Otizmli bir çocuğa "sana böyle davranmalarına izin verme" demek çok kolay ama peki onu zorbalayan çocuklara ne öğretiyoruz? Otizmli çocuklar bazen farklı konuşur, göz teması kurmak istemez, oyun kurallarını farklı algılar, kimsenin fark etmediği seslerden rahatsız olur. Bir gün sınıftaki bir arkadaşı bu farklılıkları fark edip taklit etmeye başlıyor, diğerleri de gülüyor ve çocuk zamanla sınıfın "eğlencesi" haline geliyor. Bazı yetişkinler bunu "çocuklar arasında olur böyle şeyler" diyerek geçiştiriyor ama bir çocuğun farklılığı onu sürekli hedef almak, dışlamak veya küçük düşürmek için kullanılıyorsa bu bir şaka değildir.
Otizmli bir çocuğun yaşadığı zorbalığı bize anlatması her zaman beklediğimiz gibi olmayabilir; belki okula gitmek istemez, öfkesi katlanarak artar, içine kapanır ya da hiçbir şey anlatmaz. İşte tam burada yetişkinin görevi başlıyor. Çocuğa "sen de kendini savun" demek yetişkinlik görevini bitirmiyor. Asıl yapmamız gereken, otizmli olmayan çocuklara nasıl iletişim kuracaklarını, birini oyuna almamakla dışlamak arasındaki farkı, kendilerine komik gelenin karşı taraf için de komik olup olmadığını sorgulatmak.
Amacımız otizmli çocukları diğerlerine benzetmek değil, farklılıkların olduğu bir ortamda çocukların birbirine güvenli davranmayı öğrenmesini sağlamak. Zorbalığı önlemek, mağdur çocuğa "daha güçlü ol, sesini çıkar" demekle değil, zorbalık yapan çocuğa durmayı öğretmekle başlar.