Çocuk ve Ergen TerapisiVideo: 0:49

Çocuk Ebeveyninin Duygularından Neden Kendini Sorumlu Hisseder?

Puanlar yükleniyor…

Bu videoyu değerlendirmek için bir yıldız seçin.

Bu videoda

Empati ile ebeveynin ruh halini düzeltme sorumluluğu nasıl ayrılır? Duygularını bastıran çocuğa nasıl alan açılır? Ebeveynin kendi duygusunu fark etmesi, açıklaması ve zor anların ardından ilişkiyi onarması üzerinden bu soruları ele alıyoruz.

Videonun yazısını oku ↓

Yorumlar

Yorumlar herkese açıktır.

Hesabınız kontrol ediliyor…

Yorumlar yükleniyor…

Videonun yazısı

Zeynep Sude Bacacı adlı uzmanın videosundaki ana fikirden yola çıkarak hazırlanmıştır.

Evdeki huzur kimin ruh haline bağlı?

Çocuğunuz size bir şey anlatmadan önce yüzünüze bakıyor, sesinizi dinliyor ve o gün nasıl hissettiğinizi anlamaya mı çalışıyor? Başkasının ruh halini fark etmek, ilişkilerin doğal bir parçasıdır. Ancak çocuk kendi ihtiyacını söyleyebilmek için önce ebeveyninin iyi olduğundan emin olmak zorunda hissediyorsa, burada başka bir durumdan söz ediyor olabiliriz.

Evdeki huzurun sürekli bir ebeveynin ruh haline bağlı olduğu ortamda çocuk, dikkatini kendi duygularından çok yetişkinin duygularına yöneltebilir. Ne istediğini düşünmek yerine, bunu söylediğinde annesinin kızıp kızmayacağını veya babasının kırılıp kırılmayacağını hesaplayabilir. Böylece kendi iç dünyasını anlamaya ayıracağı yer, evdeki gerginliği önlemeye ayrılır.

Örneğin, okulda canını sıkan bir olay yaşayan çocuğun eve geldiğini düşünelim. Annesini yorgun görünce anlatmaktan vazgeçebilir. Bir kez böyle davranması tek başına sorun göstermez. Fakat çocuk sürekli olarak “Ben anlatırsam annem daha kötü olur” diye düşünüyorsa, kendi ihtiyacını düzenli biçimde geri plana bırakıyor olabilir.

Buradaki mesele ebeveynin hiç yorulmaması, üzülmemesi veya öfkelenmemesi değildir. Asıl ayrım, bu duygular yaşanırken onların sorumluluğunun kime ait olduğudur. Çocuk ebeveyninin duygusunu fark edebilir; fakat o duyguyu düzeltmekle görevli değildir. Evdeki güven, herkesin sürekli mutlu olmasından değil, zor duyguların çocuğa yüklenmeden yaşanabilmesinden beslenir.

Empati kurmak ile yetişkini iyi hissettirmek aynı şey değildir

Bir çocuğun üzgün ebeveynine sarılması, onu merak etmesi veya küçük bir yardım önermesi tek başına kaygı verici değildir. Çocuklar da yakın oldukları insanlarla ilgilenir. Birlikte yaşayan insanların birbirinden etkilenmesi ve birbirine destek olması doğaldır. Ancak gönüllü yakınlık ile zorunlu duygusal sorumluluk arasında önemli bir fark vardır.

Empatide çocuk, “Annem üzgün, yanında olmak istiyorum” diyebilir. Duygusal yük üstlendiğinde ise düşünce, “Annem üzgünse ben bir şey yapmalıyım; yapamazsam kötü bir çocuk olurum” biçimine dönüşebilir. İlkinde yakınlık vardır. İkincisinde suçluluk, görev duygusu veya ilişkinin bozulacağına dair korku öne çıkabilir.

Örneğin, babası zor bir gün geçiren çocuğun ona bir resim yaptığını düşünelim. Babası resmi sevgiyle kabul edip kendi dinlenme ihtiyacını kendisi karşılıyorsa, çocuk bir paylaşım yaşamış olur. Fakat babanın toparlanması sürekli çocuğun onu ne kadar neşelendirdiğine bağlanıyorsa, resim yapmak bir sevgi ifadesinden çok göreve dönüşebilir.

Bu ayrımı anlamak için davranışın kendisinden fazlasına bakmak gerekir:

  • Çocuk yardım etmediğinde suçlu hissediyor mu?
  • Kendi oyununa veya arkadaşlarına dönebiliyor mu?
  • Ebeveyni hâlâ üzgün olduğunda bunu kendi başarısızlığı sayıyor mu?
  • Yakınlık göstermek istemediğinde ilişkide güvende kalabiliyor mu?

Amaç çocuğun duyarlılığını azaltmak değildir. Duyarlı olurken kendi ihtiyaçlarını da koruyabilmesine alan açmaktır. Ebeveyn, çocuğun ilgisini kabul edebilir ve aynı zamanda “Bunu ben halledeceğim” mesajını verebilir.

“Bunu söylersem annem kızar” düşüncesi nasıl yerleşebilir?

“Bunu söylersem annem kızar. Bunu yaparsam babam kırılır.” Bu düşünceler çocuğun kendi duygusundan önce ebeveyninin olası tepkisini hesaba kattığını gösterir. Elbette herkes zaman zaman karşısındaki kişinin tepkisini düşünür. Ancak çocuk için kendi üzüntüsünü, isteğini veya itirazını açıklamak sürekli ilişkiyi tehlikeye atacakmış gibi geliyorsa, duygularını saklamak daha güvenli görünebilir.

Duyguyu bastırmak, duygunun ortadan kalkması değildir. Çocuk kızgınlığını söylemeyebilir ama yine de kızgın olabilir. Üzüntüsünü göstermeyebilir ama teselliye ihtiyaç duyabilir. Dışarıdan sakin veya uyumlu görünmesi, içinde rahat olduğu anlamına her zaman gelmez.

Örneğin, ailece yapılacak bir etkinliğe katılmak istemeyen bir çocuğu düşünelim. Tercihini söylediğinde ebeveyni her seferinde “Beni hiç düşünmüyorsun” diyorsa, çocuk bir süre sonra isteğini dile getirmemeyi seçebilir. Burada öğrenilen şey yalnızca etkinliğe katılmak değildir. Çocuk, farklı bir isteğe sahip olmanın sevdiği kişiyi incitmek anlamına geldiğini de düşünebilir.

Kabul görmek istemek insani bir ihtiyaçtır. Fakat kabulün yalnızca ebeveyni memnun etmeye bağlı olduğu hissi, çocuğun kendi tercihlerini anlamasını zorlaştırabilir. “Ben ne istiyorum?” sorusunun yerini “Hangi cevabı verirsem herkes rahat eder?” alabilir.

Bu nedenle çocuğun her isteğini yerine getirmek ile isteğini duyabilmek birbirinden ayrılmalıdır. Ebeveyn bir talebe hayır diyebilir. Yine de çocuk, talepte bulunduğu için sevgisini veya yakınlığını kaybetmeyeceğini hissedebilir.

Tek bir zor gün ile tekrarlayan ilişki biçimini ayırmak

Bir ebeveynin yorgun olması, kısa konuşması veya bir gün sabrının azalması üzerinden çocuğun bütün duygusal yaşamı hakkında sonuç çıkarılamaz. Aile ilişkileri tek bir anla açıklanmaz. Yaşananların ne kadar sık tekrarlandığı, sonrasında neler olduğu ve çocuğun kendisini ifade edip edemediği birlikte düşünülmelidir.

Örneğin, yoğun bir günün ardından çocuğuna sert yanıt veren bir ebeveyni düşünelim. Daha sonra sakinleşip davranışını fark etmesi, sorumluluğunu alması ve çocuğunu dinlemesi ile sertliğin sürekli çocuğun hatası olarak açıklanması aynı değildir. İlk durumda zor bir anın ardından yeniden ilişki kurma imkânı vardır. İkinci durumda çocuk, yetişkinin tepkisini önlemeyi kendi görevi sayabilir.

Dikkat edilebilecek bazı durumlar şunlardır:

  • Çocuğun ihtiyaçlarını söylemeden önce sürekli izin veya güvence araması.
  • Ebeveynin keyifsizliğini hemen kendi davranışına bağlaması.
  • Bir yetişkin üzgünken kendi sevincini göstermekte zorlanması.
  • Evde gerginlik olduğunda herkesi barıştırmaya çalışması.
  • Kendi duygusu sorulduğunda önce ebeveyninin nasıl hissettiğini anlatması.

Bunlar tek başına tanı koydurmaz veya belirli bir aile sorununu kanıtlamaz. Çocuğun yaşı, mizacı, o sırada yaşadığı değişiklikler ve diğer ilişkileri de önemlidir.

Ebeveyn için daha yararlı soru, “Çocuğumda bir sorun var mı?” ile sınırlı kalmaz. “Evimizde çocuk, yetişkinin duygusu zorlaştığında ne yapmak zorunda hissediyor?” sorusu, ilişkiyi anlamak için daha somut bir başlangıç olabilir.

Ebeveynin kendi duygusunu düzenlemesi ne demektir?

Duygu düzenlemek, her koşulda sakin görünmek veya öfkeyi yok etmek değildir. Önce ne hissedildiğini fark etmek, ardından bu duyguyla ne yapılacağına karar vermektir. “Yorgunum”, “Şu anda kızgınım” veya “Kaygılandım” diyebilmek, davranışın sorumluluğunu almaya yardımcı olan bir başlangıçtır.

Ebeveyn kendi duygusunu fark etmediğinde, yaşadığı gerginliği çocuğun davranışına bütünüyle bağlaması kolaylaşabilir. Oysa bir tepkinin içinde günün yorgunluğu, yetişkinin beklentileri ve o anda yaşanan olay birlikte bulunabilir. Bunları ayırmak, çocuğun davranışını görmezden gelmek değil, yetişkinin kendi payını da görebilmesidir.

Örneğin, çocuk bir soru sorduğunda sesinin yükseldiğini fark eden ebeveyni düşünelim. O anda kendisine “Bu soruya mı kızdım, yoksa zaten yorulmuş muydum?” diye sorabilir. Hemen cevap vermek yerine kısa bir duraklama yapmak, yanıtını seçebilmesine alan açabilir. Duraklama çocuğu belirsizlikte bırakacaksa, ne olduğunu kısaca açıklamak da önemlidir.

Duyguya isim vermek bazen kolay olmayabilir. Omuzların gerilmesi veya sesin sertleşmesi, kişinin kendisini yoklamasına yardımcı olabilir; ancak tek bir bedensel işaret belirli bir duyguyu kanıtlamaz. Simge Saygılı'nın duyguları tanımak için bedendeki işaretleri değerlendiren anlatımı, bu farkındalığı sürekli kendini kontrol etme çabasından ayırarak ele alır.

Çocuğun burada görebileceği şey, yetişkinin hiç zorlanmaması değildir. Zorlandığında bunu fark etmesi ve davranışı için sorumluluk almasıdır.

“Yorgunum, bunun seninle bir alakası yok” mesajı nasıl verilir?

“Bugün yorucu bir gün geçirdim. Yorgunum. Bunun seninle bir alakası yok.” Bu açıklama, çocuğun ebeveyninin ruh halini kendi davranışının sonucu sanmasını önlemeye yardımcı olabilir. Çocuk yetişkinin zihninden geçenleri bilemez. Sessizliği, yüz ifadesini veya kısa yanıtları kendi üzerinden açıklayabilir.

Mesajın anlaşılır olması için uzun bir konuşma gerekmez. Yaşa uygun, kısa bir açıklama çoğu zaman daha kullanışlıdır. Örneğin şöyle bir ifade düşünülebilir: “Bugün biraz yorgunum, bu yüzden daha sessizim. Sen yanlış bir şey yapmadın. Biraz dinlendikten sonra seni dinleyebilirim.” Burada duygu adlandırılır, çocuğun sorumluluğu olmadığı belirtilir ve ilişkiye dönüş için bir çerçeve sunulur.

Ancak söz ile davranışın birbirini desteklemesi gerekir. “Seninle ilgisi yok” dedikten sonra çocuğa kızgın davranmak veya onu uzun süre belirsizlikte bırakmak, açıklamayı anlaşılmaz hale getirebilir. Güven yalnızca kullanılan cümleden değil, sonrasında yaşananlardan da oluşur.

Her duygu için “Seninle ilgisi yok” demek de gerekli değildir. Çocuğun bir davranışı gerçekten ebeveyni kızdırmış olabilir. Böyle bir durumda duygu ile tepkinin sorumluluğu ayrılabilir. Örneğin: “Oyuncağı kardeşine fırlattığında kızdım. Ama sana bağırmak benim davranışımdı; bunu başka türlü söylemeliydim.”

Böylece çocuğun davranışı hakkında sınır korunur. Aynı zamanda yetişkinin bağırmasının sorumluluğu çocuğa verilmez. Çocuk, bir davranışının konuşulabileceğini ve buna rağmen ilişkinin güvenli kalabileceğini deneyimleyebilir.

Çocuğun kendi duygusuna nasıl yer açılır?

Ebeveynin kendi duygusunu ayırması önemli bir adımdır. Bunun yanında çocuğun duygusunun da duyulabileceği bir alan gerekir. Çocuğun üzülmesi, kızması veya hayal kırıklığı yaşaması, ebeveynin başarısız olduğu anlamına gelmez. Bu duyguların varlığına hemen son vermek yerine, neyle ilgili olduklarını anlamaya çalışmak mümkündür.

Örneğin, parkta kalmak isteyen ama eve dönmesi gereken bir çocuğu düşünelim. “Buna üzülmene gerek yok” demek yerine, “Biraz daha oynamak istiyordun, ayrılmak zor geldi” denebilir. Eve dönme sınırı değişmeyebilir. Yine de çocuğun duygusu duyulmuş olur.

Bir duyguyu kabul etmek, her davranışa izin vermek değildir. “Kızgın olabilirsin, ama vuramazsın” cümlesi iki ayrı şeyi birlikte ifade eder. Çocuğun iç yaşantısı reddedilmez; başkasına zarar veren davranışa sınır konur. Bu ayrım, duyguların tehlikeli veya yasak olduğu düşüncesi yerine, onlarla ne yapılabileceğini konuşmaya alan açar.

Kübranur Karyağdı'nın duyguları yargılamak yerine taşıdıkları mesajı dinlemeye ilişkin anlatımı, “Böyle hissetmemeliyim” düşüncesini anlamak için tamamlayıcı bir bakış sunar. Bu yaklaşım aile içinde de önemlidir: Çocuğun duygusu önce düzeltilmesi gereken bir hata değil, anlaşılabilecek bir deneyim olarak ele alınabilir.

Çocuk her zaman duygusunu hemen anlatmayabilir. “Bilmiyorum” demesine de yer bırakılabilir. Israrla konuşturmak yerine, “İstersen sonra da konuşabiliriz” demek, açıklamanın zorunlu bir görev olmadığını gösterebilir. Buradaki amaç doğru cevabı almak değil, çocuğun kendi deneyimine merakla yaklaşabilmesidir.

Yaşa uygun paylaşım ile yetişkin yükünü ayırmak

Ebeveynlerin duygularını tamamen gizlemesi gerekmez. Çocuklar yetişkinlerin de üzüldüğünü, yorulduğunu ve yardıma ihtiyaç duyabildiğini görebilir. Ancak paylaşımın miktarı ve biçimi çocuğun yaşına uygun olmalıdır. Çocuğu bilgilendirmek ile onu yetişkinin dert ortağı veya çözüm üreticisi haline getirmek farklıdır.

Küçük bir çocuğa “Bugün yorgunum, biraz dinleneceğim” demek anlaşılır bir açıklamadır. Yetişkinler arasındaki anlaşmazlığın bütün ayrıntılarını anlatmak, çocuğun anlamlandırmakta zorlanacağı bir yük oluşturabilir. Çocuğun bilmesi gereken şey, evde ne olduğu kadar kendisinden ne beklenmediğidir: Taraf seçmesi, birini teselli ederek sorunu bitirmesi veya yetişkinler arasındaki ilişkiyi düzeltmesi gerekmez.

Ergenlikte daha ayrıntılı konuşmalar mümkün olabilir. Yine de yaş büyüdükçe yetişkinin duygusal sorumluluğu çocuğa geçmez. Ergenin anlayışlı olması, ebeveynin bütün sıkıntılarını taşıyabileceği anlamına gelmez. Kendi arkadaşlıklarına, okuluna ve dinlenmeye ayırdığı zaman, aileye ilgisizlik olarak yorumlanmamalıdır.

Örneğin, bir ergenin arkadaşlarıyla dışarı çıkmak istediğini düşünelim. Ebeveyn o gün yalnız hissedebilir. Bu duygu konuşulabilir; ancak “Gidersen beni yalnız bırakmış olursun” denmesi, ergenin kendi planı ile ebeveynin iyi oluşu arasında seçim yapmak zorunda hissetmesine yol açabilir.

Ev işlerine katkı vermek veya aile içinde yardımcı olmak başka bir şeydir; yetişkinin duygusal dengesini korumak başka. Sorumluluğun sınırı, çocuğun kendi yaşamını ve ihtiyaçlarını sürdürebilmesinde daha görünür hale gelir.

Zor bir anın ardından ilişki nasıl onarılır?

Ebeveynlikte her konuşma sakin geçmeyebilir. Önemli olan yalnızca zor anları önlemek değil, yaşandıklarında ardından ne yapılabildiğidir. İlişkiyi onarmak, hiçbir şey olmamış gibi devam etmekten farklıdır. Olanı kabul etmeyi, kendi davranışının sorumluluğunu almayı ve çocuğun deneyimini dinlemeyi içerir.

Örneğin, çocuğuna sert konuştuğunu fark eden bir ebeveyni düşünelim. “Az önce sesimi yükselttim. Bu seni korkutmuş veya üzmüş olabilir. Daha sakin konuşmalıydım” diyebilir. Bu ifade, çocuktan ebeveyni rahatlatmasını istemeden sorumluluk alır. “Çok kötü bir anneyim, değil mi?” gibi bir cümle ise farkında olmadan çocuğu teselli veren konuma çekebilir.

Özürden sonra çocuğun hemen gülmesi, sarılması veya “Sorun değil” demesi beklenmemelidir. Çocuk hâlâ kırgın olabilir. İlişkiyi onarmak, onun duygusunu hızlıca değiştirmek değil, o duyguya da yer açabilmektir. Yakınlaşmak istemiyorsa buna zaman tanımak mümkündür.

Onarım yalnızca sözle sınırlı kaldığında çocuk neyin değişeceğini anlamayabilir. Bu nedenle küçük ve gerçekçi bir davranış değişikliği de önemlidir. Örneğin, ebeveyn yeniden gerildiğinde konuşmaya kısa bir ara vereceğini ve sonra geri döneceğini söyleyebilir. Verilen sözün uygulanabilir olması, büyük bir değişim vaadinden daha anlamlıdır.

Burada amaç ebeveynin kusursuz olduğunu kanıtlamak değildir. Çocuğa, ilişkide bir hata olduğunda bunun konuşulabileceğini göstermek önemlidir. Böylece çocuk hem kendi davranışını değerlendirmeyi hem de başkasının davranışı için bütün sorumluluğu üstlenmemeyi öğrenebileceği bir alan bulur.

Ne zaman dışarıdan destek düşünmek anlamlı olur?

Bu ilişki biçimini fark etmek, bütün sorumluluğu tek bir ebeveyne yüklemek anlamına gelmemelidir. Yorgunluk, bakım yükü, ekonomik güçlükler ve yetişkinin kendi destek ihtiyacı aile içindeki iletişimi etkileyebilir. Bunları anlamak davranışların etkisini yok saymak değildir; değişimin yalnızca çocuğun daha uyumlu olmasını bekleyerek kurulamayacağını görmektir.

Çocuk sık sık ebeveyninin ruh halini düzeltmeye çalışıyorsa, kendi ihtiyacını anlatmakta belirgin biçimde zorlanıyorsa veya bu durum okuluna, uykusuna, oyununa ve ilişkilerine yansıyorsa, bir ruh sağlığı uzmanıyla değerlendirmek düşünülebilir. Benzer şekilde ebeveyn de gerginliğini çocuğa yansıtmamakta sürekli zorlandığını fark ediyorsa destek arayabilir. Destek için mutlaka bir tanıdan emin olmak gerekmez.

İlk görüşme öncesinde genel etiketlerden çok somut örnekler düşünmek yararlı olabilir. “Çocuğum çok hassas” demek yerine, hangi durumda sustuğunu, ne söylediğini ve ebeveynin nasıl karşılık verdiğini anlatmak ilişkiyi anlamayı kolaylaştırabilir. Bu örnekler suçlu belirlemek için değil, tekrar eden etkileşimi görmek içindir.

Ebeveynin kendisine sorabileceği bir soru da şudur: “Ben zorlandığımda, çocuğum kendi yaşına uygun biçimde çocuk kalabiliyor mu?” Oyun oynayabiliyor, ihtiyaç söyleyebiliyor ve farklı bir duygu yaşayabiliyor mu?

Çocuğa sunulabilecek güven, ebeveynin her zaman iyi hissetmesi değildir. Yetişkinin kendi duygusunun sorumluluğunu taşıması ve çocuğa kendi duyguları için yer bırakmasıdır. Çocuğun anne veya babasını sevmesiyle onları sürekli iyi hissettirmek zorunda olması aynı şey değildir.

🔑 Anahtar Noktalar

  • 1Çocuğun ebeveynine empati göstermesi, onun ruh halini düzeltmekten sorumlu olması anlamına gelmez.
  • 2Ebeveynin tepkisinden çekinmek, çocuğun kendi ihtiyaçlarını ve duygularını geri plana bırakmasına yol açabilir.
  • 3Tek bir zor gün ile tekrar eden ilişki biçimini ayırmak; sıklığı, bağlamı ve sonrasında yaşananları birlikte değerlendirmek gerekir.
  • 4Ebeveynin duygusunu adlandırması ve sorumluluğunu alması, verdiği mesajı davranışlarıyla desteklemesiyle anlam kazanır.
  • 5Çocuğun duygusunu kabul etmek ile davranışlarına sınır koymak birbiriyle çelişmez.
  • 6Zor anların ardından sorumluluk almak ve ilişkiyi onarmak, çocuğu ebeveyni teselli etme görevinden korur.

❓ Sık Sorulan Sorular

Çocuğumun üzgün olduğumda beni teselli etmesi yanlış mı?
Tek başına yanlış değildir. Yakınlık göstermesi ve sizinle ilgilenmesi doğal olabilir. Önemli ayrım, bunu gönüllü olarak yapması ile sizin iyi hissetmenizi kendi görevi sayması arasındadır. Çocuğun ilgisini kabul ederken duygunuzun sorumluluğunun sizde olduğunu gösterebilirsiniz.
Çocuğuma kendi duygularımı hiç göstermemeli miyim?
Duygularınızı tamamen gizlemeniz gerekmez. Yaşına uygun, kısa ve anlaşılır açıklamalar yapabilirsiniz. Ancak yetişkin sorunlarının ayrıntılarını taşımasını, taraf seçmesini veya sizi rahatlatmasını beklemekten kaçınmak önemlidir.
Çocuğuma kızdıysam yine de bunun onunla ilgisi olmadığını mı söylemeliyim?
Hayır. Çocuğun bir davranışına kızmış olabilirsiniz. Davranışa ilişkin sınırı açıklamak ile kendi tepkinizin sorumluluğunu almak ayrılabilir. Örneğin, bir davranışın kabul edilemez olduğunu belirtirken bağırmanızın sorumluluğunu çocuğa yüklemeyebilirsiniz.
Çocuğun duygusunu kabul etmek her istediğini yapmak anlamına mı gelir?
Hayır. Çocuğun üzülmesini veya kızmasını anlayabilir, aynı zamanda bir talebine hayır diyebilirsiniz. Duygunun kabul edilmesi, zarar veren davranışlara izin verilmesi veya bütün sınırların kaldırılması anlamına gelmez.
Çocuğumun ebeveyn duygularını üstlendiğini nasıl anlayabilirim?
İhtiyaçlarını sürekli saklaması, sizin keyifsizliğinizi hemen kendine bağlaması veya evde herkesi rahatlatmayı görev edinmesi üzerine düşünülebilecek örneklerdir. Ancak bunlar tek başına bir tanı veya kesin sonuç vermez. Tekrarlama sıklığı, bağlam ve günlük yaşamına etkisi birlikte değerlendirilmelidir.