Gördüğümüz olayın öncesinde ne vardı?
Okulda bir çocuk arkadaşını ittiğinde gözümüz doğal olarak o ana çevrilir. Kim yaptı, kime yaptı, ne oldu? Peki, yalnızca bu sorulara yanıt bulmak yeterli mi? Örneğin bu olaydan önce aynı çocuğun günlerce dışlandığını, eşyalarının saklandığını ya da sınıf grubunda aşağılandığını düşünelim. Son gördüğümüz davranışı ele alırken, öncesinde yaşananları da anlamamız gerekmez mi?
Bu, zarar veren davranışı haklı çıkarmak değildir. Bir davranışın nasıl ortaya çıktığını anlamaya çalışmak ile onu kabul etmek farklı şeylerdir. Hem şiddete sınır koyabilir hem de o noktaya gelene kadar nelerin fark edilmediğini sorabiliriz. Sadece sonuca odaklanmak yerine süreci incelemek, tam olarak bu iki sorumluluğu birlikte taşımaktır.
Akran zorbalığına da bu çerçeveden bakmak gerekir. Zorbalık davranışı gösteren çocuk önemli bir parçadır. Fakat zorbalığa maruz kalan çocuk, olayı gören arkadaşlar, öğretmen, okul psikolojik danışmanı, okul yönetimi ve aileler de bu tablonun içindedir. İşbirliği dediğimiz şey, herkesin aynı sorumluluğu üstlenmesi değil, kendi sorumluluğunu görünür biçimde yerine getirmesidir.
Dolayısıyla başlangıç sorusunu biraz değiştirebiliriz: Sadece “Bu çocuk neden böyle yaptı?” değil, “Bu davranışın durması ve çocukların korunması için kim, ne yapacak?” diye de sorabiliriz. Böylece konuşmayı bir çocuğun kişiliğine ilişkin hüküm vermekten çıkarıp yapılabilecek somut işlere taşırız.
Her anlaşmazlık zorbalık mıdır?
Çocukların anlaşamaması, birbirine kızması ve tartışması ile akran zorbalığını aynı başlık altında değerlendirmemek gerekir. CDC'nin tanımında zorbalığın ayırt edici özellikleri, istenmeyen saldırgan davranışa eşlik eden güç dengesizliği ve davranışın tekrarlanması ya da tekrarlanma olasılığının yüksek olmasıdır. Zorbalık fiziksel, sözel, sosyal veya dijital biçimde gerçekleşebilir. (cdc.gov)
Örneğin iki arkadaşın bir oyunun kuralı konusunda tartıştığını düşünelim. İkisi de itiraz edebiliyor, oyundan ayrılabiliyor ve sonrasında ilişkilerini sürdürebiliyor olsun. Şimdi başka bir durum düşünelim: Bir grup, aynı çocuğu tekrar tekrar oyundan çıkarıyor ve karşı çıktığında onunla alay ediyor. Bu iki örneği yalnızca “Çocuklar arasında sorun çıkmış” diyerek aynı biçimde ele alamayız.
Durumu anlamaya çalışırken şu sorular yardımcı olabilir:
- Davranış tekrar ediyor mu; yeniden yaşanacağına ilişkin bir tehdit var mı?
- Çocuk itiraz ettiğinde ne oluyor?
- Bir kişinin karşısında bir grup mu bulunuyor?
- Çocuk bulunduğu ortamdan güvenle uzaklaşabiliyor mu?
- Yaşanan durum kimler tarafından görülüyor?
Burada önemli bir başka ayrım daha var: Bir olayın zorbalık tanımına uyup uymadığını araştırmak, tek seferlik bir zararı önemsizleştirmek anlamına gelmez. Bir defalık vurma, tehdit veya aşağılama da ele alınmalıdır. Önce davranışı durdurmak ve güvenliği sağlamak, ardından yaşananların niteliğini değerlendirmek mümkündür. Çocuğun korunmasını, olayın adının kesinleşmesine bağlamamak gerekir.
Öfkeyi anlamak, zarar vermeye izin vermek değildir
Öfke kontrolünden söz ederken iki soruyu ayırmak yararlıdır: Çocuk ne hissediyor ve bu duyguyla ne yapıyor? “Çok kızdım” bir duygu anlatımıdır. “Bu yüzden arkadaşımı ittim” ise ayrıca ele alınması gereken bir davranıştır. NHS'nin çocuklarla duygular hakkında konuşmaya yönelik açıklaması da saldırgan davranışa açık sınır koyarken çocuğa yaşadıklarını anlatma fırsatı verilmesini önerir. (nhs.uk)
Örneğin bir çocuğun oyuna alınmadığı için öfkelendiğini düşünelim. Yetişkinin verebileceği yanıt şöyle olabilir: “Oyuna alınmadığında çok kızdığını anlıyorum. Fakat arkadaşına vurmanı kabul edemem. Şimdi önce birbirinize zarar vermeyeceğiniz bir alan oluşturalım, sonra ne olduğunu konuşalım.” Bu, örnek bir konuşmadır; her yaşta ve her durumda kullanılacak değişmez bir cümle değildir.
Zorbalığı da yalnızca öfkenin şiddeti üzerinden değerlendirmeyelim. Önceki bölümdeki dışlama örneğinde kimsenin bağırmadığını düşünelim. Seslerin yükselmemiş olması, davranışın yarattığı sorunu ortadan kaldırır mı? Bakmamız gereken yalnızca çocuğun ne kadar kızgın göründüğü değil, karşısındaki kişiye nasıl davrandığıdır.
Bu nedenle “Sakinleşsin, konu kapansın” yaklaşımının ötesine geçebiliriz. Sakinleşmenin ardından şu sorular hâlâ önemlidir: Hangi sınır aşıldı? Kim zarar gördü? Aynı durum yeniden yaşandığında hangi davranış seçilebilir? Zararın tekrarlanmaması için yetişkinler neyi değiştirecek? Duyguyu konuşmak, bu sorumlulukların yerine geçmez; onlarla birlikte yürütülür.
Ekranlar tablonun neresinde?
Çocukların dijital dünyayla ilişkisini konuşmak önemlidir. Zorbalık çevrimiçi ortamlarda da gerçekleşebilir. (cdc.gov) Fakat bir olayın ardından yalnızca “Telefon yüzünden oldu” demek yerine, telefon üzerinden tam olarak ne yaşandığını sormak daha açıklayıcıdır. Hangi davranış gerçekleşti, kimler katıldı, kimler gördü ve çocuk kimden yardım isteyebildi?
Örneğin sınıfta kullanılan incitici bir lakabın akşam mesaj grubunda da tekrarlandığını düşünelim. Burada okulda olanlarla dijital ortamda olanları birbirinden tamamen ayırmak mümkün müdür? Telefonu konuşurken sınıftaki ilişkiyi, sınıftaki ilişkiyi konuşurken de mesaj grubunu değerlendirmek gerekir. Bu örnekte sorun, yalnızca cihazın varlığı değil, cihaz üzerinden sürdürülen davranıştır.
Ekran süresini ele alırken çocuğun gündelik yaşamına ilişkin başka sorular da sorabilirsiniz:
- Kendini rahat ve güvende hissettiği yerler nereler?
- Birlikte vakit geçirmek istediği arkadaşları var mı?
- Okul dışında oyun, hareket ve paylaşım için hangi olanaklara sahip?
- Dijital ortamda rahatsız olduğunda size anlatabileceğini düşünüyor mu?
Örnekteki aile yalnızca telefonu kaldırmayı düşünüyorsa, şu soruyu da ekleyebilir: “Yarın aynı sınıfa gittiğinde çocuğumun karşılaşacağı durumu nasıl ele alacağız?” Bu soru, dijital sınırların gereksiz olduğunu söylemez. Sınırların yanında ilişkilere ve güvenliğe dair bir plan bulunup bulunmadığını sorgular. Bir parçaya müdahale ederken diğer parçaları görünmez bırakmamaya yardımcı olur.
Zorbalığa maruz kalan çocuğu nasıl dinleyebiliriz?
Okula gitmek istememe, uyku güçlükleri veya eşyaların açıklanamayan biçimde kaybolması, zorbalık açısından dikkat edilebilecek işaretler arasındadır. Bunlar tek başına zorbalığın kanıtı değildir; ayrıca her çocuk belirgin işaret göstermeyebilir. (cdc.gov) Bu nedenle konuşmaya bir sonuç ilan ederek değil, merak ederek başlamak daha uygun bir çerçevedir.
Örneğin “Kesin biri sana bir şey yapıyor” yerine, “Son günlerde okuldan söz ederken daha sessiz olduğunu fark ettim. Seni zorlayan bir şey var mı?” diye sorabilirsiniz. Çocuk hemen anlatmıyorsa konuşmayı zorlamadan başka bir zamanda yeniden alan açmak mümkündür. NHS de çocukların hazır olduklarında konuşabilmeleri için baskısız, sürdürülebilir bir iletişim önerir. (nhs.uk)
Çocuk bir olay anlattığında, ilk konuşmayı bir sorgulamaya çevirmemeye çalışın. Kullanılabilecek örnek ifadeler şunlardır:
- “Bunu bana anlatmana sevindim.”
- “Sana zarar verilmesini kabul etmiyorum.”
- “Şu anda seni en çok endişelendiren şey ne?”
- “Okulda yanında kendini güvende hissettiğin biri var mı?”
Burada hedef, çocuktan hemen kusursuz bir açıklama almak değildir. Anlattıklarını ciddiye almak ve sonraki adımları anlaşılır kılmaktır. Örneğin öğretmenle konuşmayı planlıyorsanız, bunu çocuğa önceden açıklayabilirsiniz. Güvenliği için gerekli kişilere bilgi vermeniz gerekebileceğinden, tutamayacağınız bir gizlilik sözü vermemek önemlidir. NHS de çocuğa, yardım edebilecek kişilerle bilgi paylaşılabileceğinin açıklanmasını önerir. (nhs.uk)
“Bir daha olursa sen de vur” gibi bir yanıt yerine, çocuğun yardım alabileceği yolu birlikte belirlemeyi tercih edebilirsiniz. Böylece çözümün bütün yükünü onun omuzlarına bırakmamış olursunuz.
Zorbalık davranışı gösteren çocukla ne konuşulur?
Bir çocuğun zarar veren davranışını ele almak için onu bütünüyle “kötü çocuk” olarak tanımlamak gerekmez. “Sen nasıl birisin?” sorusu yerine, “Ne yaptın, bunun etkisi ne oldu ve şimdi neyi değiştireceğiz?” soruları üzerinden ilerleyebiliriz. Burada amaç, sorumluluğu azaltmak değil, sorumluluğun hangi davranışa ait olduğunu açıklaştırmaktır.
Örneğin bir çocuğun arkadaşının eşyasını tekrar tekrar sakladığını düşünelim. “Şaka yaptım” dediğinde konuşmayı orada bitirmek yerine, “Arkadaşın istemediğini söylediğinde neden devam ettin?” diye sorulabilir. Ardından eşyanın geri verilmesi, davranışın durması ve tekrarının nasıl önleneceği ele alınabilir. Çocuğun açıklamasını dinlemek ile açıklamayı yeterli bir gerekçe saymak aynı şey değildir.
Bu varsayımsal durumda yetişkinlerin değerlendirebileceği noktalar şunlardır:
- Çocuk hangi davranışının kabul edilmediğini açıkça anladı mı?
- Zarar gören kişinin sınırını fark edebiliyor mu?
- Benzer bir durumda kullanabileceği başka bir davranış tanımlandı mı?
- Davranışın durup durmadığını kim takip edecek?
Özür de bu çerçevede değerlendirilebilir. Örneğin çocuk özür dilemiş, fakat ertesi gün aynı davranışı sürdürmüş olsun. Böyle bir durumda yalnızca özür cümlesine bakarak konuyu kapanmış sayamayız. Öte yandan zarar gören çocuğu hemen affetmeye veya arkadaşlığı sürdürmeye zorlamamak gerekir. Onarımın ölçüsünü yetişkinlerin rahatlaması değil, sınırların gerçekten korunması üzerinden düşünmek daha anlamlıdır.
Çocuğun başka bir ortamda kendisinin de zarar gördüğü ortaya çıkarsa, bu bilgi ayrıca ele alınmalıdır. Buradaki etik ayrım değişmez: Çocuğun korunma ihtiyacı ile verdiği zararın sorumluluğu birbirini ortadan kaldırmaz.
Seyirciler neden sürecin bir parçasıdır?
Zorbalık yalnızca davranışı yapan ve davranışa maruz kalan çocuk arasında gerçekleşmeyebilir. Olayı gören çocuklar da sürecin içindedir. CDC, tanık olan çocukların güvenli biçimde destek vermesini ve yardım istemesini zorbalığı önleme yaklaşımının bir parçası olarak ele alır. (cdc.gov)
Örneğin bir öğrencinin aşağılandığı sırada bazı arkadaşlarının güldüğünü, bazılarının başını çevirdiğini, birinin ise ne yapacağını bilemediğini düşünelim. Bu çocukların hepsine aynı niyeti atfetmek doğru olur mu? Biri davranışı destekliyor olabilir; diğeri kendisinin hedef olmasından korkuyor olabilir. Niyetlerini varsaymak yerine onlarla ne gördüklerini ve hangi yardıma ihtiyaç duyduklarını konuşabiliriz.
Çocuklardan tehlikeli bir durumda kahramanlık yapmalarını beklemek yerine, yetişkinlerle birlikte güvenli seçenekler üzerinde çalışılabilir. Örnekteki öğrenciler için şu seçenekler değerlendirilebilir:
- Güvendikleri bir öğretmene gördüklerini anlatmak.
- Aşağılayıcı bir paylaşımı başkalarına göndermemek.
- Güvenli bir zamanda yalnız bırakılan arkadaşının yanına gitmek.
- Kendilerini riske atmadan yetişkin desteği istemek.
Burada yetişkinlerin de yanıtlaması gereken bir soru vardır: “Bir çocuk bize geldiğinde ne yapacağız?” Örneğin öğrenci daha önce yardım istemiş, ancak kendisine yalnızca “Karışma” denmiş olsun. Yeni planın, bu kez kime başvuracağını ve nasıl karşılık alacağını da açıklaması gerekir.
Seyircileri sürece katmak, sorumluluğu çocuklara devretmek değildir. Çocukların yapabilecekleri ile yetişkinlerin üstlenmesi gereken koruma görevini birbirine karıştırmadan birlikte düşünmektir.
Öğretmen, psikolojik danışman ve yönetim nasıl birlikte çalışabilir?
İşbirliğini yalnızca herkesin konudan haberdar olması şeklinde düşünmeyelim. Dünya Sağlık Örgütünün okul temelli şiddeti önleme yaklaşımı, önleyici çalışmaların okulun gündelik işleyişine ve çocuklar, aileler, okul çalışanları arasındaki ilişkilere yerleştirilmesini vurgular. (who.int) Bunu somutlaştırmak için, kimin hangi adımı üstleneceğini açıkça konuşmak gerekir.
Örneğin teneffüslerde tekrar eden bir dışlama ve itme durumunun bildirildiğini düşünelim. Bu varsayımsal olay için görev paylaşımı şöyle tasarlanabilir:
- Öğretmen, sınıf içindeki ilişkileri ve olayların ne zaman yaşandığını gözlemleyebilir.
- Okul psikolojik danışmanı, çocukların anlatımlarını ve destek ihtiyaçlarını değerlendirebilir.
- Okul yönetimi, gözetim, bildirim ve güvenlik düzenlemelerini planlayabilir.
- Aileler, evde gözlediklerini paylaşabilir ve kararlaştırılan adımları takip edebilir.
Bu, her okul için değişmez bir görev çizelgesi değil, işbirliğini görünür kılmaya yönelik bir örnektir. Önemli olan, konunun kişiler arasında dolaşıp sahipsiz kalmamasıdır. “Rehberliğe söyledik” cümlesinin ardından, hangi koruyucu adımın atıldığı da anlaşılmalıdır.
Örnekte olaylar özellikle belirli bir koridorda yaşanıyorsa, yalnızca çocuklarla görüşme yapmakla yetinmeyip o alanın gözetimini de değerlendirebiliriz. Olayların nasıl bildirileceği belirsizse, başvuru yolunu açıklaştırabiliriz. Böylece bireysel görüşmeler ile ortamın düzenlenmesini birbirinin alternatifi olarak görmemiş oluruz.
Paylaşılacak bilgileri de amaçla sınırlamak gerekir. Kim, çocuğu koruyabilmek için neyi bilmek zorunda? Çocuğun yaşadıklarını bütün sınıfın önünde tartışmak yerine, gerekli kişilerle ve gerekli kapsamda konuşmak bu planın etik sınırını oluşturur.
Aile ile okul arasındaki görüşme nasıl somutlaştırılır?
Çocuğunuzun zarar gördüğünü öğrendiğinizde okuldan açık bir yanıt istemeniz anlaşılırdır. Görüşmeyi yalnızca “Kim haklı?” tartışmasına dönüştürmemek için, bildiklerinizi ve öğrenmek istediklerinizi ayırabilirsiniz. Çocuğun aktardığı olay, sizin doğrudan gözleminiz ve henüz doğrulanmamış yorum aynı şey değildir.
Örneğin “Sınıfta herkes çocuğuma karşı” demek yerine, “Çocuğum, son iki teneffüste aynı grubun kendisini oyundan çıkardığını anlattı. Bu durumu nasıl değerlendirebiliriz?” şeklinde başlayabilirsiniz. Bu örnek ifade, yaşananı küçültmeden okulun inceleyebileceği somut bir konu ortaya koyar. Tarih, yer ve davranış gibi ayrıntıları not etmek de görüşmenin odağını korumaya yardımcı olabilir.
Görüşmede şu soruları kullanabilirsiniz:
- Bugün için çocuğun güvenliği adına hangi adımlar atılacak?
- Bir durum tekrarlandığında çocuk kime başvuracak?
- Aileye kim ve nasıl bilgi verecek?
- Alınan önlemleri ne zaman yeniden değerlendireceğiz?
Zorbalık davranışı gösterdiği bildirilen çocuğun ailesi için de benzer bir açıklık gerekir. “Benim çocuğum yapmaz” diye konuyu kapatmak yerine, hangi davranışın bildirildiğini öğrenmek ve çocuğun anlatımını ayrıca dinlemek mümkündür.
Aileler arasındaki gerilimi çocukların önünde çözmeye çalışmak yerine, okulun belirlediği iletişim kanallarını kullanmak tercih edilebilir. Buradaki hedef, herkesin aynı yoruma ulaşmasını beklemek değil, zarar veren davranışın durması konusunda uygulanabilir bir plan oluşturmaktır. Görüşmeden çıkarken yalnızca konuşulmuş değil, üzerinde anlaşılmış adımlar bulunması önemlidir.
Güvenlik ve psikolojik destek birbirinden ayrı düşünülemez
Süreci anlamaya çalışmak, devam eden bir tehlike karşısında beklemek anlamına gelmez. Aktif bir saldırı, ciddi tehdit veya yaralanma söz konusuysa öncelik güvenliktir; gerekli acil yardım geciktirilmemelidir. Çocukların ne hissettiğini konuşmak, o anda ihtiyaç duydukları korunmanın yerine geçmez.
Örneğin çocuk okulda kendisini tehdit eden biri olduğunu anlatıyorsa, yalnızca “Kendini nasıl daha iyi hissedebilirsin?” sorusuyla yetinmeyelim. “Yarın okulda kimin yanında olacaksın, bir sorun olduğunda hangi yetişkine gideceksin ve okul ne yapacak?” sorularını da gündeme alalım. Bunlar kişinin durumuna göre okul ve ilgili uzmanlarla somutlaştırılacak başlıklardır.
Psikolojik destek gündeme geldiğinde de çocuğu bir tanı üzerinden açıklamaya çalışmak gerekmez. Önce yaşadıkları, gündelik yaşamı ve destek ihtiyacı değerlendirilmelidir. Destek aramayı, çocuğun başına gelenlerden sorumlu olduğu ya da sorunu kendi başına çözmesi gerektiği anlamına getirmemek önemlidir.
Aynı şekilde, bir çocuğun zorbalığa maruz kaldığını öğrenmek onun ileride mutlaka şiddet uygulayacağını söylememize izin vermez. Bir davranış göstermesi de tek başına ruhsal bir tanı koymak için yeterli değildir. Burada yapılacak iş, çocuk hakkında geleceğe dönük kesin hükümler üretmek değil, mevcut güvenlik ve yardım ihtiyacına yanıt vermektir. Yetişkinlerin kullanacağı dilin de bu sınırı koruması gerekir.
Sadece olayın bitmesini değil, değişimin sürmesini izlemek
Bir görüşme yapıldı, aileler bilgilendirildi, çocuklardan biri özür diledi. Peki, süreç tamamlandı mı? Bunu anlayabilmek için başlangıçta hangi sorunu çözmeye çalıştığımızı yeniden hatırlayabiliriz. Amaç yalnızca yetişkinler arasındaki konuşmayı bitirmek değil, zarar veren davranışın durması ve çocuğun güvenliğinin korunmasıydı.
Örneğin öğretmen artık itme davranışı görmediğini, fakat çocuk mesaj grubunda aşağılanmanın sürdüğünü anlatsın. Bu varsayımsal durumda “Okulda bir şey olmuyor” demek yeterli olmaz. Ya da çocuk bir daha şikâyet etmemiş, fakat kendisine sorulduğunda anlatmasının işe yaramayacağını düşündüğünü söylemiş olsun. Bildirim gelmemesini tek başına başarı ölçüsü saymamak gerekir.
Takip görüşmesinde şu sorular üzerinde durulabilir:
- Hedeflenen davranış gerçekten durdu mu?
- Çocuk kendini hangi alanlarda güvende, hangi alanlarda tedirgin hissediyor?
- Başvuracağı yetişkine ulaşabiliyor mu?
- Zorbalık davranışı gösteren çocuk belirlenen sınırlara uyuyor mu?
- Planın işlemeyen bir parçası var mı?
Bu soruların yanıtları doğrultusunda planı yeniden düzenlemek mümkündür. İlk görüşmede düşünülemeyen bir ayrıntının ortaya çıkması, süreci bırakmak için değil, daha somut hale getirmek için bir fırsat olarak ele alınabilir.
Akran zorbalığına yalnızca “Kim yaptı?” diye baktığımızda bir kişiyi belirleriz. “Nasıl sürdü ve şimdi ne değişecek?” diye sorduğumuzda ise sorumlulukları belirlemeye başlarız. Çocuğun gerçekten korunması, bu ikinci sorunun cevabını günlük yaşamda görebilmesine bağlıdır: Başvurabileceği bir yetişkin, korunan bir sınır ve takip edilen bir söz.