Özellikle anlaşılmasını istediğim nokta
Eskiler gerçekten daha mı güzeldi yoksa en kötü olayları hatırlamak zor mu?
Eski günleri düşündüğünde aslında neyi karşılaştırıyorsun?
Hiç düşündüğün oluyor mu? Eskiden arkadaşlarınla dışarı çıkar, bir yerde oturur, saatlerce sohbet ederdin. Yanında bazı insanlar vardı. Şimdi aynı masayı toplamak kolay değil. Kimileri başka bir şehirde, kimileri hayatının farklı bir aşamasında. Kimileri belki artık hayatta değil. Bütün bunları düşününce eski günlerin daha güzel gelmesi anlaşılır.
Ama burada biraz durup şu soruya bakabilirsin: Geçmişin tamamıyla bugünün tamamını mı karşılaştırıyorsun? Yoksa geçmişten aklına gelen güzel birkaç anla, bugün seni en çok yoran şeyleri mi yan yana koyuyorsun?
Bu sorunun amacı, özlediğin günlerin değerini azaltmak değil. O sohbetler gerçekten güzeldi. O insanlarla kurduğun yakınlık gerçekten kıymetliydi. Yalnızca, bu güzelliğin bugüne ilişkin verdiğin kararın tamamı olup olmadığını anlamaya çalışıyoruz.
“O zaman güzel şeyler vardı” demekle “şimdi güzel hiçbir şey yok” demek aynı şey değil. İlk cümle bir anının değerini anlatıyor. İkinci cümle ise bugünün bütününe ilişkin bir sonuç çıkarıyor.
Belki eski günler bazı yönleriyle gerçekten daha iyiydi. Belki de bugün var olan bazı şeyleri henüz aynı açıklıkla göremiyorsun. Bu iki ihtimali birbirine karşı seçmek zorunda değilsin. Önce, özleminin içinde hangi parçaların bulunduğunu biraz ayırabilirsin.
Güzel bir anı, o dönemin bütününü anlatıyor mu?
Örneğin eski bir fotoğrafa baktığını düşünelim. Arkadaşlarınla gülüyorsun. Fotoğrafı görünce “Ne kadar mutluyduk” diyorsun. Peki o fotoğrafın çekildiği hafta başka neler vardı? Yetiştirmen gereken işler, bir tartışma, para sıkıntısı, gelecek kaygısı? Fotoğraftaki mutluluk bunları geçersiz kılmıyor. Bunların varlığı da o mutluluğu sahte yapmıyor.
Burada önemli olan, tek bir güzel anın bütün dönemi temsil edip etmediğini sormak. O günü özleyebilirsin. Ama o günün güzelliği, o yılların her gününün aynı şekilde geçtiği anlamına gelmez.
Buradan “İnsan kötü olayları mutlaka unutur” sonucu da çıkmaz. Geçmişe bakarken senin aklına zor bir olay geliyor olabilir. Başkasının aklına ise önce bir arkadaşlık, bir tatil ya da evdeki sohbetler gelebilir. Kendi hatırladıklarını tek bir kuralla açıklamak yerine, onların içeriğine bakabilirsin.
Seni o eski günlere götürebilsek, yalnızca özlediğin masaya değil, o dönemin bütün koşullarına dönmüş olurdun. O zamanki sorumluluklara, belirsizliklere ve beklentilere de. Acaba o günlerde de daha önceki bir dönemin rahatlığını özlüyor muydun?
Bu soruya kesin bir yanıt vermen gerekmiyor. “O zaman da zorlandığım şeyler vardı” diyebilmek, geçmişi kötülemek değildir. Güzel anıyı korurken onun çevresindeki hayatı da hesaba katmaktır.
Bugünün zor tarafları bütün manzarayı kaplıyor olabilir mi?
Bugüne baktığında ilk olarak ne görüyorsun? İş yükünü mü, yalnızlığı mı, yetişemediğin sorumlulukları mı? Bunların hepsi gerçek olabilir. Yine de ilk gördüğün şeyin, görebileceğin tek şey olup olmadığını sorabilirsin.
Bir durumun yalnızca olumsuz tarafına odaklanmak ya da onu bütünüyle iyi veya bütünüyle kötü saymak, düşüncede dikkat edilebilecek örüntülerdir. NHS’nin düşünceleri yeniden değerlendirme açıklaması, düşüncenin dayandığı bilgileri incelemeyi ve başka açıklamalara da bakmayı önerir. Bu, yaşadığın sorunu inkâr etmek değildir. (nhs.uk)
Örneğin yoğun bir günün sonunda “Bugün hiçbir şey iyi gitmedi” dediğini düşünelim. Gerçekten zor bir gün geçirmiş olabilirsin. Ama bu cümlenin içinde, bir arkadaşınla yaptığın kısa konuşma ya da tamamladığın küçük bir iş için yer var mı?
O konuşmanın varlığı, iş yükünü ortadan kaldırmaz. Tamamladığın iş de seni yoran koşulları çözmez. Sadece “hiçbir şey” ifadesinin gününü tam anlatıp anlatmadığını kontrol etmiş olursun.
Kendine “Olumsuz düşünmemeliyim” diye yeni bir kural koymana gerek yok. Daha açık bir soru yeterli olabilir: “Şu anda gördüğüm şey doğru, peki bunun yanında görmediğim başka ne var?” Bazen yanıt bulursun, bazen bulamazsın. Buradaki amaç kendini ikna etmek değil, acele verilmiş bir hükmü biraz incelemek.
Özlediğin zaman mı, kişi mi, yoksa o zamanki yakınlık mı?
“Eskileri özlüyorum” geniş bir cümle. İçinde birbirinden farklı özlemler olabilir. Bir kişiyi, bir evi, bir arkadaş grubunu, daha az sorumluluğun olduğu bir dönemi ya da kendinin o zamanki hâlini özlüyor olabilirsin. Bunların hepsinin karşılığı aynı değil.
Örneğin üniversite yıllarındaki arkadaş buluşmalarını özlediğini düşünelim. Tam olarak neyi arıyorsun? Herkesin aynı şehirde olmasını mı? Plan yapmadan görüşebilmeyi mi? Sohbetin uzamasını mı? Birinin seni açıklama yapmadan anlamasını mı?
Kendine şu soruları sorabilirsin:
- Aklıma gelen anıda en çok hangi ayrıntı beni etkiliyor?
- O anın içinde kendimi nasıl hissediyordum?
- Özlediğim şey bugün tamamen yok mu, yoksa biçimi mi değişti?
- Bu özlemin hangi kısmı geri getirilemez, hangi kısmına bugün yer açılabilir?
Bazen bir şarkı ya da koku, tam da bu yakınlık duygusunu hatırlatır. Zelal Akyol’un zor zamanlarda sığınılan şarkı, koku ve anılar üzerine yazısı, tanıdık bir şarkının güvenli bir anıyla kurduğu bağı gündelik bir örnek üzerinden ele alıyor. Bu bağlam, özlediğin şeyin yalnızca tarih değil, o tarihte hissettiğin yakınlık olup olmadığını düşünmene yardımcı olabilir.
Geçmişin bir dönemini geri getirmekle, o dönemde senin için önemli olan bir ihtiyacı tanımak farklı şeyler. İlkini yapamayabilirsin. İkincisini ise bugünkü hayatını anlamak için kullanabilirsin.
Gerçek bir kaybı yalnızca bakış açısıyla açıklayamazsın
Bazı değişimler, “Biraz daha iyi tarafına bak” denilerek karşılanamaz. Özlediğin kişi vefat etmiş olabilir. Bir ilişki bitmiş, bir arkadaşlık uzaklaşmış ya da uzun süre yaşadığın yerden ayrılmış olabilirsin. Böyle bir durumda geçmişe özlemin içinde gerçek bir kayıp vardır.
Yas yalnızca ölüm sonrasında yaşanmaz; önemli bir ilişkinin sona ermesi gibi başka kayıplarla da bağlantılı olabilir. NHS’nin yas ve kayıp açıklaması, kayba verilen duygusal tepkilerin kişiden kişiye değişebildiğini ve hissetmenin tek bir doğru biçimi olmadığını belirtir. (nhs.uk)
Örneğin eskiden her hafta görüştüğün bir arkadaşının artık başka bir ülkede yaşadığını düşünelim. Yeni insanlarla görüşmen, o arkadaşını özlememen gerektiği anlamına gelmez. Bugünkü yakınlıkların değerli olmasıyla eski yakınlığın kaybına üzülmen birbirini dışlamaz.
Burada kendine “Neden hâlâ geçmişi düşünüyorum?” diye yüklenmek yerine, “Hayatımda ne değişti ve bunun bende bıraktığı duygu ne?” diye sorabilirsin. Özlediğin kişinin yerini hemen doldurman ya da o dönemle ilgili duygularını çabucak bitirmen gerekmiyor.
Bugüne yer açmak, kaybettiğin şeyi önemsiz saymak değildir. Bir anıyı sevmeye devam ederken bugün başka bir sohbetin içinde de bulunabilirsin. Hangisine ne kadar yer vereceğini bir başarı ölçüsüne çevirmeden, kendi deneyimine bakman daha adil bir başlangıç olur.
Geçmişin değeri, bugünkü ihtiyaçlarından vazgeçmeni gerektirir mi?
Bir dönemi ya da ilişkiyi güzel hatırlaman, onun bugünkü hâlinin de sana iyi geldiğini göstermez. “Eskiden çok yakındık” cümlesi değerli bir geçmişi anlatabilir. Ama bugün dinlenip dinlenmediğin, sınırlarına saygı gösterilip gösterilmediği ve ilişkinin nasıl sürdüğü ayrı sorulardır.
Örneğin eski bir arkadaşınla yeniden görüştüğünü düşünelim. Eskiden saatlerce konuşurdunuz. Şimdi ise görüşmelerde kendini sürekli açıklamak zorunda hissediyorsun. Geçmişteki yakınlık için teşekkür duyabilir, aynı zamanda bugünkü görüşmelerin seni nasıl etkilediğini değerlendirebilirsin.
Asena Türkay’ın birini değiştirmekle destek olmanın farkını ele alan yazısı, geçmişte iyi hissetmiş olmanın bugünkü ihtiyaçlarından vazgeçmeni gerektirmediği ayrımını açıyor. Özlem duyduğunda, kişinin bugünkü hâliyle eski yakınlığını birbirinden ayırmak bu noktada anlamlı olabilir.
Kendine “Bu kişiyi mi özlüyorum, bu kişiyle bir zamanlar yaşadığım ilişkiyi mi?” diye sorabilirsin. Yanıt ikisi birden de olabilir. Yine de geçmişte yaşananları, bugün olup bitenlerin yerine koymadan bakmaya çalışabilirsin.
Aynı ayrım eski bir iş, okul ya da yaşadığın şehir için de geçerli bir düşünme sorusu sunar. O dönemin sevdiğin yanlarını sayarken, bugün senin için önemli olan koşulları da say. Geçmişin güzel olması, bugünkü seçimlerinin yanlış olduğu anlamına gelmek zorunda değil.
Bugünü fark etmek, sürekli mutlu olmaya çalışmak değil
“Şimdiki anın değerini bil” cümlesi bazen başka bir baskıya dönüşebilir. Sanki günün her anından keyif almak, her fırsatı değerlendirmek ve hiç yakınmamak gerekiyormuş gibi. Oysa burada aradığımız şey, sürekli iyi hissetmek değil. Yaşadığın günü biraz daha olduğu gibi görebilmek.
Düşünceyi yeniden değerlendirmek, zorla olumlu bir cümle bulmak anlamına gelmez. Daha nötr ve gerçekçi bir ifade de yeterli olabilir. NHS de bir düşüncenin her zaman değiştirilemeyebileceğini, asıl amacın daha esnek bakabilmek olduğunu vurgular. (nhs.uk)
Örneğin bir yakınından gelen mesajı okuduğunu düşünelim. Gününün geri kalanı yorucu geçmiş olabilir. O mesajın sende küçük bir yakınlık duygusu bırakması için bütün gününü “güzel” ilan etmen gerekmiyor. “Bugün yoruldum, bu mesajı almak ise hoşuma gitti” diyebilirsin.
Küçük bir anı fark etmekle onu büyütmek de farklıdır. Bir çayın tadını sevmek, hayatındaki bütün sorunların karşılığı değildir. Ama sırf sorunların büyük diye o küçük deneyimi yok saymak zorunda da değilsin.
Şunu düşün: Bugünden ileride hatırlamak isteyebileceğin ne var? Bu soru, “Bir gün bunları kaybedeceksin, o yüzden hemen mutlu ol” baskısı taşımasın. Daha sade bir yerden sor: “Şu anda benim için kıymetli olan bir şeyin yanında mıyım?” Yanıtın varsa ona biraz dikkat verebilirsin. Yoksa da kendini suçlaman gerekmiyor.
Geçmişe özlem duymakla depresyon aynı şey mi?
Geçmişe özlem duymak tek başına depresyon tanısı koymak için yeterli değildir. Burada yalnızca eski günleri ne kadar düşündüğüne değil, genel olarak nasıl hissettiğine ve günlük hayatının nasıl etkilendiğine bakmak gerekir.
Depresyonda süregelen çökkünlük, daha önce sevilen etkinliklere ilgi veya keyif kaybı, enerji azalması, uyku ve iştah değişiklikleri gibi belirtiler görülebilir. NIMH’nin depresyon açıklaması, değerlendirmede belirtilerin süresinin, sıklığının ve günlük işlevlere etkisinin önemli olduğunu belirtir. Bu değerlendirme bir uzmanla yapılmalıdır. (nimh.nih.gov)
Örneğin eski arkadaşlarını hatırlayıp üzülüyor, ama gün içinde ilişkilerini ve işlerini sürdürebiliyorsan, anlattığın deneyim başka ayrıntılarla birlikte ele alınır. Buna karşılık uzun süredir hiçbir şeyden keyif alamıyor, temel sorumluluklarını sürdürmekte zorlanıyor ve geleceğe ilişkin yoğun umutsuzluk hissediyorsan, yalnızca geçmişle kıyaslama sorusuna bakmakla yetinmemek önemlidir.
Bu belirtiler sana tanı koymak için bir kontrol listesi değil. Desteğe ihtiyaç duyup duymadığını konuşurken paylaşabileceğin gözlemler. Ne zamandır zorlandığını, nelerin değiştiğini ve gününün hangi alanlarının etkilendiğini bir ruh sağlığı uzmanına anlatabilirsin. Kendine zarar verme düşüncelerin varsa ya da güvenliğini sağlayamıyorsan, bulunduğun yerdeki acil sağlık hizmetlerinden hemen yardım almalısın. (nimh.nih.gov)
“Biraz güzel şeylere odaklanırsam her şey çözülür” yükünü kendine verme. Dikkatine bakmak bir düşünme alanıdır; bütün duygusal güçlüklerin tek açıklaması veya çözümü değildir.
Özlemini anlamak için kısa bir düşünme çalışması
Aklına gelen düşünceyi yazmak ve dayandığı bilgileri incelemek, onu hemen doğru kabul etmek yerine değerlendirmeye alan açabilir. NHS’nin düşünceleri yeniden ele alma yaklaşımı da düşünceyi fark etmeyi, kontrol etmeyi ve mümkünse daha dengeli bir ifadeyle yeniden kurmayı içerir. (nhs.uk)
Bunu geçmişe özlem bağlamında, kendini sınamadan deneyebilirsin. Bir kâğıda şu dört başlığı yaz:
- Özlediğim an: Hangi sahne geliyor aklıma? Kimler var, ne yapıyoruz?
- O anın bana verdiği şey: Yakınlık mı, rahatlık mı, anlaşılmak mı, daha fazla zaman mı?
- O dönemin başka tarafları: Aynı zamanda beni yoran veya belirsiz kalan neler vardı?
- Bugünkü karşılığı: Bu ihtiyacın bugün karşılanan ve karşılanmayan tarafları neler?
Örneğin eski arkadaş grubunla uzun akşam sohbetlerini özlediğini düşünelim. “Özlediğim şey herkesin her zaman ulaşılabilir olması” diye yazabilirsin. Bugün bunun aynısı mümkün olmayabilir. Ama bir arkadaşınla acele etmeden konuşabileceğin bir zaman ayırmanın mümkün olup olmadığını sorabilirsin.
Bu çalışma, kaybettiğin kişiyi veya dönemi geri getirmez. Her ihtiyacına hemen bir çözüm de buldurmaz. Amacı, geniş bir “Eskiden her şey güzeldi” cümlesini daha somut parçalara ayırmak.
Sonunda mutlaka olumlu bir sonuç yazman gerekmiyor. “Şu an hayatımda yakınlığa daha fazla ihtiyaç duyuyorum” cümlesi de anlamlı bir fark ediştir. Bazen bugünde aradığın şeyin adını koymak, geçmişle tartışmaktan daha açıklayıcı olabilir.
Geçmişi sevmekle bugünde yaşamak arasında seçim yapmak zorunda değilsin
Geçmişe bakarken kendine iki uçtan birini seçtirmene gerek yok: Ya eski günleri bütünüyle bırakmak ya da hayatının güzel kısmının geride kaldığına karar vermek. Sevdiğin anıları koruyabilir, kayıplarına üzülüp bugünkü ihtiyaçlarını da ciddiye alabilirsin.
Eski bir sohbetin sıcaklığını düşünmek, bugünkü bir arkadaşlığını değersiz yapmaz. Bugünkü bir ilişkiden keyif almak da özlediğin kişiyi unutmak değildir. Bunları birbirinin yerine koymak zorunda olmadığını kendine hatırlatabilirsin.
Bir de şu ayrımı düşün: “O döneme dönmek istiyorum” cümlesiyle “O dönemde yaşadığım yakınlığa bugün de ihtiyaç duyuyorum” cümlesi aynı kapıyı açmıyor. İlkinde ulaşamayacağın bir zamana bakıyorsun. İkincisinde ise bugünkü hayatında neyin önemli olduğunu tarif ediyorsun.
Belki bugün koşulların gerçekten zor. O zaman kendine vereceğin yanıt, “Yanlış bakıyorum” olmak zorunda değil. Bir kaybı kabul etmek, bir ihtiyacı dile getirmek, bir ilişkide sınırını görmek veya destek istemek de bu sorgulamanın parçası olabilir.
Biraz bunu düşün bakalım: Gelecekte özleyeceğin günleri kusursuz yaşayamazsın. Ama bugün yanında olan bir insanı, sana iyi gelen bir sohbeti veya önem verdiğin bir ihtiyacı fark etmek için yılların geçmesini beklemek zorunda mısın? Geçmişin güzelliğini korurken, bugünün neye ihtiyacı olduğunu da sorabilirsin.
