1. “Önce ben” derken aslında neyi kastediyorsun?
Kendine zaman ayırdığında birini geri plana mı atmış oluyorsun? Bir isteğe hayır dediğinde artık daha az mı önemsiyorsun? “Önce kendini sev, önce sen” sözleri kulağa iyi geliyor. Ama bu sözlerin ne anlama geldiğini açmadığımızda, kendine iyi bakmakla yalnızca kendini düşünmek birbirine karışabiliyor.
Örneğin yoğun bir günün sonunda bir arkadaşının seninle uzun uzun konuşmak istediğini düşünelim. Onu önemsiyorsun ama o anda dinleyecek enerjin yok. “Seni dinlemek istiyorum, bu akşam çok yorgunum. Yarın konuşabilir miyiz?” demen, onun yaşadıklarının önemsiz olduğunu söylemek değildir. Kendi durumunu da konuşmanın içine katmaktır.
Buradaki ayrım şu: Kendine öncelik vermek, her koşulda herkesten önce gelmek değil; kararların içinde kendine de yer vermektir. Yani yalnızca “O ne istiyor?” değil, “Ben şu anda neye ihtiyaç duyuyorum?” diye de sorabilmek.
Bu, hayatı sürekli bir sıralamaya dönüştürmek zorunda olduğun anlamına gelmez. Bazen bir yakınının acil ihtiyacı öne çıkar. Bazen senin dinlenmen bekleyemez. Önemli olan, kimin her zaman birinci olduğu değil, bu kararlar verilirken senin ihtiyaçlarının sürekli görünmez kalıp kalmadığıdır.
Kendine iyi bakmak, başkasına göstereceğin ilgiyi de destekleyebilir. Ama kendine bakımın tek gerekçesi başkalarına daha çok verebilmek değildir. Senin dinlenmen, rahat etmen ve kendi hayatına katılman da başlı başına değerlidir. Kendini ihmal etmeden var olabilmek tam olarak bu noktada başlar.
2. Bencillikle özbakımı davranış üzerinden ayırmak
“Ben bencil miyim?” sorusu çok geniştir. Tek bir karar üzerinden bütün kişiliğin hakkında hüküm vermene neden olabilir. Bunun yerine, “Bu davranışta kendi ihtiyacımı nasıl gözetiyorum, karşı tarafın ihtiyacına nasıl yaklaşıyorum?” diye sormak daha açıklayıcıdır.
Bu yazıdaki anlamıyla özbakım, ihtiyaçlarını fark edip onlara uygun bir karşılık vermeye çalışmandır. Dinlenmek, yardım istemek, zamanını düzenlemek veya yapamayacağın bir şeyi açıkça söylemek bunun parçası olabilir. Bencillikle ilgili mesele ise kendi isteğini, başkasının ihtiyaçlarını ve haklarını hesaba katmadan tek belirleyici haline getirmektir.
Örneğin ortak yaşadığın evde sessizliğe ihtiyaç duyduğunu düşünelim. Birlikte uygun saatleri konuşmak, ihtiyacını gözetmenin bir yoludur. Evdeki herkesin her zaman senin programına göre davranmasını beklemek ise aynı şey değildir. İhtiyaç anlaşılır olabilir; onu karşılamak için seçtiğin yol yine de değerlendirmeye açıktır.
Ayrımı anlamak için şu sorular işe yarayabilir:
- İhtiyacımı söylüyor muyum, yoksa karşımdakinin bunu kendiliğinden anlamasını mı bekliyorum?
- Onun farklı bir ihtiyacı olabileceğini kabul ediyor muyum?
- Verdiğim sözleri ve kararımın etkilerini hesaba katıyor muyum?
- Benden beklediğim anlayışı karşı tarafa da gösterebiliyor muyum?
Bunlar bir kişilik testi değildir. Davranışa daha yakından bakmanın yollarıdır. Birinin kararından hoşlanmaması, kararının mutlaka bencilce olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde, kendini iyi hissetmen de seçtiğin davranışın mutlaka adil olduğunu göstermez. Niyetin yanında davranış biçimin ve bağlam da önemlidir.
3. İhtiyacın olması, her istediğinin olması demek değildir
Kendi ihtiyacını önemsemekle, o ihtiyacın yalnızca istediğin biçimde karşılanmasını beklemek arasında da bir fark var. İhtiyaç ile onu karşılamak için aklına gelen ilk çözüm aynı şey olmayabilir.
Örneğin partnerinle yakınlık kurmak istediğini düşünelim. Senin aklındaki çözüm, bütün hafta sonunu birlikte geçirmek olsun. Partnerinin ise bir gününü yalnız geçirmeye ihtiyacı olabilir. Burada senin yakınlık ihtiyacın yanlış değildir. Onun yalnız kalma isteği de otomatik olarak seni önemsemediği anlamına gelmez. Konuşulacak konu, iki ihtiyaca nasıl yer açılabileceğidir.
“Benimle bütün hafta sonu birlikte olmalısın” demek yerine, “Son günlerde birlikte geçirdiğimiz zamanı az buluyorum. İkimize de uygun bir zaman ayırabilir miyiz?” demek farklı bir kapı açar. İlk cümlede tek bir çözüm zorunlu hale gelir. İkinci cümlede ihtiyaç görünür olur ve çözüm konuşulabilir.
Kendine şu soruyu sorabilirsin: “Asıl istediğim bu planın aynen gerçekleşmesi mi, yoksa anlaşılmak, dinlenmek, yakınlık kurmak ya da destek görmek mi?” Bu ayrım, neyi savunduğunu daha iyi anlamana yardımcı olabilir.
Elbette her konuda orta yol bulunmayabilir. Zaman, para ve enerji sınırlı olabilir. Bir ihtiyacın karşılanamaması, o ihtiyacın değersiz olduğu anlamına gelmez. Bazen başka bir zaman, başka bir düzenleme veya başka bir destek gerekir. Kendini gözetmek, her talebine evet alabilmek değil; ihtiyacın karşılanmadığında onu hemen yok saymamaktır.
4. Kendini ihmal etmek gündelik hayatta nasıl görünür?
Kendini ihmal etmek her zaman büyük bir fedakârlık gibi görünmez. Bazen küçük kararların içine yerleşir. Aç olduğunu fark edip yemeği sürekli ertelemek, dinlenmek isterken yeni bir sorumluluk almak, bir konuda fikrin olduğu halde hiç söylememek gibi.
Bunlardan birini bir kez yapmış olman, kendini sürekli ihmal ettiğini göstermez. Hepimizin kendi ihtiyacını ertelediği zamanlar olabilir. Burada bakılabilecek şey, tekrar eden düzen ve karar verirken gerçekten seçeneğinin olup olmadığıdır.
Örneğin ailene yardım etmek için bir akşam kendi planını değiştirdiğini düşünelim. Bunu isteyerek yapıyor ve başka zamanlarda kendi planlarına da yer verebiliyorsan, bu bir paylaşım olabilir. Ama her talepte otomatik olarak kendi planını siliyor, farklı bir seçenek söylemeyi bile düşünemiyorsan, üzerinde durmaya değer başka bir durum vardır.
Şu sorular bu düzeni görünür kılabilir: “Evet demeden önce ne istediğime bakıyor muyum? Yapamayacağımı söyleme hakkım olduğunu düşünüyor muyum? Yardım ettikten sonra dinlenmem için yer kalıyor mu?”
Bir başka önemli soru da şu: “Benim ihtiyacımı kim fark edecek?” Çevrendekilerin seni düşünmesini istemen anlaşılır. Ama kendi ihtiyacını hiç dile getirmeden onların her şeyi görmesini beklemek, iletişimi belirsiz bırakabilir. Bu, bütün sorumluluğun sende olduğu anlamına gelmez. Yalnızca senin de konuşmaya katabileceğin bir bilgi olduğunu gösterir: İçeride ne yaşadığın, dışarıdan her zaman anlaşılmayabilir.
5. Kendini sevmek bir yeterlilik sınavı değil
“Önce kendini seveceksin ki başkasını da sevebilesin” cümlesini, geçilmesi gereken bir sınav gibi düşünmemek gerekir. Kendinden memnun olmadığın günlerde de başkalarını sevebilir, yakınlık kurabilir ve sevgi görebilirsin. Kendinle ilişkinin zor olması, ilişkilerden dışlanman gerektiği anlamına gelmez.
Buradaki daha kullanışlı anlam şu olabilir: Kendine karşı davranışların da önemlidir. Başkasına gösterdiğin anlayışın küçük bir kısmını kendine gösterebiliyor musun? Bir yakının yorulduğunda bunu kabul ederken, kendin yorulduğunda hemen tembellikle mi açıklıyorsun?
Örneğin planladığın işleri bitiremediğin bir gün yaşadığını düşünelim. “Ben zaten hiçbir şeyi beceremiyorum” demekle, “Bugün yetişmedi; süreyi mi yanlış hesapladım, fazla mı iş aldım?” diye sormak aynı şey değildir. İkinci yaklaşım sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Sadece bütün kişiliğini yargılamak yerine, değiştirilebilecek duruma bakar.
Dinlenmene izin vermemek veya bitirdiğin işi görmeden hemen daha fazlasını istemek sana tanıdık geliyorsa, Ceren İzmir’in kendine sert davranmakla kendini geliştirmek arasındaki farkı ele alan yazısı, bu ayrımı gündelik davranışlar üzerinden düşünmeyi kolaylaştırabilir.
Kendini sevmek, her davranışını beğenmek değildir. Hata yaptığında düzeltmeye çalışırken de kendine saygılı davranabilmektir. Kendine bakım vermek için önce kusursuz bir özsevgi duygusuna ulaşman gerekmez. “Şu anda kendimden pek memnun değilim ama yine de dinlenmeye ihtiyacım var” diyebilmek de kendini ihmal etmemenin bir yoludur.
6. Suçluluk hissetmek, yanlış yaptığın anlamına gelir mi?
Birine hayır dediğinde suçluluk hissedebilirsin. Bu duyguyu hemen susturman da, söylediği her şeyi doğru kabul etmen de gerekmez. Önce neye işaret ettiğine bakabilirsin.
Örneğin sürekli üstlendiğin bir aile işini bu kez yapamayacağını söylediğini düşünelim. Kimseyi küçümsemeden, yeterince önceden haber vererek konuşmuş olabilirsin. Yine de içinde “Beni düşüncesiz bulacaklar” düşüncesi belirebilir. Burada suçluluk, gerçekten birine haksızlık yapmandan çok, alıştığın davranışın dışına çıkmanla ilgili olabilir. Bu bir olasılıktır; kendi durumunda ne olduğunu ayrıca değerlendirmek gerekir.
Öte yandan verdiğin sözü açıklama yapmadan yerine getirmediysen, duyduğun rahatsızlık dikkate alınması gereken bir sorumluluğu hatırlatıyor olabilir. İki durumun çözümü aynı değildir. Birinde yeni bir sınıra alışmaya çalışırsın. Diğerinde haber vermek, özür dilemek veya oluşan aksaklığı gidermek gerekebilir.
Kendine “Birinin hakkını mı görmezden geldim, yoksa beklentisini mi karşılamadım?” diye sorabilirsin. Ardından “Kararımın hangi kısmını savunuyorum, hangi kısmını farklı yapabilirdim?” sorusu gelebilir.
Suçluluk bir bilgidir; tek başına kararın doğruluğunu belirleyen bir hüküm değildir. Karşı tarafın üzülmesi de mutlaka geri adım atman gerektiğini göstermez. Onun hayal kırıklığını anlayabilir ve yine de yapamayacağın bir şeyi yapamayacağını söyleyebilirsin. Duyguyu kabul etmekle talebi kabul etmek farklı şeylerdir. Bu ayrım, hem kendine hem karşındakine daha dürüst davranmana alan açar.
7. Sınır koymak, karşı tarafı yönetmek değildir
Sınır koymak, kendi katılımın ve yapabileceklerin hakkında açık olmaktır. Karşı tarafın bütün davranışlarını yönetmeye çalışmakla aynı şey değildir. “Ben ne yapabilirim, neyi yapamam, hangi koşulda konuşmaya devam edebilirim?” sorularıyla ilgilidir.
Örneğin bir tartışmada seslerin yükseldiğini düşünelim. “Bir daha asla öfkelenmeyeceksin” demek, karşı tarafın duygusunu kontrol etmeye yönelir. “Sesler yükseldiğinde konuşmayı sürdürmekte zorlanıyorum. Bir ara verip sonra devam etmek istiyorum” demek ise kendi katılımın hakkında bilgi verir. Ara vermenin amacı konuyu sonsuza kadar kapatmak değilse, ne zaman geri dönülebileceğini de konuşabilirsin.
Sınır cümlesinin sert veya uzun olması gerekmez. Duruma göre şöyle ifadeler kullanılabilir:
- “Bu hafta yeni bir iş üstlenemem; elimdeki işleri tamamlamam gerekiyor.”
- “Şu anda konuşabilecek durumda değilim. Akşam yeniden konuşmayı önerebilirim.”
- “Sana yardım etmek istiyorum ama bunun tamamını tek başıma yapamam.”
Bunlar her durumda aynen kullanılacak hazır cevaplar değildir. Önemli olan, ihtiyacınla yapabileceklerin arasındaki ilişkiyi açıkça söylemektir. Karşındakini suçlamadan konuşmak, onun mutlaka memnun kalacağını garanti etmez.
Ayrıca sınırın bir cezaya dönüşmemesine dikkat edebilirsin. “İstediğimi yapmazsan seni önemsemem” demekle, “Bunu yapmayı kabul etmiyorum” demek aynı değildir. Birinde yakınlık baskı aracı haline gelir; diğerinde kendi kararını bildirirsin. Kendini korurken karşı tarafın ayrı bir kişi olduğunu kabul etmek, bu ayrımın önemli parçasıdır.
8. Kendine öncelik vermek sorumluluklarını silmez
“Ben artık kendimi seçiyorum” demek, ortak sorumlulukların bir anda ortadan kalkması anlamına gelmez. Kendini ihmal etmemekle, üstlendiğin işlerin etkisini düşünmek birlikte mümkün olabilir. Bazen ihtiyaç duyduğun şey sorumluluğu bırakmak değil, paylaşım biçimini değiştirmektir.
Örneğin evde bakım ve düzen işlerinin çoğunu senin yaptığını düşünelim. Yorulduğunu fark edip daha fazla dinlenmek istemen anlaşılır. Bunun konuşulabilir karşılığı, hangi işlerin kimde olduğu ve nasıl paylaşılabileceğidir. Özellikle birinin günlük bakımının söz konusu olduğu durumda, işi habersizce bırakmakla sürdürülebilir bir düzen istemek farklı sonuçlar doğurur.
Benzer şekilde, bir arkadaşına yardım sözü verip sonradan yapamayacağını fark edebilirsin. Kendini zorlayarak mutlaka tamamlaman gereken tek bir yol yoktur. Ama mümkün olduğunda erken haber vermek ve ne kadarını yapabileceğini söylemek, karşı tarafın da plan yapmasına alan açar.
Burada özür dilemek, ihtiyacından vazgeçmek demek değildir. Örneğin “Dinlenmeye ihtiyacım olduğu için planı değiştirmem gerekti. Sana geç haber verdiğim için üzgünüm” diyebilirsin. İhtiyacını korurken iletişim biçiminin sorumluluğunu almış olursun.
İlişkilerde karşılıklılık da her gün tam eşitlik anlamına gelmez. Bazen biri daha çok desteğe ihtiyaç duyar. Asıl soru, bu değişimin konuşulabilir olup olmadığı ve senin ihtiyacının da zamanı geldiğinde ciddiye alınıp alınmadığıdır. Kendine yer açmak, başkasına hiç yer bırakmamak zorunda değildir.
9. Uyum sağlamakla kendinden vazgeçmek aynı şey değil
Kendini önceliklendirmeye çalışırken başka bir uç noktaya kaymak da mümkün: “Ben böyleyim, hiçbir şeyi değiştirmem.” Oysa ilişkide kendin olmak, davranışlarının etkisini hiç değerlendirmemek değildir. İfade biçimini değiştirebilir, dinlemeyi öğrenebilir ve yine de kendi düşünceni koruyabilirsin.
Örneğin doğrudan konuşmayı sevdiğini ama tartışırken karşındakinin sözünü sık sık kestiğini düşünelim. Daha çok dinlemeye çalışman, kendi kişiliğinden vazgeçmen anlamına gelmez. Buna karşılık, tartışma çıkmasın diye hiçbir konuda farklı fikir söylememek başka bir durumdur. İlkinde iletişim biçimini düzenlersin. İkincisinde kendi sesini konuşmadan çıkarırsın.
Simge Saygılı’nın ilişkide uyum sağlamakla kendinden vazgeçmek arasındaki farkı açıklayan yazısı, bu ayrımı dinlemek, farklı görüş belirtmek ve ilişkide kendin olabilmek üzerinden genişletiyor.
Bir geri bildirim aldığında hemen “Beni değiştirmek istiyor” ya da “Demek ki bütün sorun bende” sonucuna gitmeden önce, istenen değişikliğin ne olduğuna bakabilirsin. Belirli bir davranış mı konuşuluyor? Yoksa ihtiyaçlarının, arkadaşlıklarının veya fikirlerinin bütünüyle ortadan kalkması mı bekleniyor?
Kendi payını görmek, bütün sorumluluğu üstlenmek değildir. Karşı tarafın payını görmek de kendi davranışlarını değerlendirmene engel değildir. Hem “Bu konuda seni yeterince dinlemedim” hem de “Benim ne düşündüğümü söylemeye ihtiyacım var” diyebilirsin. Kendini ihmal etmeden ilişki kurmak, bu iki cümleye de yer açabilmektir.
10. Büyük bir karar yerine küçük bir denemeyle başlamak
Kendine öncelik vermeyi öğrenmek için bütün ilişkilerini yeniden düzenlemek zorunda değilsin. Gündelik, daha düşük gerilimli bir durum seçip ne yaptığını gözlemleyebilirsin. Amaç her seferinde kusursuz davranmak değil; karar verirken kendi ihtiyacını da fark etmektir.
Örneğin hafta sonunu dolduran davetlerden birine gerçekten gitmek istemediğini düşünelim. Bu durumu dört adımda değerlendirebilirsin:
- Durumu somutlaştır. “Herkes benden çok şey istiyor” yerine, hangi davetin veya sorumluluğun seni zorladığını belirle.
- İhtiyacını adlandır. Dinlenmek mi, yalnız kalmak mı, kendi işine zaman ayırmak mı istiyorsun? İlk aklına gelen açıklamayı biraz aç.
- Yapabileceğini açıkça söyle. Katılamayacağını, daha kısa kalabileceğini veya başka bir zamanı tercih ettiğini belirt. Sunmak istemediğin bir alternatifi sırf suçluluğu azaltmak için vaat etme.
- Sonrasında ne olduğunu değerlendir. İhtiyacına yer açabildin mi? İletişiminde değiştirmek istediğin bir şey var mı? Karşı tarafın tepkisiyle ilgili varsayımın gerçekleşti mi?
Bu değerlendirmeyi de kendini yargılamanın yeni bir yoluna çevirmemeye çalış. Bazen geç fark edersin, gereğinden uzun açıklama yaparsın veya önce evet deyip sonra kararını değiştirmen gerekir. Böyle bir durumda bir sonraki konuşmada neyi daha açık söyleyebileceğine bakabilirsin.
Mesele, her durumda “önce ben” demek değil. Bazen önce sen, bazen karşındaki, bazen de birlikte kurduğunuz düzen ilgiyi hak eder. Önemli olan, başkasına yer açarken kendini bütünüyle dışarıda bırakmamandır. “Sen önemlisin” dediğin cümlenin yanında “Ben de buradayım” diyebileceğin bir alan olduğunda, kendine öncelik vermek bir yarış olmaktan çıkar.