çok ağır geliyor olabilir. Burada hangi güçlüğün sana ait olduğunu, hangisinin başkalarının beklentilerinden geldiğini ayırmayı deneyebilirsin.

İstersen düşüncelerini iki başlık altında toplayabilirsin:

  • Duygusal olarak beni tutanlar: Özlediğim şeyler, vazgeçmekte zorlandığım umutlar, kaybetmekten korktuklarım.
  • Somut olarak beni zorlayanlar: Barınma, günlük düzen, sorumluluklar, ihtiyaç duyduğum destek.

Bu ayrımın amacı bir tarafı daha önemli saymak değil. Her güçlüğe aynı yanıtı aramamak. Özlem duyduğunda ihtiyacın olanla, kalacak yer konusunda belirsizlik yaşadığında ihtiyacın olan aynı olmayabilir.

Kendine “Neden hâlâ buradayım?” diye yüklenmek yerine, “Burada kalmamı etkileyen neler var ve hangisi için nasıl bir desteğe ihtiyacım var?” diye sorabilirsin. Böylece kendin hakkında bir hüküm vermek yerine, içinde bulunduğun koşulları daha ayrıntılı tarif etmiş olursun.

Tek bir an yerine ilişkinin bütününe bakmak

Bir anlaşmazlığı değerlendirirken yaşanan olayla ona verdiğin anlamı ayırmak ve farklı bir açıdan bakmayı denemek yararlı olabilir. NHS de ilişki çatışmalarına ilişkin açıklamasında, olgularla yorumları birbirinden ayırmaya yönelik sorular önerir. (nhs.uk)

Bunu kendi durumuna uyarlamak için, güvenliyse, yakın zamanda yaşadığın bir olayı kısa biçimde yazmayı deneyebilirsin. Amaç ilişkiye not vermek değil; o anda ne olduğunu, senin bunu nasıl yorumladığını ve neye ihtiyaç duyduğunu ayrı ayrı görmek.

Örneğin önemli bir konuyu konuşmak istediğinde karşındaki kişinin konuyu değiştirdiğini düşünelim. Şöyle bir ayrım yapabilirsin:

  1. Ne oldu? Konuşmak istediğim konuyu açtım, başka bir konuya geçildi.
  2. Ben ne düşündüm? Söylediklerimin önemsenmediğini düşündüm.
  3. Neye ihtiyaç duydum? Dinlenmeye ve konuşmak için birlikte zaman belirlemeye.

Ardından olayın devamına bakabilirsin. Konuya daha sonra dönüldü mü? İhtiyacını yeniden söylediğinde ne oldu? Bu, tek bir günün güçlüğü müydü, yoksa daha önce de yaşadığın bir durum muydu?

Güzel anıları bu değerlendirmeden çıkarmana gerek yok. Fakat zorlandığın anları da güzel bir gün yaşandı diye silmek zorunda değilsin. İkisini yan yana tutmaya çalış: “Birlikte keyif aldığımız zamanlar var” ve “Bazı ihtiyaçlarım karşılanmıyor.”

Şunu da sorabilirsin: “Bu ilişkinin nasıl olduğunu anlatırken en güzel günümüzü mü anlatıyorum, en kötü tartışmamızı mı, yoksa genel olarak yaşadığımızı mı?” Tek bir sahne yerine ilişkinin bütününe bakmayı denemek, hangi konunun üzerinde durmak istediğini daha açık söylemene yardımcı olacak bir düşünme yolu olabilir.

Sınır koymak, karşındakini değiştirme görevi değildir

Sınır koymayı, hangi desteği verebildiğini ve nerede kendi ihtiyaçlarını gözetmen gerektiğini belirlemek olarak düşünebilirsin. İlişkide kendine alan ayırmak, karşı tarafın bütün duygularından ve beklentilerinden sorumlu olmayı kabul etmek değildir. (nhs.uk)

Fakat doğru cümleyi bulursan her şeyin düzeleceğini varsaymayalım. Özellikle istismar söz konusu olduğunda, karşı tarafın davranışını değiştirmek senin sorumluluğun değildir; o değişimi onun yerine gerçekleştiremezsin. (İlgili sayfa)

Örneğin korku ve tehdit bulunmayan bir ilişkide, tartışma sırasında konuşmaya devam edemeyecek kadar zorlandığını düşünelim. “Şu an konuşmayı sürdüremiyorum. Sakinleştiğimizde bu konuya dönmek istiyorum” demeyi bir sınır ifadesi olarak değerlendirebilirsin. Burada kendi durumunu ve ne yapabileceğini anlatıyorsun. Karşındaki kişinin ne hissedeceğini garanti etmiyorsun.

Sınırı yalnızca söyleyeceğin cümle üzerinden değil, kendi içinde de düşünebilirsin:

  • Hangi davranış benim için kabul edilebilir değil?
  • Şu anda neye ihtiyacım var?
  • Bunu ifade etmek benim için güvenli mi?
  • Karşılık alamadığımda hangi destek seçeneklerine bakabilirim?

Bu soruların hepsine hemen yanıt vermen gerekmiyor. Özellikle “Bunu söylemek güvenli mi?” sorusunda duraksıyorsan, kendini daha cesur konuşmaya zorlamak yerine güvenlik konusuna bakmak gerekir.

Bir de sınır koyduğunda ilişkinin hemen düzelmesini başarı ölçüsü yapmamayı deneyebilirsin. Buradaki düşünme alanı, ne kadar etkili bir cümle kurduğundan önce, kendi ihtiyacını tanımlayıp tanımlayamadığındır. Karşındaki kişinin bu ihtiyaca verdiği karşılık ise değerlendirmen gereken ayrı bir bilgidir. İlişkinin bütün yükünü kendi anlatım becerine bağlamak zorunda değilsin.

Korku, kontrol veya şiddet varsa öncelik güvenliktir

Her kırgınlık şiddet anlamına gelmez. Ancak tehdit edilmek, aşağılanmak, yakınlarından uzaklaştırılmak, paranın kontrol edilmesi, takip edilmek, fiziksel zarar görmek veya istemediğin cinsel davranışlara zorlanmak yalnızca iletişim sorunu olarak ele alınmamalıdır. İstismar fiziksel şiddetle sınırlı değildir. (nhs.uk)

Bu bölümde kendine sorabileceğin önemli sorulardan biri şu: “Karşı çıkarsam bana ne yapacağından korkuyor muyum?” Davranışlarını sürekli bu korkuya göre değiştiriyorsan, öncelik daha iyi bir tartışma yürütmek değil, güvenliğini değerlendirmek olmalıdır. Böyle bir durumda yalnızken yüzleşmek ya da ayrılık planını açıklamak yerine, şiddet konusunda çalışan bir destek hizmetinden güvenli adımlar hakkında yardım isteyebilirsin. Ayrılmayı düşünüyorsan planını kiminle paylaşacağın konusunda dikkatli olman önemlidir. (nhs.uk)

Yakın ve acil bir tehlike varsa bulunduğun yerdeki acil yardım hizmetine başvur. Acil bir durum oluşmasını beklemeden de güvendiğin bir kişiye veya uygun bir sağlık ve destek hizmetine yaşadıklarını anlatabilirsin. Maruz kaldığın şiddetin sorumluluğu sana ait değildir. Destek aramak, o anda ilişkin hakkında kesin bir karar vermek zorunda olduğun anlamına gelmez. (nhs.uk)

Kendi ihtiyaçlarına yeniden yer açmak

Peki bütün bunları düşünürken nereden başlayabilirsin? Önce kendinden hemen ayrılmanı, hiçbir şey hissetmemeni ya da bütün sorularını çözmeni beklemeyen bir yerden. Bugün yalnızca şu cümleyi tamamlamayı deneyebilirsin: “Bu ilişkide en çok zorlandığım şey…” Sonra yanına bir cümle daha ekleyebilirsin: “Şu anda ihtiyaç duyduğum şey…”

İlişkinin dışındaki güvendiğin biriyle konuşmak ve kendi ilgi alanlarına zaman ayırmak da destekleyici seçeneklerdir. (nhs.uk) Örneğin bir arkadaşına her şeyi anlatmaya hazır olmadığını, yalnızca yargılanmadan dinlenmek istediğini söylediğini düşünelim. Böyle bir konuşmada neyi paylaşmak istediğini ve neyi henüz konuşmak istemediğini belirleyebilirsin.

Profesyonel destek aramayı düşünüyorsan ilk görüşmeye kesin bir ayrılık kararıyla gitmek zorunda olduğun fikrini de sorgulayabilirsin. Görüşmede ele almak istediğin soruyu “Neden gidemiyorum?” yerine, “Bu ilişkide ne yaşadığımı ve neye ihtiyaç duyduğumu anlamak istiyorum” diye tarif edebilirsin. Kararı hemen açıklamak yerine, üzerinde düşünmek istediğin konuyu ifade etmiş olursun.

Uzman seçerken çalışma alanının ilişki güçlükleriyle örtüşmesini, eğitim bilgilerini ve görüşmede kendini nasıl hissettiğini değerlendirmek için terapist seçimine ilişkin rehberdeki ölçütlere bakabilirsin. İlk görüşmede “İlişkideki kararsızlığımla nasıl çalışabiliriz?” gibi bir soru sormayı da düşünebilirsin.

Belki kopmakta zorlandığın şey yalnızca bir kişi değil, onun yanında bir zamanlar hissettiğin değer duygusudur. O duygunun senin için önemli olması anlaşılır. Fakat geçmişte değerli hissetmiş olmakla bugün ihtiyaçlarının karşılanmasını istemek arasında seçim yapmak zorunda değilsin. Soruyu buradan ileri taşıyabilirsin: “Eskiden nasıldık?” kadar, “Bugün bu ilişkide kendime nasıl bir yer buluyorum?”

🔑 Anahtar Noktalar

  • 1Birinden kopmakta zorlanmak, ilişkinin iyi geldiğini göstermez; tanıdıklıkla iyi oluşu ayrı değerlendirmek gerekir.
  • 2Özlenen kişinin yanında, geçmişte hissedilen değer ve yakınlığın da ne ölçüde arandığı düşünülebilir.
  • 3Umut edilen değişimle bugün gözlenebilen davranış değişikliği birbirinden ayrılmalıdır.
  • 4Kalma kararını anlamak için duygusal bağların yanında günlük yaşam koşullarına da bakılmalıdır.
  • 5İlişkinin bütününü değerlendirirken kendi ihtiyaçlarına, seçimlerine ve sınırlarına yer açmak önemlidir.
  • 6Korku veya şiddet söz konusu olduğunda iletişim önerilerinden önce güvenlik ve destek değerlendirilmelidir.

❓ Sık Sorulan Sorular

Onu mu, eski günlerde hissettiklerimi mi özlediğimi nasıl düşünebilirim?
Özlediğin şeyi somutlaştırmayı deneyebilirsin: Dinlenmek mi, önemsenmek mi, birlikte kurduğun düzen mi? Ardından bunların bugün ilişkide bulunup bulunmadığını sorabilirsin. Kişiye duyduğun özlemle onun yanında aradığın duyguyu ayrı ayrı değerlendirmek, neye tutunduğunu tarif etmene yardımcı bir düşünme yolu olabilir.
İlişkinin başındaki güzel günleri yok mu saymalıyım?
Güzel anıları yok saymak zorunda değilsin. Onları hatırlarken bugünkü kırgınlıklarına da yer verebilirsin. “Geçmişte ne yaşadık?” sorusunun yanına “Şimdi nasıl bir ilişki yaşıyoruz?” sorusunu koymayı deneyebilirsin.
Değişim umudumu değerlendirirken kendime ne sorabilirim?
“Neyin değişmesini bekliyorum?”, “Bu konuda bugün farklı yapılan ne var?” ve “İhtiyacımı söylediğimde nasıl karşılık alıyorum?” sorularıyla başlayabilirsin. Amaç umudunu reddetmek değil, beklentinle gözlemlediğin davranışı birbirinden ayırmak.
İlişkim hakkında konuşmaya nereden başlayabilirim?
“Bu ilişkide en çok zorlandığım şey…” ve “Şu anda ihtiyaç duyduğum şey…” cümlelerini tamamlamayı deneyebilirsin. Birine açılırken de ondan ne istediğini söyleyebilirsin: Dinlemesini mi, seçenekleri düşünmene eşlik etmesini mi, somut bir konuda destek olmasını mı?