Gün içinde zihnimizden sessizce geçen bazı cümleler vardır: "Buna üzülmemeliyim, buna sinirlenmemeliyim, böyle hissetmemeliyim." Bu cümlelerle bazı duygularımızı sanki yerli yersizmiş gibi, hissetmenin kendisi bir hataymış gibi değerlendiririz. Oysa duygular kapımıza gelen birer habercidir; taşıdıkları haber ağır olabilir, bizi üzebilir ama onlar yalnızca bu haberi bize taşırlar.
Öfke bize sınırlarımıza dair bir işaret verir, üzüntü ise değer verdiğimiz bir şeye dokunduğumuzda ortaya çıkar. Bu yüzden "böyle hissetmemeliyim" demek yerine "bu duygu bana şu an ne anlatmaya çalışıyor" diye sorabiliriz kendimize. Bu küçük dil değişikliği, duygularımızla kurduğumuz ilişkiyi dönüştürebilir.
Çünkü duygular bizim düşmanımız değildir; aksine bize yol gösteren sessiz kılavuzlardır. Onları bastırmak veya yargılamak yerine ne anlatmaya çalıştıklarını dinlemek, kendimizi daha iyi anlamamızı sağlar.