DiğerVideo: 0:37

ChatGPT ile Konuşmak Neden Psikoterapinin Yerini Tutmaz?

Puanlar yükleniyor…

Bu videoyu değerlendirmek için bir yıldız seçin.

Bu videoda

Anlaşılmış hissetmek, onaylanmak ve farkındalık kazanmak arasındaki fark nedir? Yapay zekâ sohbetlerinin sınırlarını, terapinin neyi farklı yaptığını ve dijital desteği hayatınızda nereye koyabileceğinizi ele alıyoruz.

Videonun yazısını oku ↓

Yorumlar

Yorumlar herkese açıktır.

Hesabınız kontrol ediliyor…

Yorumlar yükleniyor…

Videonun yazısı

Zeynep Sude Bacacı adlı uzmanın videosundaki ana fikirden yola çıkarak hazırlanmıştır.

Bir yanıtın iyi gelmesi, terapi olduğu anlamına gelir mi?

Zor bir konuşmanın ardından telefonunuzu açtığınızı düşünelim. Yaşadıklarınızı yazıyorsunuz. Karşınıza sakin, ilgili ve sizi suçlamayan bir yanıt geliyor. Biraz rahatlıyorsunuz. Belki de o anda ihtiyacınız olan, anlatacak bir yer bulmaktı. Peki, bu rahatlama ile psikoterapide yürütülen çalışma aynı şey mi?

Burada birbirine yakın görünen ama aynı olmayan ihtiyaçlar var: İçinizi dökmek, anlaşılmak, bir konuda bilgi edinmek ve hayatınızda tekrar eden bir güçlüğü değiştirmek. Aynı konuşmada bunların birkaçını birden isteyebilirsiniz. Yine de bir ihtiyacın karşılanması, diğerlerinin de karşılandığını göstermez. Genel amaçlı yapay zekâ sohbetleri, ruh sağlığı uzmanıyla yürütülen psikoterapinin yerine konmamalıdır. (İlgili sayfa)

Örneğin, bir tartışmadan sonra yalnızca “Haksız değilsiniz” duymak istediğinizi düşünelim. Böyle bir yanıt o akşam size iyi gelebilir. Fakat ertesi hafta benzer bir tartışma yaşadığınızda, aynı noktaya nasıl geldiğinizi anlamak için başka sorulara ihtiyaç duyabilirsiniz. Neyi söylemediniz? Karşınızdakinin hangi davranışına nasıl bir anlam verdiniz? Bu kez neyi farklı yapmak isterdiniz?

Yani mesele, yapay zekâyla konuştuğunuz için kendinizi eleştirmeniz değil. Bir yanıtın sizi rahatlatmasıyla, yaşadığınız güçlüğü anlamanıza ve değiştirmenize yardımcı olması farklı ölçütlerdir. Kullanılan aracın değerini de sınırını da bu ayrımı koruyarak değerlendirmek gerekir. Kendinize sorabileceğiniz ilk soru şu olabilir: “Şu anda bir cevap mı arıyorum, yoksa üzerinde çalışmak istediğim bir durum mu var?”

Yapay zekânın sınırı yalnızca algoritma olması değildir

ChatGPT gibi sistemler insan diline benzeyen yanıtlar üretir. Ancak akıcı ve kendinden emin bir anlatım, verilen bilginin doğru olduğunu göstermez. Dünya Sağlık Örgütü, bu sistemlerin özellikle sağlık konularında ikna edici görünen fakat hatalı yanıtlar üretebileceğine dikkat çeker. (who.int)

Öte yandan “Yapay zekâ her zaman sizi onaylar” demek de fazla kesin olur. Onaylayıcı yanıt verme eğilimi bir risk olabilir; fakat her yanıtın mutlaka onay içerdiği söylenemez. Asıl ayrım, size katılıp katılmamasından daha geniştir. (İlgili sayfa)

Örneğin, aynı tartışmayı önce “Bana saygısızlık edildi” diye, sonra “Ben fazla sert davranmış olabilir miyim?” diye anlattığınızı düşünelim. Bu iki anlatım, olayın farklı taraflarını öne çıkarır. Burada sorulması gereken yalnızca “Hangi cevap daha hoşuma gitti?” değildir. “Olayın hangi kısmını anlattım, hangi kısmını dışarıda bıraktım ve hangi bilgileri henüz bilmiyorum?” soruları da önemlidir.

Bir cevabın nazik olması, sizin durumunuza uygun olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde eleştirel olması da onu kendiliğinden derin veya doğru yapmaz. “Bana karşı çıktı, demek ki tarafsız” sonucuna varmak da “Beni onayladı, demek ki beni anladı” kadar aceleci olabilir.

Bu nedenle yararlı değerlendirme sorusu şudur: “Bu yanıt hangi bilgiye dayanıyor ve bilmediği şeyler konusunda ne kadar temkinli?” Bir metnin etkileyici görünmesiyle, hayatınız hakkında karar vermek için yeterli dayanak sunması aynı şey değildir.

Duygunuzu kabul etmek, yorumunuzu doğrulamak değildir

Bir örnek üzerinden düşünelim. Yakın bir arkadaşınız mesajınıza dönmemiş olsun. Siz de “Beni artık önemsemiyor” diye düşünmüş ve kırılmış olun. Burada üç ayrı şey var: Mesaja henüz yanıt gelmemesi, bunun sizde yarattığı kırgınlık ve arkadaşınızın sizi önemsemediği yorumu.

“Yanıt beklerken kırılmış olmanız anlaşılır” demekle “Evet, arkadaşınız sizi önemsemiyor” demek aynı değildir. İlki duygunuza yer açar. İkincisi ise karşınızdaki kişinin niyeti hakkında, henüz yeterince bilgi yokken bir sonuca varır. Duygunun gerçek olması, o duyguyla birlikte gelen yorumun mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez.

Psikoterapide çalışılabilen alanlardan biri, düşüncelerin duygularla ve davranışlarla ilişkisini fark etmektir. Bu, duyguları geçersiz saymak değil, yaşanan durumu daha ayrıntılı incelemektir. (nimh.nih.gov)

Bu varsayımsal örnekte şu soruları düşünebilirsiniz:

  • Kesin olarak bildiğim şey nedir?
  • Bilmediğim kısmı hangi varsayımla tamamlıyorum?
  • Bu varsayımın dışında başka hangi açıklamalar mümkün?
  • Kırgınlığımı, karşımdakinin niyetini bildiğimi iddia etmeden nasıl anlatabilirim?

Buradaki amaç, arkadaşınızın davranışını mutlaka haklı çıkarmak değildir. Gerçekten ihmal edilmiş de olabilirsiniz. Ama bunu anlamak için yalnızca ilk yorumunuza tutunmak yerine, yaşananları incelemek gerekir. Kendinize alan açmakla kendi yorumunuzu sorgulamak birbirinin karşıtı olmak zorunda değildir. “Canım yandı” diyebilir, aynı anda “Bunun nedenini henüz bütünüyle bilmiyorum” diye düşünebilirsiniz.

Rahatlamak ve güçlenmek birbirinin karşıtı değildir

Terapinin amacı sizi sürekli zorlamak, rahatlatmaktan kaçınmak veya her söylediğinize karşı çıkmak değildir. Psikoterapinin hedefleri arasında sıkıntının azalması, gündelik yaşamın desteklenmesi ve yaşam kalitesinin iyileşmesi de bulunur. Duygusal destek de bu sürecin bir parçası olabilir. (nimh.nih.gov)

O hâlde rahatlamakla güçlenmek arasındaki farkı nasıl düşünebiliriz? Örneğin, önemli bir görüşmeye hazırlanırken çok kaygılandığınızı varsayalım. “Kesinlikle harika geçecek” cümlesi duymak isteyebilirsiniz. Fakat görüşmenin nasıl geçeceğini kimse kesin olarak bilemez. Burada başka bir hedef kurulabilir: Görüşme kusursuz geçmese de kendinizi ifade edebilmek ve beklenmedik bir soruyla karşılaşınca ne yapacağınızı düşünmek.

İlk hedef, sonucu garanti altına almaya çalışır. İkincisi, sizin hareket edebileceğiniz alanı belirler. “Hiç kaygılanmayayım” yerine “Kaygılı olsam da söylemek istediğim noktaları nasıl toparlayabilirim?” sorusu bu ayrımı görünür kılar.

Güçlenmeyi hiç üzülmemek, hiç korkmamak veya her şeyi tek başınıza yapmak şeklinde tanımlamak zorunda değilsiniz. Bu örnekte güçlenmek, neye hazırlanabileceğinizi ve hangi konuda destek isteyebileceğinizi ayırt etmek anlamına gelebilir.

Aynı nedenle, bir görüşmeden rahatsız ayrılmak da tek başına o görüşmenin yararlı olduğunu kanıtlamaz. “Zorlandım, demek ki gelişiyorum” diye düşünmek yerine, neyin neden zor geldiğini ve çalışmanın size nasıl yardımcı olmasının amaçlandığını konuşabilmeniz önemlidir. Rahatlama küçümsenecek bir ihtiyaç değildir; yalnızca değerlendirmedeki tek ölçüt olmamalıdır.

Farkındalık, kendinize bir etiket bulmaktan fazlasıdır

“Ben kaygılı biriyim”, “Ben hep yanlış insanları seçiyorum” veya “Ben hayır diyemem.” Bunlar kendiniz hakkında kurduğunuz cümleler olabilir. Fakat bir tanım bulmakla, belirli bir durumda ne olduğunu anlamak aynı değildir. Psikoterapide duygu ve davranışları izlemek, düşünce alışkanlıklarını incelemek ve sorun çözme yolları geliştirmek gibi çalışmalar yapılabilir. (nimh.nih.gov)

Örneğin, iş yerinde istemediğiniz bir görevi kabul ettiğinizi düşünelim. İlk açıklamanız “Ben zaten sınır koyamıyorum” olsun. Bu cümleyi biraz açtığınızda daha somut bir sıra görebilirsiniz: Görev teklif edildi, reddederseniz bencil bulunacağınızı düşündünüz, gerildiniz ve kabul ettiniz. Sonrasında da kendi işlerinize zaman kalmadığı için öfkelendiniz.

Burada çalışılabilecek konu yalnızca “hayır diyememek” değildir. Başkasının gözünde nasıl görünmekten çekindiğiniz, sorumluluk anlayışınız ve kabul ettiğiniz görevin size maliyeti de tabloya dâhildir. “Ben böyleyim” cümlesi bu ayrıntıları kapatırken, “O anda ne olacağını düşündüm?” sorusu onları açar.

Gündelik bir durumu anlamak için şu ayrımı kullanabilirsiniz:

  1. Ne oldu?
  2. Olanları nasıl yorumladım?
  3. Ne hissettim ve ne yaptım?
  4. Yaptığım şeyin kısa ve daha uzun vadeli sonucu ne oldu?

Bunlar bir tanı testi değildir. Kendinize kesin bir açıklama bulmanız da gerekmez. Amaç, tek bir etiketin içine sığdırdığınız yaşantıyı biraz daha ayrıntılı görebilmektir. “Benim sorunum ne?” yerine “Bu durumda bende neler oluyor?” diye sormak, araştırılacak alanı değiştirir.

Terapiyi farklı kılan, yalnızca verilen cevaplar değildir

Psikoterapiyi yalnızca doğru cümleleri duymak olarak düşünürseniz, iyi yazılmış bir yanıtla arasındaki fark belirsizleşebilir. Oysa süreçte uzmanın eğitimi, kullanılan yaklaşım, birlikte belirlenen hedefler, güven ilişkisi ve ilerlemenin değerlendirilmesi de önem taşır. Bunlar ilk görüşmelerde sorulabilecek konulardır. (nimh.nih.gov)

Örneğin, “İlişkilerimde sürekli geri çekiliyorum” diyerek destek aradığınızı düşünelim. Burada tek bir akıllıca açıklama duymak yerine, geri çekilmenin sizin hayatınızda ne anlama geldiğini açmak isteyebilirsiniz. Tartışma başlayınca mı uzaklaşıyorsunuz? İhtiyacınızı söylemeden önce mi vazgeçiyorsunuz? Yalnız kalmak size düşünme alanı mı sağlıyor, yoksa konuşulması gerekenleri sürekli erteliyor mu?

Bu örnekte “Daha açık iletişim kurmalısınız” cümlesi tek başına pek çok şeyi cevapsız bırakır. Sizin için açık iletişimin ne olduğu, bunu hangi ilişkilerde zor bulduğunuz ve küçük bir değişikliği nasıl fark edeceğiniz de konuşmanın parçasıdır.

Uzmanla çalışmak, uzmanın hiç yanılmayacağı veya her yorumunun size uyacağı anlamına gelmez. Bu yüzden siz de “Bu açıklama bana uymadı”, “Burada anlaşılmadığımı hissettim” veya “Neden bunu konuşuyoruz?” diyebilmelisiniz. Güven ilişkisi, soru sormamanız üzerine kurulmaz. (nimh.nih.gov)

İlk görüşmede kendinize şu alanı açabilirsiniz: “Burada neyi değiştirmek istiyorum ve bunu birlikte nasıl değerlendireceğiz?” Böylece değerlendirme yalnızca konuşma sonrasında iyi hissedip hissetmediğinize değil, üzerinde anlaştığınız çalışmanın yönüne de dayanır.

Arkadaş gibi hissettirmesi, arkadaşlığın yerini tuttuğunu göstermez

Bir sohbetin yakın gelmesini küçümsemek gerekmez. Örneğin, gün boyunca kimseye anlatamadığınız bir şeyi yazdığınızda, sonunda kendinize söz hakkı vermiş gibi hissedebilirsiniz. Burada sizin yaşadığınız yakınlık hissini tartışmaya açmadan, bu hissin yöneldiği aracın sınırlarını ayrı değerlendirmek mümkündür.

Amerikan Psikoloji Birliği, yapay zekâyla etkileşimin insan ilişkilerinin önüne geçmesi ve günlük yaşamı aksatması gibi aşırı dayanma işaretlerine dikkat edilmesini önerir. (İlgili sayfa)

“En yakın arkadaşım gibi” benzetmesini bu nedenle biraz açmak yararlıdır. Bu ifadeyle neyi kastediyorsunuz? Kolay erişilebilir olmasını mı? Sözünüzü kesmemesini mi? Sizi eleştirmeyeceğini düşünmenizi mi? Yoksa artık insanlarla paylaşmak istemediğiniz şeyleri yalnızca oraya yazmanızı mı? Aynı benzetme, birbirinden farklı ihtiyaçları anlatıyor olabilir.

Örneğin, zor bir konuşmaya hazırlanmak için önce düşüncelerinizi yazdığınızı, ardından güvendiğiniz biriyle görüştüğünüzü varsayalım. Bir de konuşmak istediğiniz kişiden sürekli uzaklaşıp bütün paylaşımınızı ekrana taşıdığınızı düşünün. Bu iki kullanımın hayatınızdaki yeri aynı değildir.

Burada kendinize “Ne kadar yakın hissettim?” sorusunun yanında “Bu sohbetten sonra hayatımda kime veya neye yaklaştım?” diye de sorabilirsiniz. Bir mesajı yazabildiniz mi? Bir görüşme ayarladınız mı? İhtiyacınızı bir insana anlatabildiniz mi? Yoksa yapmak istediğiniz konuşmayı bir kez daha mı ertelediniz? Bu sorular, yakınlık hissini reddetmeden kullanımın hayatınızdaki yönünü incelemenize yardımcı olacak bir çerçeve sunar.

Dijital bir araca hangi işi verdiğinizi belirleyin

Bir aracın sınırlarını düşünürken “Tamamen yararlı mı, tamamen zararlı mı?” ikiliğine sıkışmak zorunda değilsiniz. Daha somut soru şudur: “Bu araçtan tam olarak ne yapmasını bekliyorum?” Düşüncelerinizi düzenlemekle ruhsal durumunuz hakkında kesin bir karar almak aynı beklenti değildir. Sağlıkla ilgili yapay zekâ yanıtlarını doğruluk garantisi taşıyan değerlendirmeler olarak görmemek gerekir. (who.int)

Örneğin, bir uzmanla görüşmeye hazırlanırken hangi konuları anlatmak istediğinizi bir sayfaya yazdığınızı düşünelim. İşte yaşadığınız gerginlik, uykunuzla ilgili gözlemleriniz ve yakın ilişkinizdeki bir güçlük bu sayfada yer alsın. Buradaki amaç, görüşmenin gündemini toparlamaktır; bu notlardan kendi başınıza tanı çıkarmak değildir.

Benzer şekilde “Bu tartışmada ne hissettiğimi henüz adlandıramıyorum” diye düşünmekle “Karşımdaki kişinin nasıl biri olduğunu kesin olarak söyle” beklentisi arasında fark vardır. Birincisi kendi yaşantınızı araştırmaya yönelir. İkincisi, sınırlı bir anlatımdan başka bir insan hakkında hüküm üretmeye çalışır.

Kullanım amacınızı bir cümleyle ifade etmeyi deneyebilirsiniz: “Şu anda karar verdirmek değil, düşüncelerimi sıralamak istiyorum.” Ya da “Şu anda birini etiketlemek değil, hangi davranışın beni incittiğini belirlemek istiyorum.”

Bu cümleler bir güvenlik garantisi oluşturmaz. Ancak ne istediğinizi ve neyi bir araca devretmek istemediğinizi ayırmanıza yardımcı olacak bir başlangıç olabilir. Özellikle hayatınızı etkileyen kararları, bir yanıtın kendinden emin üslubuna teslim etmemek önemlidir.

Mahrem hissettiren bir ortam, aynı ölçüde korunaklı olmayabilir

Bir ekrana yazarken sizi izleyen kimse yokmuş gibi hissedebilirsiniz. Ancak bu his, paylaştığınız verilerin nasıl işlendiği sorusunu cevaplamaz. Dünya Sağlık Örgütü, bu sistemlere verilen hassas sağlık bilgilerinin korunmasına ilişkin riskleri de vurgular. (who.int)

Burada konuşmanın içeriği kadar, içeriğe hangi ayrıntıları eklediğiniz de düşünülmelidir. Örneğin, bir ilişki güçlüğünü anlatmakla partnerinizin tam adını, iş yerini ve özel mesajlarının tamamını paylaşmak aynı şey değildir. Konuyu anlamak için gerekli gördüğünüz ayrıntıyla, bir kişiyi tanınabilir kılan ayrıntıyı birbirinden ayırabilirsiniz.

Yazmadan önce kendinize şu soruları yöneltebilirsiniz:

  • Bu bilgiyi eklemeden de anlatmak istediğim durumu açıklayabilir miyim?
  • Burada yalnızca kendime ait bilgileri mi paylaşıyorum?
  • Bu metin başka biri tarafından görülse hangi ayrıntılar beni kaygılandırırdı?
  • Kullandığım hizmetin verilerle ilgili açıklamalarını gerçekten biliyor muyum?

Amaç, paylaşım konusunda sizi korkutmak değil; mahremiyet hissiyle veri güvenliğini aynı kabul etmemektir. Amerikan Psikoloji Birliği de hassas ve kişiyi tanımlayan bilgilerin paylaşılmasında dikkatli olunmasını önerir. (İlgili sayfa)

Bir sohbetin yargılayıcı görünmemesi, oraya her ayrıntıyı yazmanız gerektiği anlamına gelmez. Kendinize ait bir konuyu konuşmak isterken başka insanların özel bilgilerini korumayı da hesaba katabilirsiniz. Bazen daha az ayrıntı vermek, anlatmak istediğiniz duyguyu ifade etmenize engel değildir.

Aynı cevabı tekrar tekrar aradığınızda neye bakabilirsiniz?

Örneğin, bir tartışmadan sonra “Ben kötü biri miyim?” diye sorduğunuzu düşünelim. Aldığınız yanıt sizi rahatlatmış olsun. Bir süre sonra aynı kuşku geri gelsin ve soruyu biraz değiştirerek yeniden sorun. Bu varsayımsal durumda, cevapların içeriği kadar tekrarın kendisine de bakabilirsiniz.

Her yeni yanıt size yeni bir düşünme alanı mı açıyor, yoksa aynı güvenceyi bir kez daha mı arıyorsunuz? Soruyu yeniden sormadan önce ne oluyor? Bir mesaj mı görüyorsunuz, konuşmayı zihninizde mi canlandırıyorsunuz, yoksa kararınızın kesinlikle doğru olduğundan emin olmak mı istiyorsunuz?

Bu sorular size bir tanı koymaz. Kullanımınızı yalnızca geçirdiğiniz süre üzerinden değil, ne işe yaradığı üzerinden incelemek için sunulmuş düşünme sorularıdır. Örneğin, uzun bir sohbetin ardından somut bir adım atmış olabilirsiniz. Kısa ama gün boyunca tekrar edilen konuşmalar ise vermek istediğiniz kararı sürekli ertelediğiniz bir düzene dönüşmüş olabilir.

İnsanlarla görüşmenin, işlerin veya günlük sorumlulukların geri plana düşmesi, kullanımı yeniden değerlendirmek için önemli bir işarettir. Böyle bir durumda profesyonel destekle konuşmak yararlı olabilir. (İlgili sayfa)

Kendinize koyacağınız soru “Bunu neden yapıyorum, bende ne yanlış?” olmak zorunda değil. “Burada hangi ihtiyacımı karşılamaya çalışıyorum ve bu ihtiyacın başka hangi karşılıkları olabilir?” diye sorabilirsiniz. Belki açıklığa, belki eşlik edilmeye, belki de belirsizlik içinde karar verebilmeyi konuşmaya ihtiyacınız vardır. Bunları hemen çözmeniz değil, birbirinden ayırmanız başlangıç olabilir.

İnsan desteğine geçiş için her şeyi çözmüş olmanız gerekmez

Sıkıntılarınız sürüyorsa, uykunuzu, ilişkilerinizi veya günlük yaşamınızı etkiliyorsa bir ruh sağlığı uzmanıyla görüşmeyi değerlendirebilirsiniz. Destek aramak için önce kendinize bir tanı koymanız gerekmez. (nimh.nih.gov)

Örneğin, ilk görüşmede yalnızca şunu söylemek istediğinizi düşünelim: “Son zamanlarda kendimi anlamak için sürekli çevrim içi konuşuyorum. Biraz rahatlıyorum ama aynı sorular geri geliyor.” Bu, üzerine konuşulabilecek açık bir başlangıçtır. Daha düzenli, daha etkileyici veya daha klinik bir anlatım hazırlamak zorunda değilsiniz.

Sizi durduran düşünce “Kendi başıma halletmeliyim” ise, terapiye gitmenin utanç verici olup olmadığı konusundaki açıklamalar destek istemeyi zayıflıkla eşitlememeniz için tamamlayıcı olabilir. İlk adımı, bütün hayatınızı anlatma zorunluluğu olarak değil, neye ihtiyaç duyduğunuzu konuşacağınız bir görüşme olarak düşünebilirsiniz.

Kendinize zarar verme düşünceleri veya acil bir güvenlik riski varsa yalnızca bir sohbet uygulamasına dayanmayın. Bulunduğunuz yerdeki acil yardım hizmetlerine ya da en yakın acil servise başvurun; mümkünse güvendiğiniz bir kişiye de haber verin. (İlgili sayfa)

Yapay zekâyla kurduğunuz sohbeti bütünüyle değersiz saymanız gerekmiyor. Ancak size iyi gelen bir yanıtın yapabilecekleriyle, bir insanla birlikte yürütülen psikolojik çalışmanın sorumluluğunu aynı yere koymamak gerekiyor. Asıl soru yalnızca “Beni kim onaylıyor?” değil; “Yaşadıklarımı daha açık görmeme, seçeneklerimi değerlendirmeme ve hayatımda karşılığı olan adımlar düşünmeme ne yardımcı oluyor?” olabilir.

🔑 Anahtar Noktalar

  • 1Bir yanıtın rahatlatıcı olması, psikoterapinin yerini tuttuğunu göstermez.
  • 2Duyguları kabul etmek ile olaylara ilişkin yorumları doğrulamak farklıdır.
  • 3Terapide rahatlama, farkındalık ve güçlenme birbirinin karşıtı değildir.
  • 4Farkındalık, kendini etiketlemekten çok belirli durumlarda düşünce, duygu ve davranışları incelemeyi içerir.
  • 5Yapay zekâ kullanımını amacı, mahremiyet sınırları ve insan ilişkilerine etkisi üzerinden değerlendirmek önemlidir.
  • 6Profesyonel destek aramak için önce kendine tanı koymak veya anlatacaklarını kusursuzca hazırlamak gerekmez.

❓ Sık Sorulan Sorular

Yapay zekâyla konuşunca rahatlamam yanlış mı?
Rahatlamanızı yanlış veya değersiz saymanız gerekmez. Önemli ayrım, bu rahatlamadan ne beklediğinizdir: O an iyi hissetmekle, tekrar eden bir güçlüğü anlamak ve değiştirmek aynı hedef değildir.
Terapistimin beni onaylamaması mı gerekir?
Terapinin amacı sürekli karşı çıkmak değildir. Duygunuzun anlaşılmasıyla, yaşananlara ilişkin bütün yorumlarınızın doğru kabul edilmesi farklıdır. Hem desteklenebilir hem de yorumlarınızı birlikte inceleyebilirsiniz.
Bir sohbetin bana yararını nasıl düşünebilirim?
Yalnızca konuşma sırasında nasıl hissettiğinize değil, sonrasında ne yaptığınıza da bakabilirsiniz. Düşünceleriniz netleşti mi, biriyle konuşabildiniz mi, somut bir adım düşündünüz mü; yoksa aynı soruyu tekrar sorma ihtiyacı mı duydunuz?
İlk uzman görüşmesinde yapay zekâyla konuştuğumu anlatabilir miyim?
Bunu görüşmenin konusu yapabilirsiniz. Hangi soruları sorduğunuzu, yanıtlarda ne aradığınızı ve sonrasında nasıl hissettiğinizi kendi sözlerinizle anlatabilirsiniz; bütün konuşma kayıtlarını paylaşmanız gerekmez.